image-1

Yavuz OKÇUOĞLU – 14 Mayıs Parlamento Ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi Üzerine Sahadan Bir Değerlendirme

Yazının başlığını sahadan bir değerlendirme olarak koydum. Bunun nedeni milletvekili adayı olarak iki aya yakın bir süre seçim çevremde ilçe ilçe, sokak sokak çalışmış olmam. Bir de, konunun daha net anlaşılabilmesi için, içinde bulunduğum seçim sürecinde yaşadıklarıma ve gözlemlerime göre bir değerlendirme yaptım. Bundan dolayı da pratikte yaşamış olduğum şeylere ağırlık vermek durumunda kaldım; ama esasında nereye giderseniz gidin, yaşanılanlar ve yapılanlar birbirinden pek de farklı değil.

15 Ekim 2022’de HDP ve bileşenlerinin de üye verdiği Yeşil Sol parti kongresinde Parti Meclisi (PM) üyeliğine seçildim. Seçildim diyorum; ama çokça insanın aday olduğu veya farklı listelerin bulunduğu bir seçimden bahsetmiyorum. Herkesin üzerinde uzlaşır görünür olduğu bir listenin oylanmasıyla parti meclisine girdim. Esasında ne HDP’de, ne bileşenlerinde, ne de diğer sosyalist sol partilerde insanların düşünceleriyle yarıştığı seçimli kongreler oldu.

Grup veya parti şeflerinin oluşturdukları kurullar veya komisyonlar kongrenin olacağı il, ilçe veya merkezde bir takım görüşmeler yapar, bu görüşmeler sonucu oluşturdukları bir listeyi üyelere oylatırlar. Yani ikinci bir liste veya farklı görüşlerin yarışmasına izin verilmez. Seçilen organların görev bölümü de aynı ekip tarafından önceden belirlenmiştir. Örneğin MYK, PM tarafından seçiliyor gibi görünse de, PM önceden belirlenmiş listeyi onaylar. Bizim cenahtaki partilerin demokratik işlerliği(!) üç aşağı beş yukarı böyledir. Bizde de böyle oldu.

Ekimde kongre yaparken HDP ye­rine seçime gireceğimiz kesindi. Zaten kongre de HDP ve bileşen­lerinin yönetimlerde yer almaları için yapıldı. Seçime girme düşün­cesi olmadan önce bizim 20 civa­rında il ve bu illerdeki az sayıda ilçe örgütlerimiz vardı. Bunların çoğu da kağıt üzerindeydi. Seçim yeter­liliğine erişmek için gerekli olan örgütlülük, HDP ve diğer bileşen­ler tarafından oluşturuldu. Bunları niye mi anlatıyorum? Ortada se­çime girme yeterliliğine sahip bir parti yoktu. Seçime girmek için örgütlenmiş bir parti oluşturul­du. Dolayısıyla bundan sonra bu partinin kararları kendisinin or­ganları tarafından değil, kendisini örgütleyenler tarafından alınacak­tı. Seçime girileceği kesindi ama YSK’nın seçime girme yeterliliği­mizi açıklamamasından dolayı bu karar açıklanamıyordu. YSK’nın kararı açıklamasından sonra Yeşil Sol Parti adıyla seçime girileceği açıklandı ve alelacele aday listeleri hazırlandı.

Benim de arkadaş, akraba ve si­yasi çevremin baskısıyla başlayan İstanbul 3. bölge adaylık sürecim böyle oldu. Başvurumdan son­ra açıklanan ilk listede adım bile yoktu. Adaylaşana kadar ne HDP, ne de parti meclisi üyesi olduğum Yeşil Sol Parti’den adaylığımla ilgili benimle herhangi bir görüşme ya­pılmadı. Aday olan diğer arkadaş­ların çoğuyla da böyle bir görüş­me yapıldığını sanmıyorum. Bizleri kimin nasıl ve hangi kıstaslarla o listelere aday olarak yazdırdığı ve sıralamanın niye böyle yapıldığı bile hala net olarak bilinmiyor.

Tüm bu ayrıntıları anlatma ne­denim ise, ülkeye demokrasi getirme iddiasındaki bir parti ve bileşenleri içinde demokrasinin nasıl işlediğini göstermek. Diğer siyasi yapılar ve partilerde de du­rumun çok daha iyi olmadığını düşünüyorum.

Seçim süreci

Seçimlerde adaylar, dönüşümlü o­larak, hemen hemen bütün seçim bölgemizde bulunduk. Örneğin ben 13 ilçenin 9’unda durmak­sızın 1,5 ay çalıştım. Buralardaki örgütsel zaafları, karşılaşılan so­runları ve halkın tepkilerini şöyle özetleyebilirim.

  1. Halk adaylarımızı tanımıyor ve kendine yabancı gördüğü için içselleştiremiyor; çalışmak istemiyordu. Bu durum acilen giderilmezse gelecek seçim­lerde oyumuz daha çok düşe­cektir. Halk, oy verdiği adayları tanımak, bilmek ve bizzat belir­lemek istiyor. Bunun için aday belirlenmesinde eğilim yokla­ması veya önseçim yapılmalı ve bu zorunlu kılınmalı. 11 senedir bir arada olan bileşenler artık tek parti gibi davranabilmeli. Adaylıklar bileşenlere göre de­ğil, partililerin isteklerine göre belirlenmeli.
  2. HDP seçmeni ittifaklar si­yasetini doğru ve samimi bul­muyor ve sıcak bakmıyordu. Bana göre bu konuda hiç de haksız sayılmazlardı. TİP seçim çalışmasını ayrı yürüttü ve HDP oylarını almak içinde gayret sarf etti. Esasında %7 baraj sorunu olmazsa HDP ile ittifak bile kur­mazdı. Çünkü kısmen de olsa ulusalcı özellikler taşıyan TİP’in dokusu HDP ile uyuşmuyor. HDP seçmeni bunu görüyor ve TİP’in, çıkarları gereği bu ittifa­kın içinde olduğunu söylüyor­du. EMEP de, özgün çalışma yapıyoruz gerekçesiyle, Yeşil Sol parti-HDP seçim çalışmaları içinde yer almadı. Diğer ittifak ve bileşen partileri de bizim bölgemizde yok gibiydiler. %95’i Kürt olan HDP seçmeni bu yapıların güçleriyle hiç de orantılı olmayan yerlerde aday­ları olduğunu düşünüyor, seçim çalışmalarında düşük motivas­yon gösteriyorlardı. Yukarda da belirttiğim gibi HDP seçmeni adaylarını bilmek, tanımak ve kendisi belirlemek istiyor.
  3. Bir başka gerçek de, HDP-Yeşil Sol Parti ilçe örgütlerinin zayıflığı ve işlevsizliği. Yeşil Sol Parti ilçe örgütlerinin çoğu ka­ğıt üzerinde kurulu olduğu için çalışmalar HDP ilçe örgütleri üzerinden yürütüldü. HDP ilçe örgütleri tahminlerimin üstün­de zayıf, örgütsüz ve niteliksiz durumdaydı. Çoğu ilçe 2-3 kişi­nin üzerinde yürüyordu. Ancak bu insanların çoğu da deneyim­siz ve niteliksizdi. Bazı ilçelerde örgüt mekanlarını kahve gibi kullanan kişiler adeta tahak­küm kurmuşlar, davranışlarıyla insanları partiden uzaklaştır­mışlar. Tutuklanma, sürgüne gitme ve yeni insanlarla iletişim kuramama gibi nedenlerle ilçe yönetimlerinin niteliği düşmüş; bunlar inisiyatif bile kullana­maz hale gelmişler. Çalıştığım 9 ilçeden sadece birinde işini ciddiye alan ve kolektif çalışan bir yönetim gördüm. Bunda, il yönetiminden orada sorumlu olan arkadaşın payı da büyüktü elbet. Bir başka ilçede de çok yetkin olan ve önderlik özellik­leri gelişmiş olan ilçe başkanı­nın da başkan gibi değil, patron gibi davrandığını gözlemledim. İlçelerin acilen yeni kadrolarla takviye edilmeleri ve “bedel ödedik, değer ailesiyiz” gibi ge­rekçelerle örgütlülüğün önünü tıkayan unsurların ekarte edil­mesi gerekiyor. İlçe yönetimleri ve partililerin düzenli parti içi e­ğitimden geçirilerek; program, tüzük ve parti politikalarını içselleştirmeleri zorunlu; yoksa mevcut olan bu yapılarla ciddi bir örgütlülük sürdürülemez.
  4. HDP 1. turda kendi Cumhurbaşkanı adayı ile çık­saydı seçmeni daha çok motive olurdu ve 2. turda destekleye­ceği aday daha güçlü kılınırdı. Yasal zeminde politika yapan yapıların eli daha güçlü kılınma­lı. PKK yöneticilerinin HDP’nin desteklediği cumhurbaşkanı adayını desteklediklerini açık­lamaları hem adayın oylarını düşürdü, hem de iktidarın “HDP eşittir PKK” manipülasyonunu etkinleştirdi.
  5. Cumhurbaşkanlığı oyunun nasıl kullanılacağı HDP seçme­nine iyi anlatılamadı. 14 Mayıs seçimlerinde iptal edilen 1.3 milyon oyun yarıya yakını hem Yeşil Sol Parti’ye hem CHP’ye mühür basılan pusulalardı. Biz 1 oy Yeşil Sol Parti’ye 1 oy Kılıçdaroğlu’na dedik; ama bu oyun nasıl kullanılacağını iyi anlatamadık. Keşke milletvekil­liği oy pusulası gibi cumhurbaş­kanlığı oy pusulasını da basıp dağıtsaydık.
  6. Bazı kadın arkadaşlarımızın ısrarları sonucu açılan kadın se­çim büroları ve kadın çadırları karşılığını bulmadı. Çoğu yerde bu bürolar ve çadırlar -kurul­muş olmanın dışında- hiç bir iş­lev görmedi denilebilir. Cinsiyet eşitlikçi politikalar elbette sür­dürülmeli; ama pratikte zaman ve fazladan efor harcanmasına neden olan bu tür çalışmaların en azından seçim döneminde karşılığı olmayan yerlerde ya­pılmasında ısrarcı olunmamalı. Bir de bazı kadın arkadaşların, kadına ilişkin söylemlerini er­keklere karşı kuşkuya dönüştür­düklerini saptadım.
  7. Bir seçim manifestomuz ol­masına rağmen, program, tüzük ve diğer parti politika belgeleri gibi bu bildirgenin de adaylar tarafından okunup içselleştiril­mediğini; dolayısıyla ortaklaşı­lan bir seçim dili ve söyleminin oluşmadığını düşünüyorum. Seçim süreçlerine girmeden en azından yönetici ve adayların bu tür belgeler üzerinden bir eğitime tabi tutulmalarında ya­rar bulunduğu kesindir.

CHP’de durum nedir?

Yukarıda Yeşil Sol Parti ve HDP için yaptığım değerlendirmelerin önemli bir kısmının CHP için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şunları da belirtmekte yarar var.

Uzun zamandır sosyal demokrat olduğunu söyleyen CHP, 1930’lu yılların 6 oklu Kemalist söylemiyle %20-25 bandından sıyrılıp iktidar olamaz. Belki biraz karikatürize etmiş olacağım; ama, Mustafa Kemal sağ olsaydı, 100 yıl önceki söylemlerle bugün ülkenin yöneti­lemeyeceğini söylerdi diye düşün­müyor değilim. Sosyal demokrat olduğunu söyleyen CHP, iddiasını sosyal demokrasinin temel ilkeleri olan eşitlik, özgürlük, demokrasi, emekten yana bir bölüşüm, insan hakları gibi ilkelerinin içini dol­durup rotasını buna göre belirle­meli. Örneğin ana dilde eğitim, düşünce özgürlüğü, yerinden yö­netim, doğrudan demokrasi gibi politikaları parti politikaları haline getirmeli.

Demokratikleşmenin yolunun -son seçimde yaptığı gibi- İYİ parti, SP, Gelecek Partisi ve DP gibi yer yer faşizan söylemlere sahip partilerle ittifak cepheleri kurarak olamayacağını görmeli ve yüzünü sola dönmeli. Bunun için de HDP, sol-sosyalist partiler, marjinal ve hak gaspına uğrayan kesimler, emek örgütleri ve sendi­kalar, kadın hareketleri ve ekolojist çevreler ile ilişkilerini geliştirme­lidir. Bu bağlamda kurulabilecek bir ittifak veya cephe kendini iyi anlatırsa, ilk seçimde iktidar olup ülkede demokrasinin taşlarını ör­memesi için hiç bir neden yok.

Sonuç olarak

Tek adam rejimine karşı çıkıp demokrasi getirme iddiasında olan yapılanmalar, öncelikle kendi içlerinde demokratik bir yapı oluşturmalı ve kendi içlerindeki tek adam veya ekiplerini tasfiye etmeliler.

Sol siyasi yapılanmalar -Batı’nın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi- doğrudan demokrasi ile işleyen yapılanmalar oluşturmalı. Gerek parti içi yönetimlerini, gerek dışa dönük adaylarını, bütün üyelerinin katıldığı seçimlerle belirlemeli. Örneğin HDP tüzüğünde olan 2 dönem için seçilme kuralını tavizsiz uygulamalı, kimseye ayrıcalık tanımamalı. CHP de, 30 yaşında parlamenter olup 70 yaşına kadar bu işi sürdürmeyi olanaklı kılan yapısından sıyrılmalı. Kimse bulunmaz Hint kumaşı değildir. Aşağıdan yukarıya değişim ve yenileşme sağlayamayacak bir durumdaysanız, siyasi iddianızı da sürdüremezsiniz. Sol partilerin üye profilinin gittikçe yaşlanıyor olmasının temel nedeni de, esas olarak bu yaşlı ve eski kuşağın gençliğin önünü tıkıyor olmasındandır.

  • Parti politikalarını halka anlatıp özümseten kadrolar yetiştirilmeli ve seçimden seçime değil, bir seçim bitince sonraki için çalışma başlatan yapılar oluşturulmalı. Bunun sağlanması içinde düzenli ve sürekli olan parti içi eğitim programları hayata geçirilmeli.
  • Son olarak politik yapılanmalar, hamasi nutuklar ve klişeleşmiş söylemlerin halkta bir karşılık bulamadığını görmeli; her konuda ancak ancak somut düşünce ve çözümlerin gerçek hayatta karşılık bulacağını bilmeli.