Erol KIZILELMA – Trump Dünyası mı?

Erol KIZILELMA
Eski SODEV Başkanı
ekizilelma@gmail.com

En büyük ekonomik güç olması ve emperyal politikaları, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel egemenliğini pekiştirmiştir. Bu çerçevede, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında el değiştiren yönetimlerde sadece nüanslarla ifade edilebilecek farklılıklardan söz edilebilir. Ancak bu sefer biraz farklı olacak gibi. Trump, dünyanın “anasını belleyecekmiş” havalarda. Trump’ın başarısı, kendi ülkesi halklarının canını yakan popülist sağ iktidarlarda ve dünyanın her yerinde pıtrak gibi çoğalan popülist sağcı siyasetlerde bir heyecan yarattı.

Dünya uzun bir süredir neoliberal ekonomik politikaların sürüklediği krizden kurtulamıyor. Neoliberal politikalar, soygun düzenlerinin yarattığı büyük gelir dağılımı dengesizliğinin ve ağır yoksulluğun baş nedenlerinden biri. Tabii ki soygun düzeninin sürdürülebilmesi için de, demokrasi ve özgürlüklerin budanması gerekmekte. Ne yazık ki bu olgu, bir bulaşıcı hastalık gibi bütün dünyada, hatta demokrasinin beşiği olarak bildiğimiz Avrupa ülkelerinde bile etkili olma eğiliminde. Şimdilik genelde bir göçmen sorunu gibi gösterilmek istense de ana sorun, yaşanan ekonomik krizin giderilememesi ve bu krizin yarattığı ağır yoksulluğun bir patlamaya doğru hızla evrimleşmesi.

Dünya, 100 yıl kadar önce de büyük bir ekonomik krize girmişti. 29 krizi diye anılan bu kriz süreci dünyanın “faşizm” denen ideolojiyle tanışmasına yol açmıştı. Faşizm, tarihin bu kesitinde doğmuş ve hızla gelişmişti. Sonunda da dünya bir felakete sürüklenmiş, milyonlarca insanın kaybına ve unutulamayan acılara sebep olan Dünya Savaşı yaşanmıştı.

100 yıl kadar sonra şimdi de içinden çıkamadığımız bir ekonomik kriz fırtınasına yakalanmış durumdayız. Dünya halkları, çok küçük bir azınlığın milyarlarca dolarlık servete ulaşması yolunda hızla yoksullaşmaya itilmiştir. Bu sürecin sürdürülebilmesi için çareyi yönetimlerin otoriterleştirilmesinde bulmuşlar, göçmen sorunu bahanesiyle her yerde popülist sağcı akımlar yeşermiştir; vaktiyle faşizmin yeşermiş olduğu gibi.

Günümüzün demokrasi güçleri, aşırı sağcı bu popülist hareketler şimdi Trump’ın zaferinden güç alacak olsalar da, tarihin tekerrür ederek dünyanın yeni bir felakete sürüklenmesine izin vermemelidir. Yoksulluğu giderecek halkçı politikalar uygulandığında başarılı olunduğu görülmektedir. ABD’nin, uzun yıllar muhafazakar yönetimlerin tahakkümü altında olan güney komşusu Meksika’da son iki seçim sol güçler tarafından kazanılmakta ve örnek olabilecek politikalar uygulamaktadırlar. Devlet başkanlığına ait uçaklarını satmasıyla tanınan López Obrador; asgari ücretteki artışlar, örneğin sendikalaşma sürecinin kolaylaştırılması, ülke tarihinde ilk kez ev işçilerinin çalışma haklarını tanıyan çalışma reformları, Dünya Bankası raporlarına göre 9 milyon kişinin yoksulluktan kurtarılması gibi sosyal politikalarla halkının büyük desteğini aldı. 2018-24 yılları arasında görev yapan Obrador’un yerine yine aynı partiden onun yakın bir çalışma arkadaşının seçilmesi, sosyal politikaların iyice halka mal edilebileceği anlamını taşımaktadır. Eski Meksiko şehri Belediye Başkanı olan ve 1 Ekim 2024’te göreve başlayan yeni Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’ın, kadın bir bilim insanı olarak kadına şiddet konusu ve iklim politikalarıyla ilgili yeni atılımlar yapması bekleniyor.

Aynı şekilde, başarılı bir sol cephe örneği sunan Uruguay Frente Amplio hareketi, yeni bir atakla 27 Ekim 2024 seçimlerinden en büyük siyasi oluşum olarak çıkmış ve Senato’da çoğunluğu almıştır. Şimdi 24 Kasım 2024’te yapılacak 2. turu yapılacak olan başkanlık seçimini de alması şaşırtıcı olmayacaktır.

Arjantin’de geçmiş yönetimlerin hatalarından uygun bir ortam yakalayan çılgın aşırı sağcı Milei felaketinin iktidarı ele geçirip Arjantin halkı üzerine çökmesinin, Trump etkisiyle bulaşıcı bir mikrop gibi tüm kıtada etkili olmasının önüne ancak solun başarılı örnekleriyle geçilebilir.

Trump’ın başarısı, bizim ülkemizde de iktidar tarafından sevinçle karşılanmıştır. Mevcut iktidarın, geçmişte sıkça Trump tarafından aşağılanmasına karşın onun seçilmiş olmasına neden sevindiğini anlamak mümkün. Yine istediklerini verir, geçinir gideriz anlayışı ile iktidar daha bir süre ayakta tutulabilir ama bu kişiliksiz politik tavır, ne ulusal çıkarlarımızla ne de halkın yararına bir gidişle uyuşmaktadır.

Görünen o ki, Trump dünyasında ulusal iktidarlar ABD hükümranlığının bir şubesi gibi çalıştırılmak istenecek. Trump’ı kutlamak için ABD’ye koşan Arjantin Devlet Başkanı Milei’ye gösterilen tavır, bizim ülkeye reva görülen aşağılama tavrının o ülke için de geçerli olduğunu gösteriyor. ABD’ye veya Trump’a şirinlik yaparak halkının üzerinde kurduğu baskının hesabının sorulamayacağını veya iktidarını sağlamlaştıracağını sanan Milei, bu deneyimleri çok yaşamış olan Arjantin halkı tarafından hak ettiği şekilde iktidarını yitirecektir.

Umarız ki dünya halkları, bu yeni faşist ve popülist sağcı zulüm iktidarlarına geçit vermeyecek, Trump dünyasını tersine çevirecektir.