
Türkiye’de iktidarın yayımladığı son genelge ile gıda üretimi, hazırlığı ve servisinin yapıldığı bütün işletmelerde 7/24 görüntü kaydı zorunluluğu getirilmesi, ilk bakışta “halk sağlığını korumaya yönelik teknik bir tedbir” gibi sunuluyor. Oysa bu uygulama, kamu sağlığı politikalarının hangi zihniyetle üretildiğini ve devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin hangi çıkarlar etrafında şekillendiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Sorun, gıdaya anlık müdahalelerle hijyen sağlamaya çalışmanın ötesinde; kamunun asli görevlerinin özel sektöre devredildiği, maliyetin esnafa yıkıldığı, çözüm gibi sunulan yöntemlerin ise gıda güvenliği zincirinin %90’ını zaten kapsam dışı bıraktığı bir yapısal krizdir.
- Gıdayı “Anlık Görüntüye” İndirgeyen Yaklaşımın Yanılsaması
Bir gıdanın güvenli olup olmadığı, onun mutfakta hangi açıyla dilimlendiğinden değil; hangi üretim tesisinde üretildiğinden, hangi kimyasallarla yetiştirildiğinden, hangi depolama zincirinden geçtiğinden, tarladan rafa kadar hangi süreçlerde kirlenmeye maruz kaldığından, hangi soğuk zincirin korunamadığından, hangi taşıma koşullarında bozulduğundan belirlenir.
Başka bir ifadeyle, gıda güvenliği işlem değil süreçtir. Bu sürecin neredeyse tamamı kameranın görmediği yerlerde gerçekleşir. Mutfakta bulaşık yıkayıp yıkamamanın görüntüsü, kullanılan hammaddenin nitrat değerini, pestisit oranını, ağır metal yükünü ya da soğuk zincir kırılmalarını göstermez. Fakat iktidar, tüm bu yapısal sorunları görünmez kılıp, gıda güvenliğini “birkaç CCTV kameraya” indirgeyerek hem kamusal sorumluluğu üzerlerinden atmakta hem de tartışmayı teknik bir araca sıkıştırmaktadır. Bu, politika değil, siyasal bir illüzyondur.
- Devlet Denetimi Çökünce; Gözetim Ticari Bir Alan Haline Gelir.
Gıda güvenliği denetimleri, yıllardır hem belediyelerde hem bakanlıkta personel eksikliği/fazlalığı, liyakat sorunu ve kurumsal çöküş nedeniyle neredeyse durma noktasına gelmiştir. İktidar, bu sorunları çözmek yerine, denetim görevini üstü kapalı biçimde piyasa aktörlerine devretmektedir. Kameraların zorunlu hale gelmesi, teknik ekipman sektörünü bir anda büyüten devasa bir kamu transferidir.
Kamu personeli eksiktir/fazladır.
Denetim sistemi çalıştırılmamakta/çalışmamaktadır.
Liyakat ve kurumsal kapasite çökmüştür/çöktürülmüştür.
Sonuç: Devlet asli görevini yapamayınca, görev “cihaz satıcılarına” devredilmektedir.
Bu durum, Araç muayene, MOBESE, radar ve diğer trafik güvenliği araçlarında da yaşanmıştır. Toplumsal güvenliği sağlamak amacıyla tasarlanan sistemler, zaman içinde gelir üretme araçlarına dönüşmüş; eğitimin, bilinçlendirme çalışmalarının, kamu kampanyalarının tamamen yokluğunda, cezaya dayalı bir piyasa düzeni oluşturulmuştur.
- Esnafın Üzerine Yıkılan Maliyet: Bir İşleyişten Çok Bir Servet Transferi
Yeni uygulamada en çarpıcı olan, gıda güvenliğini sağlama sorumluluğunun “kamudan çıkıp tamamen küçük esnafa yüklenmesidir.” Kamera sistemi maliyetleri, aylık bulut depolama ücretleri, teknik bakım ve onarım, yazılım ve arşivleme altyapısı doğrudan işletmelere yıkılmaktadır. Büyük zincir markalar için bu maliyetler önemsiz olabilir. Ancak üç-beş kahve satarak gününü kurtarmaya çalışan küçük esnaf için bu yük, doğrudan küçük işletmelerin yok oluşu anlamına gelmektedir. Bu düzenleme, gıda güvenliğini sağlamayı değil; ekonomik ölçekler üzerinden sektörün yeniden yapılandırılmasını, küçük esnafın oyun dışına itilmesini ve piyasada birkaç büyük oyuncunun egemenliğini güçlendirmeyi hızlandırmaktadır. Bu bir halk sağlığı politikası değildir; bu, piyasa konsolidasyon politikasının halk sağlığı kılıfına sokulmuş halidir.
- Görüneni İzleyen Kamera, Görünmeyeni Gizleyen Düzenin Aklanmasıdır.
Bir mutfağa kamera koymakla, gıda üretim zincirinin asıl kırılma noktaları görünmez hale getirilmektedir. Asıl riskler: Merdiven altı üretim tesisleridir, kontrolsüz tarım ilacı kullanımının yarattığı kimyasal yüklerdir, uygunsuz depolama ve soğuk zincir bozulmalarıdır, kayıt dışı et kesim yerleridir, ithalat zincirindeki kontrolsüzlüktür. Hiçbiri kamerada görülmez. Hepsi laboratuvar ve sahada yapılan denetimle ortaya çıkar. Ancak devlet, bu alanlarda yıllardır görevini yapmamaktadır. Kamera çözümü, bilimsel olarak:
Sorunu çözmez. Sadece sorunun üzerini örter.
- Toplumcu Siyasetin Çözümü: Açık Mutfaklar ve Doğal Denetim Mekanizmasıdır.
Gerçek çözüm, pahalı cihazlarda veya piyasaya yeni rant kapıları açmakta değil; şeffaf üretim modellerindedir. Bütün işletmelerin mutfaklarının/üretim tesislerinin açık hale getirilmesi: vatandaşa gerçek bir kontrol imkanı ve alanı sağlar, doğal bir denetim mekanizması yaratır, gizli değil açık gözetim işleyişi kurar, suç işlendikten sonra değil, suç daha işlenmeden müdahale imkânı yaratır. Bu modelde: Devletin yapamadığı denetimi toplum kendiliğinden yapar. Piyasa aktörleri değil, vatandaş güçlenir. Gıda güvenliği, izole bir bürokratik işlem değil, toplumsal bir bilinç ve kültür sorunu haline gelir.
- Gerçek Halk Sağlığı Politikası Ne Gerektirir?
Eğer amaç gerçekten halk sağlığını korumaksa yapılması gerekenler ortadadır:
- Tarlasından mutfağına tüm zincirin dijital ve biyolojik izlenmesi (soğuk zincir sensörleri, üretim takip sistemleri).
- Laboratuvar kapasitesinin artırılması, bağımsız test zorunluluğu.
- Denetim birimlerinin güçlendirilmesi, yeterli personel ve liyakat.
- Esnafı yok eden değil destekleyen teşvik ve eğitim programları.
- Kamuoyunun düzenli bilgilendirilmesi: pestisit raporları, et analizleri, ithalat kalite verileri, düzenli kamu duyuruları.
- Şeffaflık yasası: hangi firmada ne bulunduğu, hangi işletmenin kapatıldığı açıkça ilan edilmelidir. Gizlilik değil kamu menfaati öncelenmelidir.
Kamera zorunluluğu, bütün bu yapısal adımların yokluğunda, yalnızca: bir rant modeli, bir illüzyon ve bir denetim maskesidir.
Sonuç: Kapitalizmin Krizi Halk Sağlığına Fatura Edilemez. Gıda güvenliği, sadece görüntü üzerinden temsil edilebilecek bir olgu değildir. Kapitalizmin her toplumsal sorunu bir kâr alanına dönüştürme refleksi, bugün gıda güvenliği bahanesiyle bir kez daha karşımızdadır. Kamu otoritesinin çöken denetim kapasitesi, küçük esnafın üzerine yeni bir maliyet olarak yüklenmekte; toplum ise gerçek riskler yerine “izleniyormuş” gibi gösterilerek aldatılmaktadır. Toplumcu Siyaset: Kameralarla değil; üretim sürecinin demokratikleştirilmesiyle, denetimin bilimsel hale getirilmesiyle, esnafın korunmasıyla, halkın bilinçlendirilmesiyle, şeffaflık ve kamusal sorumlulukla gıda güvenliğinin sağlanabileceğini savunur.
Gerçek çözüm, gören kameralar değil; sorumluluk alan bir devlet ve güçlenen bir toplumdur.