Türkiye–AB İlişkileri, Avrupa’da Yaşayan Türkler ve Sosyal Demokrasinin Gücü

Cezmi Doğaner
Avrupa Sosyal Demokrat Hareketi Başkanı
c.doganer@gmail.com

Türkiye–Avrupa Birliği İlişkilerinde Temel Mesele: Demokrasi, Hukukun Üstünlüğü ve Ortak Değerler

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki yalnızca ekonomik, ticari veya siyasi bir ilişki değildir. Bu ilişki aynı zamanda demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler ve adalet gibi ortak değerler üzerinden şekillenmektedir.

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biri olarak Avrupa insan hakları ve demokrasi sisteminin de bir parçasıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülükler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları Türkiye açısından önem taşıyan uluslararası hukuk yükümlülükleridir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci de bu ortak değerler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kişi özgürlüğü ve siyasal özgürlükler yalnızca Avrupa’nın Türkiye’den talep ettiği koşullar değildir. Bunlar, demokratik bir toplumun temel unsurlarıdır.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde asıl mesele, Avrupa’ya ait olmak ya da olmamak tartışmasından çok, nasıl bir Türkiye ve nasıl bir demokrasi istediğimizdir.

Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması öncelikle Türkiye toplumunun kendi ihtiyacıdır.

Avrupa Birliği üyeliği ise bu demokratik dönüşümü güçlendirebilecek önemli bir siyasal ve kurumsal çerçevedir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde verdiği sözlerin ve üstlendiği yükümlülüklerin arkasında durması, yalnızca Avrupa’ya karşı bir sorumluluk değil, aynı zamanda kendi vatandaşlarına karşı sorumluluğudur.

TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, Türkiye’nin yalnızca ekonomik geleceğini değil, siyasal ve toplumsal geleceğini de etkileyebilecek stratejik bir konudur.

Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üye olduğunda, Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanacaktır. Türkiye’nin Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu’daki tarihsel, kültürel ve ekonomik ilişkileri Avrupa Birliği’nin dış ilişkileri açısından da önemli bir değer haline gelebilir.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, Avrupa açısından bir yük değil, doğru değerlendirildiğinde büyük bir stratejik imkândır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği içerisindeki konumu güçlendikçe, Avrupa’nın çevresindeki bölgelerle ekonomik, kültürel ve siyasal ilişkilerinde Türkiye önemli bir köprü ve ortak haline gelebilir.

İspanya’nın Latin Amerika ile, Fransa’nın Afrika ile, Almanya’nın Orta ve Doğu Avrupa ile kurduğu ilişkiler bunun farklı örneklerini göstermektedir.

Türkiye’nin de kendi tarihsel ve toplumsal bağlarını Avrupa Birliği’nin ortak gücüyle birleştirmesi mümkündür.

Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da stratejik çıkarına hizmet edebilecek bir projedir.

AVRUPA’DA YAŞAYAN TÜRKLER: BİR TOPLUMDAN DAHA FAZLASI

Avrupa’da yaşayan milyonlarca insanımız, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin en güçlü ve en somut bağlarından biridir.

Avrupa’daki Türk toplumu artık yalnızca iş gücü göçünün bir sonucu olarak değerlendirilmemelidir.

Aradan geçen onlarca yıl içinde Avrupa Türkleri;

  • iş insanları,
  • akademisyenler,
  • mühendisler,
  • doktorlar,
  • hukukçular,
  • sanatçılar,
  • eğitimciler,
  • sendikacılar,
  • siyasetçiler,
  • bilim insanları,
  • girişimciler

olarak Avrupa toplumlarının ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal hayatının kalıcı bir parçası haline gelmiştir.

Bu nedenle Avrupa’da yaşayan Türkler Türkiye açısından yalnızca yurtdışında yaşayan vatandaşlar değildir.

Onlar Türkiye ile Avrupa arasında yaşayan, üreten ve iki tarafı birbirine bağlayan büyük bir sosyal sermayedir.

Avrupa Türklerinin sahip olduğu bilgi, deneyim, eğitim, kültür ve uluslararası ilişkiler ağı Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Avrupa ile ilişkilerinin geliştirilmesi açısından önemli bir potansiyeldir.

Bu potansiyelin Türkiye’nin siyasal hayatında yeterince değerlendirilmesi gerekmektedir.

AVRUPA TÜRKLERİNİN DEMOKRASİ VE SOSYAL DEMOKRASİ DENEYİMİ

Avrupa’da yaşayan Türklerin önemli bir bölümü, demokratik kurumların, sosyal devlet anlayışının, sendikal hakların, yerel yönetimlerin, insan haklarının ve sosyal demokrasinin gelişmiş olduğu toplumların içinde yaşamaktadır.

Bu insanlar yalnızca Avrupa’daki demokratik sistemi gözlemlememişlerdir.

Onu yaşamış, deneyimlemiş ve kendi hayatlarının bir parçası haline getirmişlerdir.

Avrupa’daki Türk toplumu içinde kendi çabalarıyla önemli bir entelektüel ve mesleki birikim ortaya çıkmıştır.

Bu birikim, Türkiye açısından değerlendirilmesi gereken büyük bir potansiyeldir.

Çünkü sosyal demokrasi yalnızca bir siyasi parti programı değildir.

Sosyal demokrasi;

demokrasi, özgürlük, eşitlik, sosyal adalet, dayanışma, insan onuru, hukuk devleti ve fırsat eşitliği üzerine kurulu bir toplum anlayışıdır.

Avrupa’da yaşayan sosyal demokrat Türkler, bu değerlerin hem Türkiye’de hem de Avrupa’da güçlenmesine katkı sağlayabilecek önemli bir insan kaynağıdır.

AVRUPALI TÜRKLER SADECE TEMSİL EDİLMEK DEĞİL, TEMSİL ETMEK İSTİYOR

Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun siyasal bilinci geçmişe göre büyük ölçüde değişmiştir.

Artık mesele yalnızca “bize sahip çıkılması” değildir.

Bugün Avrupa’daki Türkler;

temsil edilmek, temsil etmek ve karar alma süreçlerine katılmak istemektedir.

Bu değişimin siyasi partiler tarafından doğru okunması gerekmektedir.

Özellikle sosyal demokrat hareket açısından Avrupa’daki Türklerin örgütlü, eğitimli, deneyimli ve Avrupa siyasetini yakından bilen kesimleri önemli bir güçtür.

Türkiye’deki sosyal demokrat hareketin Avrupa’daki bu insan kaynağından yararlanması, hem kendi uluslararası ilişkilerini güçlendirecek hem de parti politikalarına yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

Avrupa’daki Türk sosyal demokratların Batı Avrupa sosyal demokrat partileri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve demokratik kurumlarla kurabilecekleri ilişkiler Türkiye açısından da önemli bir diplomatik ve siyasal kapasite oluşturabilir.

AVRUPA TÜRKLER VE SOSYAL DEMOKRATLAR

Sosyal Demokratlar Türkiye’nin demokratikleşmesi, çağdaşlaşması, sosyal adaletin güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi konusunda tarihi bir sorumluluğu bulunmaktadır.

Bu sorumluluğun yalnızca Türkiye sınırları içinde değil, Avrupa’da yaşayan milyonlarca insanımızı da kapsayan daha geniş bir perspektifle ele alınması gerekmektedir.

Avrupa’daki Türk sosyal demokratların parti içerisinde daha etkin biçimde temsil edilmesi, yalnızca Avrupa Türklerinin bir talebi olarak görülmemelidir.

Bu aynı zamanda Sosyal Demokratların Avrupa ile ilişkilerinde ve uluslararası sosyal demokrat hareket içerisinde daha güçlü bir aktör olabilmesinin yollarından biridir.

Avrupa’da yetişmiş uzmanlar, siyasetçiler, akademisyenler, hukukçular, sendikacılar, iş insanları ve sivil toplum temsilcileri sosyal Demokratların politika üretme kapasitesine önemli katkılar sağlayabilir.

Bu, bilgiye, deneyime ve insan kaynağına dayalı bir siyasi güçlenme meselesidir.

TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ VE AVRUPA’DAKİ SOSYAL DEMOKRATLARIN SORUMLULUĞU

Bugün dünyada sosyal demokrasi önemli değişimlerle karşı karşıyadır.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, ekonomik eşitsizlikler, işsizlik, güvencesiz çalışma, sosyal devletin zayıflaması, göç, yabancı düşmanlığı ve demokratik kurumlara yönelik güven kaybı yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da sorunlarıdır.

Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’daki sosyal demokratların birbirlerinden öğrenecekleri çok şey vardır.

Avrupa’daki sosyal demokrat hareketin deneyimi Türkiye için;

Türkiye’nin genç nüfusu, dinamik toplumsal yapısı, üretim gücü ve demokratikleşme arayışı da Avrupa sosyal demokrasisi için önemli bir deneyim alanıdır.

İlişkinin tek taraflı bir “öğreten–öğrenen” ilişkisi değil, eşitler arasında bilgi, deneyim ve dayanışma ilişkisi olması gerekir.

AVRUPA TÜRKLERİ BİR KÖPRÜ DEĞİL, ORTAK AKTÖRDÜR

Avrupa’da yaşayan Türkler çoğu zaman “Türkiye ile Avrupa arasında köprü” olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanım artık yetersizdir.

Çünkü Avrupa Türkleri yalnızca iki taraf arasında geçiş sağlayan bir topluluk değildir.

Avrupa Türkleri artık hem Avrupa’nın hem Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olabilecek ortak bir siyasal, ekonomik ve toplumsal aktördür.

İki dili, iki kültürü, farklı siyasal sistemleri ve toplumsal deneyimleri bilen bu insanların sahip olduğu birikim, doğru değerlendirildiğinde büyük bir güce dönüşebilir.

Bu güç;

demokrasi için,

insan hakları için,

sosyal adalet için,

hukukun üstünlüğü için,

eşitlik için,

Türkiye–Avrupa ilişkilerinin güçlendirilmesi için kullanılmalıdır.

BİZİM MÜCADELEMİZ

Bizler Avrupa’da ve Türkiye’de yaşayan insanların haklarını, özgürlüklerini, sosyal ve siyasal çıkarlarını demokratik siyasal yapı içerisinde daha güçlü biçimde temsil etmek için bir araya geliyoruz.

Amacımız yalnızca sorunları dile getirmek değildir.

Çağı anlamak, dünyadaki değişimleri takip etmek, Avrupa ve Türkiye’deki yeni gelişmeleri doğru okumak ve bu gelişmelere karşı demokratik, sosyal ve siyasal çözümler üretmektir.

Bizim örgütlülüğümüzün temelinde;

demokrasi, özgürlük, eşitlik, sosyal adalet, hukuk devleti ve dayanışma vardır.

Avrupa’daki Türk sosyal demokratların görevi yalnızca Türkiye’yi Avrupa’ya anlatmak değildir.

Aynı zamanda Avrupa’daki demokratik ve sosyal demokrat deneyimleri Türkiye’ye taşımak; Türkiye’nin demokratikleşmesine, sosyal adalet anlayışının güçlenmesine ve çağdaş uygarlık hedefinin gerçekleşmesine katkı sağlamaktır.

Artık sahip çıkılmayı bekleyen bir toplum değiliz.

Kendi geleceğimiz hakkında söz söyleyen, karar süreçlerine katılan, temsil eden ve temsil edilen bir toplumuz.

Avrupa’daki Türk sosyal demokratlar olarak bizim talebimiz yalnızca daha fazla temsil değildir.

Biz;

daha fazla demokrasi,
daha fazla özgürlük,
daha fazla eşitlik,
daha fazla sosyal adalet
ve daha güçlü bir Türkiye–Avrupa ilişkisi istiyoruz.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinin güçlenmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Avrupa’da yaşayan Türklerin siyasal ve toplumsal gücünün doğru değerlendirilmesi birbirinden ayrı meseleler değildir.

Bunlar aynı demokratik mücadelenin farklı alanlarıdır.

Ve bu mücadelede Avrupa’daki milyonlarca insanımızın bilgi, deneyim ve örgütlenme gücü büyük bir değer taşımaktadır.

Biz artık yalnızca Avrupa’da yaşayan Türkler değiliz.

Avrupa’nın toplumsal ve siyasal hayatının bir parçası, Türkiye’nin de Avrupa ile ilişkilerindeki en önemli insan kaynağıyız.

Şimdi yapılması gereken, bu büyük potansiyeli örgütlü, demokratik ve sosyal demokrat bir siyasal güce dönüştürmektir.

Çünkü geleceğin Türkiye’sini ve Avrupa’sını birlikte düşünmek zorundayız.

Avrupa’daki Türklerin gücü, Türkiye’nin Avrupa’daki gücüdür.

Demokrasi ortak değerimiz, sosyal adalet ortak mücadelemiz, Avrupa–Türkiye ilişkileri ise ortak geleceğimizdir.