Aydın CINGI – ERDOĞAN YANLIŞ YOLDA

Aydın CINGI
Araştırmacı
acingisdv@gmail.com

İmamoğlu’nun yurdun birçok kentinde gerçekleştirdiği halkla temas toplantıları sırasında belirginleşen “yarışın favorisi” konumu, önce diplomasının iptal edilmesine yol açtı. İmamoğlu, daha sonra da inandırıcılıktan uzak gerekçelerle tutuklandı. Tüm ülke, bu kez seçilmişlere karşı siviller tarafından düzenlenen bir darbenin gerçekleşmesine tanık oldu. Ben bu yazıda bazı görüşlerimi, kimi değerli savcılara da ek iş çıkarmamak için sözcüklerimi dikkatle seçerek sunacağım.

23 Mart sandıkları

Öncelikle toplumun çok önemli bir kesiminin öfke dolu olduğunu saptayalım. İktidarın bazı savcılarını anınca, insanların gözünün önüne, eline sopa almış gelene geçene vurup duran zaptiye amirleri geliyor. Sopa, ayrımsız olarak politikacı, yazar, gazeteci, sanatçı vb her muhalifin sırtında patlayabiliyor. Kuşkusuz herkes görüyor ki, toplum artık AKP-MHP iktidarının baskıcı tutumundan bunaldı. Daha geçen Pazar günü 15 milyonu aşkın sayıda yurttaş sandıklara giderek iktidarın başına bir tür “güvensizlik” oyu verdi.

Bu konuyu biraz daha ayrıntılı açıklayayım. Ben bir CHP üyesiyim. Yaşım bir hayli ileri olduğu için dilediğim ölçüde aktif olamıyor, meydanlara çıkamıyorum. Ancak geçenlerde, kendimce fikir üretirken, İmamoğlu’nu salt CHP üyelerinin oylarıyla cumhurbaşkanlığına aday göstermenin toplumun şu an içinde bulunduğu psikolojik durum açısından yeterli olamayabileceğini düşündüm. Sandığa, bir milyon dolaylarında bir oyun girmesi durumunda, ertesi gün Tayyip Bey, “kendileri çalıp kendileri oynadılar” derdi. Oysa bir ikinci sandığa da parti üyesi olmayan ama İmamoğlu’nu cumhurbaşkanlığı makamında görmek isteyenlerin oy atmasının, yaratılmış baskı ortamından bunalan yurttaş ittifakını genişleteceğini düşündüm. Benzer düşünceler, muhtemelen, başkalarının aklından da geçmiştir.

CHP’ye üye olan ve olmayan tüm muhaliflerin görüş belirtmesine olanak verecek bu yöntem sinerji yaratır, ayrıca CHP üyelerinin bütününü motive ederdi. Bu görüşümü CHP’nin üst kadroları nezdinde danışman işlevi gördüğünü bildiğim -ve iznini alamadığım için adını açıklayamadığım-  çok yakın bir genç arkadaşım ile paylaştım. Onun da benimseyip merkeze ilettiği öneri kabul gördü ve 23 Mart oylaması, “kelebek etkisi” ile benim dahi başta öngörmediğim bir kapsam kazandı. CHP üyelerinin %95 kadarı oy vermeye gitti ve dayanışma sandıkları patladı. Gerçek bir seçim motivasyonu olmadığı halde,15 milyonu aşkın insanın, ülkenin en üst makamında Erdoğan’ı değil İmamoğlu’nu görmek istediği ortaya çıktı.

Protestolar

Bugün sokaklarda protestolara katılanları vandal veya çapulcu olarak nitelemek ayıptır. Eline -kısmen mühürsüz oylarla da olsa- bir kez “tek adam” yetkilerini geçirmiş bir kişinin, kendini ilk seçimde alt edeceği belli olan rakibini içi boş “yolsuzluk” dosyalarıyla hapse atmasının yarattığı isyan duygusu ve özellikle gençlerin adalet talebi, İmamoğlu’na yönelik haksızlığa karşı duyulan öfkeyi şu anda çoktan aştı. Yurttaşın tepkisi artık bir toplumsal onur mücadelesine dönüştü. Çünkü seçmen, yapılan olağanüstü haksızlıkları ve kendi siyasal tercihlerinin AKP-MHP iktidarı tarafından hiçe sayıldığını gördü. Ayrıca geniş kamuoyu, hiçbir kişi ve kuruma yöneltilen yolsuzluk ithamının, AKP iktidarının yirmi üç yıllık döneminde yapılan yolsuzluk furyasıyla yarışamayacağını gayet iyi biliyor.

Cumhurbaşkanı galiba halk iradesi ile bilek güreşine girmekle kendisi açısından pek isabetli davranmış olmadı. Temsil ettiği rejimin meşruiyetini kendi eliyle tartışmaya açmış oldu. Belli ki, baskıcı bir iktidara karşı olanlar muhalif görüşlerinden dönmeyecek ve duruşlarını meydanlarda fırsat buldukça sergilemekten kaçınmayacaklar. Bu durumda Erdoğan daha da sertleşmek zorunda kalacak. Nereye kadar? Milyonlarca insanı sindirmek için daha neler yapılacak? Aralarından birkaç yüz bini daha mı hapse atılacak? Yoksa kamuoyu yoklamalarında sürekli düşen oranlar dikkate alındığında, artık seçim kazanma çabasına hiç girmeden zor kullanarak iktidarda kalma niyeti mi belirdi?

Genel durum ve Erdoğan’a önerim

Epey yaş almış bir yurttaş olarak iktidarın başına bir önerim var: Siyasal/ekonomik ve etik açıdan iç açıcı bir konumda değilsiniz. Yirmi yılı aşkın iktidar süresinden sonra hala daha, yakın geçmişte “Nas” diye bizzat patlattığınız enflasyonu indirmeyi vadediyorsunuz. On yıllar süren iktidar döneminden sonra, yandaşlarınız zenginleşmeyi sürdürürken, açlık çeken insanlara söyleyecek tek sözünüz yok. Ekonomide, özetle,  durum bu!

Bu arada, hala daha Şehzadebaşı Camii’nin avlusunda kırılan iki mezar taşından din sömürüsü yoluyla siyasal rant çıkarmayı umuyorsunuz. Eğer cami içinde dinci yandaşlarınızla bazı polislerin futbol oynama görüntüsü yayılmasa, “caminin içinde içki içtiler” uydurmasına da sığınılır, hatta yeni bir “Kabataş bacısı” iftirası dolaşıma sokulurdu. Öte yandan, bileğini bükemediği rakibini kumpasla, iftirayla, pusu kurarak alt etmenin mertlikle bağdaşmadığı yolundaki ilkesel kavramları da -ne yazık ki- pek dikkate değer bulmuyorsunuz. Etik açıdan bakınca, kabaca göze çarpanlar da bunlar. O nedenle, ben özlü bir saptamayla yetineyim.

Bence bir insan için en rahatsızlık verici durumlardan biri, istenmediği bir yerde zorla durmaktır. Siz muhtemelen çoğunluk tarafından “istendiğinizi” savunacaksınız, ama yine de “bunu sandık yoluyla kısa vadede test etmeyi yeğlemez misiniz?” diye sormak isterim. Eğer seçilirseniz, bir yandan batmış ekonomiyi kurtarma çabalarınızı, diğer yandan da muhalife dayak mesainizi sürdürürsünüz. Ancak seçmen size “yeter” dediği takdirde de, -üzerinde belirgin bir üstünlük duygusuyla oturduğunuz- tahta benzeyen o meşhur altın varaklı koltuğunuzdan kalkarsınız.

Eminim ki, eğer seçimi kaybederseniz, iktidar olacak bugünün muhalefeti, size gereksineceğiniz tüm hukuki muafiyet ve güvenceleri verecektir.