
Sosyal demokrat bir partinin yokluğu yalnızca yeniden dağıtımın daralması anlamına gelmez; “yeniden dağıtım/sosyal diyalog/kurumsal denge” üçlüsünün zayıflamasıyla; eşitsizlik, kırılganlık ve demokratik temsil kalitesinde gerilemeye yol açar. Özgürlüklerin toplumsal zemininin çökmesi, demokrasinin kurumsal güvencelerinin aşınması ve hukukun piyasaya veya otoriteye teslim olması anlamına gelir.
Özgürlüklerin Toplumsal Temeli Zayıflar
Sosyal demokrasi, bireysel özgürlükleri yalnızca “negatif özgürlük” (devlet müdahalesi olmaması) olarak değil, “gerçek özgürlük” (sağlık, eğitim, barınma, güvenceli iş, örgütlenme hakkı gibi) olarak tanımlar.
Bu çerçeve ortadan kalktığında:
-Yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik artar ve özgürlük fiilen ayrıcalığa dönüşür.
-Yoksunlar siyasetten uzaklaşır; söz söyleme ve yaşamını belirleme hakkı yalnızca imkânı olanlara kalır.
- Demokrasi Yalın Seçime İndirgenir
Sosyal demokrat partiler olmadan siyasal alan, sermaye ve devlet seçkinleri arasında daralır; demokratik temsil “çoğunlukçuluk”düzeyine sıkışır.
Sonuç olarak:
-Sendikalar, meslek örgütleri, bağımsız medya gibi demokratik ara kurumlar güç kaybeder.
-Kamusal tartışma piyasalaşır; siyaset “müşteri/yurttaş” dönüşümüne uğrar.
-Yoksul ve emekçi sınıfların taleplerini siyasal sisteme taşıyacak mekanizmalar zayıfladığı için temsili demokrasi içeriğini de kaybeder.
- Hukuk, Sosyal Devlet İlkesinden Kopar
Sosyal demokrat partiler, hukukun yalnızca biçimsel değil maddi adalet üretmesini savunur. Bu bağ koptuğunda:
-Sosyal haklar “maliyet kalemi” olarak görülür; hak olmaktan çıkar, yardıma indirgenir.
-Çalışma yaşamında iş güvencesi, toplu sözleşme ve grev hakkı geri gider.
-Yargı, bireyin değil çoğu zaman gücün yanında konumlanır; hukukun sınıfsal adaleti sağlama kapasitesi çözülür.
- Eşitsizlik Siyasetin Yapısını Belirler
Sosyal demokrat bir parti yoksa, siyaset ekonomik eşitsizliği azaltma kapasitesini yitirir. Bunun doğal sonucu:
-Otoriter, milliyetçi, muhafazakâr reaksiyonların yükselmesi,
-Ekonomik gücü elinde tutanların siyasi gündemi belirlemesi,
-Toplumda “güçlü lider” arayışının artmasıdır.
Demokrasi, eşit yurttaşların rejimi olmaktan çıkar; eşitsiz bireylerin hiyerarşik düzenine dönüşür.
- Toplumsal Dayanışma Zayıflar, Bireycilik Kurumsallaşır
Sosyal demokrasi olmadan, sağlık, eğitim, bakım, barınma gibi ortak kamusal alanlar geriler.
Bu durum:
-Toplumu atomize eder,
-Sınıfsal çatışmayı görünmezleştirir,
-Yurttaşlık bilincini zayıflatır,
-Kamusal sorumlulukları ticarileştirir.
Toplum “herkesin kendi kaderine terk edildiği” bir yapıya dönüşür.
- Yeniden dağıtımın daralması: Dolaylı vergiler artar, artan oranlı vergi, dolaylı vergi, servet/kalıtım vergileri, hedefli sosyal transferler ve evrensel hizmetlerin (sağlık-eğitim-bakım) bütçe içindeki payı düşer; Gini, üst yüzde 10 payı, yoksulluk açığıartar.
-İşsizlik sigortası, asgari gelir (ileride tümden kaldırılması, adil gelir uygulamasına geçilmesi gerekir), bakım hizmetleri ve ucuz barınma zayıflar;iş güvencesi,sendikalaşma,toplu sözleşme kapsamı küçülür.
-Sosyal diyalogun çözülmesi:Tripartit kurumlar (işveren örgütleri, sendikalar-devlet) ve ücret belirleme koordinasyonu zayıflar;ücret-verimlilikkopar, emek verimliliği artışı ücretlere daha az yansır.
-Barınma, insanca yaşama, beslenme olanaklarının tamamı piyasanın insafına kalır.
-Bölgesel ve toplumsal uçurumlar:Kırsal-kentsel, merkez-çevre, cinsiyet ve gençlik eşitsizlikleri derinleşir;sosyal hareketlilikyavaşlar.
-Siyasal temsil ve kutuplaşma:Sınıf-temelli arabuluculuk olmayınca, kısa vadeli popülizm ve kültürel kutuplaşma artar;kurumsal güvenvekatılımdüşer.
-İklim-refah entegrasyonu zayıflar:Yeşil dönüşümün adil geçiş ayağı (yeniden eğitim, bölgesel telafi, enerji yoksulluğu) eksik kalır.
-Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri çok daha gerilere gider.
– Sol-merkezde kurumsal kamucu bir temsil olmadan, refah devleti “sigorta” olmaktan çıkar, krizler toplumsal maliyeti yüksek biçimde yaşanır; orta sınıf erir, demokratik istikrar kırılganlaşır; yaşam çekilmez bir hal alır.
Sonuç:
SOSYAL DEMOKRAT BİR OLMAZSA: Özgürlük eşitsizleşir, demokrasi izdüşümüne indirgenir, hukuk piyasanın ve iktidarın gölgesinde biçimsel bir kabuğa dönüşür.
Sosyal devletin yokluğunda toplumun ve bireylerin özgürlüğü korunamaz; örgütlü halk olmadan demokrasi yaşayamaz. Sol-merkezde kurumsal bir aktör olmadan, sosyal/hukuk/refah devleti “sigorta” olmaktan çıkar, krizler toplumsal maliyeti yüksek biçimde yaşanır; orta sınıf erir, demokratik istikrar kırılganlaşır.
Dolayısıyla sosyal demokrat bir parti sadece bir siyasal seçenek değil,toplumsal denge içerisinde büyük bir baskı ve koskocaman bir umuttur,bir toplumda özgürlüğün ve hukukun kurumsal güvencesidir.
Bütün bu nedenlerden dolayı%51 söylemiyle CHP kaydedilemez…