Mekke Anlaşması

Cezmi Doğaner
Avrupa Sosyal Demokrat Hareketi Başkanı
c.doganer@gmail.com

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Cidde’de bir araya gelerek Mekke Savunma Anlaşmasını imzaladı ve üçlü bir savunma paktı oluşturdu.

Amerika Birleşik Devletleri’nin geliştirdiği politikalar, giderek bütün dünyayı kapsayan küresel bir güvenlik anlayışına doğru yönelmektedir.

ABD’nin, İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla ve İsrail’in talebi doğrultusunda 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaş, üç buçuk ayın sonunda imzalanan bir Mutabakat Zaptı (Memorandum of Understanding – MOU) ile kalıcı olarak sona erdirilmişti.

Ancak Hürmüz Boğazı’nın İran’ın denetiminde kalmasını kabul etmeyen Trump yönetimi, boğazdan geçen gemilerin bir bölümünün ABD tarafından denetlenmesini istedi. MOU’ya aykırı olduğu gerekçesiyle İran tarafından kabul edilmeyen bu girişimin ardından İran, ABD denetimindeki koridordan geçen bir ticari gemiyi vurdu.

Türkiye’nin Tutumu Ne Olmalıdır?

Böyle bir küresel güvenlik anlayışı ve uygulaması karşısında Türkiye nasıl bir tutum izlemelidir?

Özellikle Güneybatı Asya’daki petrol bölgesinin güvenliği konusunda Türkiye’den şu veya bu biçimde bir katkı beklendiğinde, ülkemiz nasıl hareket etmelidir?

Her şeyden önce şu gerçeğin altını çizmek gerekir: Son derece hassas bir stratejik konuma sahip olan ve ekonomik gücü ile olanakları sınırlı bulunan Türkiye’nin öncelikli amacı, kendi ulusal güvenliğini sağlamak ve ulusal hak ve çıkarlarını korumaktır.

Türkiye ancak kendi ulusal çıkarlarını gözeten, dengeli ve gerçekçi bir politika izleyerek bölgede ve dünyada barışa ve istikrara katkıda bulunabilir.

Türkiye’nin hem stratejik konumu hem de ekonomik gücü ve olanakları, kendi sınırları dışında -örneğin Güneybatı Asya’daki petrol bölgesinde veya Hint Okyanusu’nda- insan ve kaynak israfına yol açabilecek uluslararası yükümlülükler üstlenmesini sınırlandırmaktadır. Dahası, böyle bir yaklaşım ulusal güvenliğimiz açısından da ciddi sakıncalar yaratabilir.

Basra Körfezi’nin güvenliğiyle doğrudan ilgili olan petrol ülkeleri, Batı ile belirli bir ölçünün ötesinde iş birliği içinde görünmemeye özellikle dikkat ederken, Türkiye’nin bundan farklı bir tutum sergilemesi, ülkemizin kendi bölgesinde giderek yalnızlaşmasına neden olabilir.

Türkiye’nin jeopolitik konumu dikkate alındığında, gerek kendi güvenliği gerekse NATO üyesi olarak ortak güvenliğe yapacağı katkı bakımından en önemli unsur, ülkemizin ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan güçlü ve istikrarlı olmasıdır.

Türkiye’nin iç istikrarını zayıflatacak, ekonomik kaynaklarını tüketecek ve ulusal güvenliğini tehlikeye atacak yükümlülüklerin ne Türkiye’ye ne müttefiklerine ne de bölge ülkelerine gerçek anlamda bir yarar sağlayacağı unutulmamalıdır.

Bağdat Paktı Deneyimi

1950’lerde yaşanan Bağdat Paktı deneyimi, Türkiye açısından bu konuda önemli bir ders niteliğindedir.

1955 yılında Bağdat Paktı hazırlanırken Türkiye, Irak’ın yanı sıra bazı Arap devletlerinin -Ürdün, Lübnan, Suriye ve belki Mısır’ın- da bu pakta katılabileceğini düşünmüş ve Amerika ile İngiltere’nin yanında bu amaç doğrultusunda aktif bir rol üstlenmek istemişti.

Oysa Arap devletlerinin temel kuşkuları İsrail’den kaynaklanıyordu. Bu ülkeler, İsrail’in koruyucusu olarak gördükleri Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’ye güven duymuyorlardı.

Bu gerçeklere rağmen Türkiye, söz konusu Arap ülkeleri nezdinde geniş kapsamlı bir özendirme ve ikna kampanyasına girişti. Ancak bu girişim yeterince inandırıcı bulunmadığı için beklenen sonucu vermedi.

Daha da önemlisi, Pakt’a katılan tek Arap ülkesi olan Irak’ta 1958 Devrimi gerçekleşti. Bağdat Paktı’nın kuruluşunda önemli rol oynayan Başbakan Nuri Said Paşa ve Kral Faysal öldürüldü. Pakt ise İran ve Pakistan’ın katılımıyla 1959 yılında CENTO adıyla yeniden şekillendirildi.

Bu tarihsel deneyim, Türkiye’nin kendi coğrafyası dışındaki güvenlik sorunlarında ne ölçüde sorumluluk üstlenmesi gerektiği konusunda dikkatle değerlendirilmelidir.

Türkiye, kendi ulusal sınırları dışında kalan bir bölgenin -özellikle petrol bölgesinin- güvenliğini sağlamak uğruna kendi ulusal güvenliğini tehlikeye atmamalıdır.

Bu nedenle petrol bölgesinin güvenliğini sağlamak amacıyla, NATO üyesi olsa dahi, Türkiye’nin kendi toprakları üzerinde başka bir ülkeye geniş kapsamlı ve ulusal güvenliğini etkileyebilecek askerî kolaylıklar sağlaması son derece dikkatli değerlendirilmelidir.

Soruna Çözüm

Petrol bölgesinin güvenliği sorunu, temelde petrol ve enerji kaynaklarının paylaşımı ve güvenliğiyle ilgilidir.

Petrolün güvenilir, adil ve dengeli bir biçimde uluslararası piyasalara ulaştırılması ve enerji kaynaklarının paylaşımında daha adil bir düzen kurulması sağlanamadığı takdirde, bölgemizde ve dünyada gerilim giderek artacak; buna bağlı olarak çatışmaların ve savaşların devam etmesi riski de büyüyecektir.

Türkiye açısından ise İran’ın istikrarlı, ekonomik, turistik ve kültürel ilişkilerimizi geliştirebileceğimiz dost bir ülke olarak varlığını sürdürmesi büyük önem taşımaktadır.

İran’ın toprak bütünlüğünün korunması ve ülkenin kuzeyinde Suriye ve Irak örneklerinde olduğu gibi ayrılıkçı yapıların ortaya çıkmasının önlenmesi, Türkiye’nin İran’a ilişkin temel ulusal çıkarları arasında değerlendirilmelidir.

ABD’nin Irak ve Suriye’de uyguladığı askerî politikalar ve savaş girişimleri, Türkiye’nin yakın çevresini istikrarsızlaştırmış ve zaman zaman ülkemizin ulusal çıkarlarıyla çelişen sonuçlar doğurmuştur.

Bu nedenle Türkiye’nin dış politika anlayışı, başka güçlerin bölgesel güvenlik projelerinin bir parçası olmaktan çok, kendi ulusal güvenliğini ve çıkarlarını merkeze alan; komşularının toprak bütünlüğünü, bölgesel barışı ve istikrarı gözeten bağımsız ve dengeli bir politika üzerine kurulmalıdır.

Türkiye’nin gücü, uzak coğrafyalardaki çatışmalara taraf olmasından değil; kendi ekonomisini, demokrasisini, toplumsal bütünlüğünü ve savunma kapasitesini güçlendirerek bölgesinde güven ve istikrar üreten bir ülke olmasından geçmektedir.

Ancak böyle bir Türkiye, hem kendi ulusal çıkarlarını koruyabilir hem de bölgesinde ve dünyada kalıcı barışın oluşmasına gerçek ve sürdürülebilir bir katkı sağlayabilir.