Sosyalist Rejimde Şehirleşme

Julia Yakimocheva
Şehir ve Bölge Plancısı
yakimochevaj@gmail.com

Şehir planlama, kentlerin fiziksel, sosyolojik, ekonomik ve çevresel bileşenlerini bir bütün olarak inceleyen ve sürdürülebilir, yaşanabilir ve dengeli yerleşimler oluşturmayı hedefleyen disiplinler arası bir alandır. Bilindiği gibi, şehir planlama özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra, Seine Valisi, plancı ve politikacı olan Georges Eugene Haussmann’ın Paris merkezinde uyguladığı ilkeler ile önemli bir kırılma noktası yaşamıştır. Temel hedefi çalkantılı Paris sahnesini kontrol etmek olan Haussmann, aynı zamanda yaşam şartlarının iyileştirilmesi için yeni ilkelerin ilk olarak Paris kentinde uygulanmasını sağlamış ve bu ilkeler daha sonra tüm Avrupa kentlerinde uygulanmaya başlamıştır. ‘Haussmann tarzı’ yaklaşım Sovyet plancılar tarafından eleştirilse de bazı ilkeler Sovyet planlama sürecine dahil olmuştur.

Sosyalist rejimde şehirleşme, 1917 Devrimi sonrasında Çarlık döneminin estetik önceliklerini ve sınıfsal mekân ayrımını kökten reddederek, kentsel alanı ideolojik bir dönüşüm aracı olarak kurgulamıştır. Bu dönemde şehir planlama, bağımsız bir disiplin olmaktan ziyade merkezi devletin ulusal ekonomik planlamasının (GOSPLAN*) ve özellikle hızlı sanayileşme stratejisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Sosyal eşitlik ve kolektif tüketim ilkeleri doğrultusunda şekillenen bu yaklaşım, “mikrorayon” adı verilen standartlaştırılmış toplu konut komplekslerini temel yerleşim birimi olarak benimsemiş ve modern, sınıfsız bir toplum vizyonunu prefabrik yapılar aracılığıyla mekâna yansıtmıştır.

Devrim Öncesinde Rusya’da Şehirleşme Anlayışı

Altın Orda Devleti, 13. yüzyılda Rusya’da yönetimin değişmesini ve derebeyliklerin (Knezlik) vergiye bağlanmasını sağlamış, bu durum da Moskova Knezliği’nin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Moskova prensleri vergi toplama görevini üstlenerek Rus beylikleri üzerinde üstünlük kurmuş ve zamanla merkezi bir güç haline gelmiştir. 15. yüzyıldan itibaren Rusya’da hakim olan mutlak monarşi ve derebeylik sistemi, toprak yönetiminin ve ekonomik gücün aristokrat ve burjuva sınıflarına ait olmasını sağlamıştır. Bu düzen, geniş topraklara sahip derebeylerinin, topraklarını işleyen köylülere köle muamelesi yapmalarına ve topraklarla birlikte köylülerin satılmasına olanak tanımıştır. Bu dönemde Rusya’da şehirler organik bir yapıya sahip olup, modern şehir planlama ilkelerinden etkilenmemişlerdir. Halkın temel geçim kaynağının tarım olduğu göz önünde bulundurulduğunda, şehirleşmenin yavaş ilerlemesi doğaldır.

Rusya kültürü, özellikle I. Petro döneminden itibaren Avrupa’dan etkilenmeye başlamış, bu durum şehirleşme ilkelerine de yansımıştır. Sanayi Devrimi’nden sonra işgücünün süratli bir şekilde şehirlere göç etmesi, Avrupa’da Manchester gibi endüstri kentlerinin altyapısal anlamda son derece yetersiz olduğunu gözler önüne sermiş ve Avrupa’da daha sağlıklı kentlerin planlanması için çalışmalar yapılmasına önayak olmuştur.

Paris’te radikal değişikliklere imza atan vali Haussmann’ın belirlediği ilkeler monarşinin gücünü destekleyen militarist değişikliklerin gerçekleştirilmesini ve halkın kontrol edilmesini hedeflemiştir (Örn: Halkın merkezi yönetime karşı organize olmasını engellemek için topların girebileceği genişlikte bulvarlar oluşturmak). Bununla birlikte bu ilkeler kent sağlığı ve altyapı sistemleri konularında önemli gelişmelerin katedilmesine önayak olmuştur. Özellikle Fransa’nın gelişmelerinden etkilenen I. Petro da Haussmann ilkelerini, kurduğu St. Petersburg kentinde uygulamaya koymuştur. St. Petersburg örneği, Rusya’da şehirleşme ilkeleri açısından özel bir durum olarak kabul edilir. Bir başkent olarak planlandığından dolayı, devletin birliği ve görkeminin altını çizen elementler (geniş bulvarlar vs.) kullanılmış, halk sınıflarının birbirinden ayılmasına neden olan bölgelendirme (zonlama) çalışmaları gerçekleştirilmiş ve kent sağlığını geliştirme ve monarşinin gücünü sağlamlaştırma amacıyla Haussmann ilkeleri izlenmiştir. 18. yüzyılda ülkede bulunan diğer kentler ise organik dokuya ve ihtiyaca göre şekillenmiş, tarihi doku korunmuştur.

Devrim Sonrasında Sovyetler Birliği’nde Şehirleşme İlkeleri

Devrim sonrası Sovyet rejimi, Çarlık döneminde etkili olan yozlaşmış sınıfların (toprak sahipleri, burjuva) ortadan kaldırılmasını hedefleyerek sosyal eşitlik ve kolektif tüketimi temel alan bir yapı oluşturmayı hedeflemiştir. (Stanilov, 2007.) 20. yüzyılda Sovyet plancılar, uygulamaya konan Haussmann ilkelerini ‘kapitalist modernitenin mekansal ifadesi’ olarak kabul etmişler ve eleştirmişlerdir. Bu nedenle Sovyet şehirleri planlanırken de I. Petro döneminden farklı olarak sınıfsal bölgelendirme yerine işlevsel bölgelendirme tercih edilmiştir. Bununla birlikte, sanayileşme 1890 yılından sonra hızlı bir yükselişe geçtiği için, fakir köylerde yaşayan ve tarımla uğraşan köylüler, fabrika ve üretim yerlerinin toplandığı şehirlere göç etmeye başlamışlardır. (Rothstein&Rothstein, 1950.) Hızla artan göç sayesinde,  şehirlerin planlama çalışmaları hızlandırılmıştır.

Şehir planlama disiplini Sovyet döneminde, hızla gelişen sanayileşmeye hizmet eden bir araç olarak görülmeye başlanmış, adeta sanayileşmenin bir alt dalı haline gelmiştir. (Slepukhina, 2014.) Toprakların kamulaştırılması ile piyasa mekanizmalarının yerini merkezi devlet kararları almış, sanayinin gelişimi ve artan göç sayesinde 1917 yılında %17 olan kentsel nüfus oranı 1991 yılına gelindiğinde %74’e ulaşmıştır. Sovyetler döneminde uygulanan planlama ilkeleri aşağıda sıralanmıştır:

  • Sosyal Eşitlik ve Sınıfsız Mekan Tasarımı: Sovyet planlamasında temel ideolojik dayanak sosyal eşitliğin teşvik edilmesidir. Çarlık döneminde görülen ve halk sınıflarının birbirinden ayrılmasına neden olan sınıfsal bölgeleme ilkesi tamamen terk edilmiş, farklı mesleklere mensup insanların aynı standarttaki konutlarda yaşaması öngörülmştür. 

 

  • Fonksiyonel Bölgeleme: Modernist planlama yaklaşımı ve Atina Kartası’na (1933) göre şehirler; iş, konut ve rekreasyon alanları olarak kesin sınırlarla ayrılmalıdır. Bu planlama anlayışında şehir yapısını belirleyen en önemli unsur sanayi bölgelerinin mekansal dağılımıdır. Konut alanları ise ‘uyku mahalleleri’ (spalny rayon) olarak adlandırılan ve sadece barınma ihtiyacını karşılamaya hizmet eden, şehir merkezinden uzakta konumlanmış alanlar şeklinde tasarlanmıştır. (Engel, 2022.)

 

  • Hiyerarşik Yapılanma (Mikrorayon Sistemi): Şehirler, günlük ihtiyaçların yürüme mesafesinde karşılandığı ‘mikro-bölgelere’ (mikrorayon) bölünerek tasarlanmıştır. Bu bölgelerde, ilkokul, çocuk parkları ve temel hizmet birimleri bulunmaktadır. Mikro-bölgeler tasarlanırken transit trafiğin bölgeye müdahale etmesi engellenerek yayalaştırmanın artışı hedeflenir. Her bir mikro-bölge 8.000-12.000 kişi arası nüfusu barındırabilir. 

 

  • İnşaatta Sanayileşme ve Standartlaşma: Sovyet rejimi, Çarlık döneminde tercih edilen süslü mimariyi terk ederek ‘daha iyi, daha hızlı ve daha ucuz’ inşaat çözümlerine odaklanmıştır. Ani göçün getirdiği barınma ihtiyacı, ‘Hrujhevka’ adı verilen büyük panelli, seri üretim betonarme binalar aracılığı ile karşılanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte, inşaatlarda (ve günlük hayatta) kullanılan ürünlerin ‘standartlaşması’ sağlanmıştır. Hayatın birçok alanında kullanılan ürünler devlet tarafından belli standartlarda üretilmiş ve halkın tüm kesimleri tarafından kullanılmıştır.

 

  • Kolektif Yaşam ve Kamu Alanları: Devrim öncesinde toprak sahiplerinin elinde bulunan toprakların kamulaştırılması ile muazzam kamusal alanların oluşturulması sağlanmıştır. Geniş caddeler askeri geçit törenleri ve siyasi gösteriler için uygun, anıtsal boyutlarda tasarlanmıştır. Bununla birlikte, yeşil alanların konut alanlarında kişi başı 16 m^2’ye kadar ulaşması sağlanmıştır. (Engel, 2022.) Rekreasyon için belirlenen bölgelerde ise tabiat parklarını aratmayan boyutta park alanları planlanmıştır. Kamusal alanların yoğun olarak yer seçtiği merkezlerde ise anıtsal yapılar, meydanlar ve hykellere yer verilmiştir.

 

  • Şehirlerde Büyüme Kontrolü: Şehirlerin aşırı büyümesinin engellenmesi için adres kayıt sistemi (propiska) getirilmiş, gerektiği yerlerde ise uydu şehirler aracılığı ile kontrol sağlanmaya çalışılmıştır. Buna rağmen, sanayinin getirdiği baskı Moskova ve St. Petersburg gibi kentlerde kontrolsüz büyümeyi tetiklemiştir.  (Engel, 2022.)

 

Sovyet Şehirleşme Anlayışının Olumlu ve Olumsuz Yönleri

  • Sovyet Şehirleşme Anlayışının Olumlu Yönleri

 

  1. Sosyal Eşitlik ve Karma Sosyal Yapı: Sovyet planlama yaklaşımının temelinde sosyal eşitlik ilkesi yer almaktadır. Mahalle düzeyinde sosyal ve profesyonel tabakalaşmanın ortadan kalkması için mavi ve beyaz yakalı, farklı meslek gruplarına mensup insanlar aynı standartlardaki konutlarda yan yana yerleştirilmiştir. Kapitalist şehirleşmede görülen ‘gettolaşma’nın, bu planlama anlayışında görülmediği gözlemlenmiştir.

  2. Kitlesel Konut Üretimi: Sanayileşmenin ani büyümesi ile birlikte artan konut ihtiyacını karşılayabilmek için devlet, büyük çapta konut üretim projeleri geliştirmiş; halkın sağlıksız koşullardan ısıtma, kanalizasyon ve su gibi temel altyapıya sahip konutlara taşınması sağlanmıştır. (Stanilov, 2007.)

  3. Geniş Rekreasyon Alanları ve Yeşil Alanlar: Sovyet şehirleri Ebenezer Howard’ın ‘Bahçe Şehir’ kavramından esinlenmiştir. Yeni şehirlerde, yerleşim alanlarının %45-50’sinin yeşil alanlara bırakılması planlamış ve halkın yeşil alana ulaşmak için 800 m’den fazla yürümemesi hedeflenmiştir.

  4. Güçlü Toplu Taşıma Ağı: Tramvay, troleybüs ve otobüs gibi farklı toplu taşıma araçları birbirine ve şehre entegre edilmiştir. Sovyet şehirlerinde toplu taşıma, zamanının çok ilerisinde kapsama sahip olacak şekilde tasarlanmıştır.

  5. Semt Hiyerarşisi: ‘Mikrorayon’ ismi verilen yaşam birimlerinde halkın günlük ihtiyaçlarını araç kullanmadan gidermesi hedeflenmiş; ilkokul, park, ve kütüphane gibi kamusal alanlara erişim sağlanmıştır.

  6. Tarihi Dokunun Korunması: Sovyet ideolojisi, Ortaçağ’dan kalan kent merkezlerini ‘burjuvazinin sembolü’ olarak görmüş ve inşaat yatırımları genellikle yeni kent özeklerine aktarılmıştır. Bu durum, orijinal yapıların korunmasını sağlamış ve günümüzde çekim noktaları haline gelmelerine olanak tanımıştır.

 

  • Sovyet Şehileşme Anlayışının Olumsuz Yönleri
  1. Standartlaşmış ve ‘Kimliksiz’ Şehirler: Standartlaştırılmış inşaat süreçleri ve prefabrik beton bloklarının temel yapı taşı olarak kullanılması, kimliksiz ve monoton mahallelerin ortaya çıkmasına neden olmuş, bu durum da kişisel estetiğin yok olmasına yol açmıştır. (Stanilov, 2007.)

  2. Fonksiyonel Ayrışma: Şehirlerin işlevlerine göre kesin sınırlarla bölündüğü Sovyet şehirlerinde, dev boyutlara ulaşan ‘uyku mahalleleri’ oluşmuş, konut alanlarının iş yerlerine uzak olması da ulaşım sürelerini arttırmıştır. Bununla birlikte, gece kullanılmayan alanlarda ölü alanlar oluşmuştur.

  3. Merkezi Gücün Ön Plana Çıkması: Sovyet plancılar her ne kadar Haussmann ilkelerini eleştirmişlerse de, Sovyetler Birliği’nde bulunan merkezden yönetim biçimi, militarist ilkelerin uygulanmasına engel olamamıştır. Hükümetin gücünü gösteren geniş caddeler ve anıtsal yapılar gibi elementler Sovyet şehirlerinde de karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak Sovyet şehirleşme anlayışının, kamusal sorumluluk ve sosyal eşitlik açısından olumlu dersler verdiği söylenebilir. Özellikle barınma hakkının bir kamu hizmeti olarak ele alınması, her kesimden halkın tüm kamusal hizmetlere erişim sağlaması ve ortak kamusal alanların halk kullanımına olanak tanıması bu planlama yaklaşımını öne çıkartmaktadır. Bununla birlikte, Sovyet ideolojisinin merkeziyetçi yapısı, yerel katılım ve bireysel tercihlerin göz ardı edilmesine neden olmuş ve kentsel yaşam kalitesini sınırlamıştır. Sovyet plancıları her ne kadar Haussmann ilkelerini kusurlu bulsalar da, merkezi gücü desteklemek için bu ilkeleri planlama sürecinin bir parçası haline getirmişlerdir. Sovyet hükümeti her ne kadar ‘düzenleyici ve eşitleyici’ rolünü üstlense de, yerel katılımın eksik kalması ve yukarından aşağı planlama yaklaşımının benimsenmesi halkın karar verme hakkını ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla Sovyet şehirleşme deneyimi yalnızca eşitlikçi hedeflerin yeterli olmadığını, bu hedeflerin özgürlük, katılım ve sağlıklı ve nitelikli yaşam çevresi ile entegre edilmesi gerektiğini göz önüne sermektedir.

*GOSPLAN: Sovyetler Birliği’nde özellikle beş yıllık kalkınma planları aracılığı ile ülkenin üretim hedeflerini belirleyen devlet kurumudur. Beş yıllık kalkınma planları yatırım ve iş gücünün farklı sanayi kolları arasında nasıl paylaştırılacağını belirlemiştir. Hızlı sanayileşme ve kalkınma için temel ilkelerin belirlenmesini sağlamıştır.

KAYNAKÇA

  • Blumenfeld, H. (1944). Russian City Planning of the 18th and early 19th Centuries. Journal of the American Society of Architectural Historians4(1), 22-33
  • Engel, B. (2022). The concept of the socialist city: Plans and patterns of Soviet urbanism. International Planning History Society Proceedings19(1), 663-678
  • Slepukhina, I. (2014). Russian cities at the crossroads: getting lost in transition or moving towards regeneration.
  • Rothstein, A., & Rothstein, A. (1950). A History of the USSR (p. 71ff). Harmonds worth, Great Britain: Penguin Books.
  • Stanilov, K. (2007). Urban planning and the challenges of the post-socialist transformation. In The post-socialist city: Urban form and space transformations in Central and Eastern Europe after socialism (pp. 413-425). Dordrecht: Springer Netherlands.