Aydın CINGI – Almanya’nın 2025 Seçimi

Aydın CINGI
Araştırmacı
acingisdv@gmail.com

Federal Almanya’da seçim, iktidarı oluşturan üçlü koalisyonun geçen yılın Kasım ayında dağılması üzerine 7 ay öne çekilerek 23 Şubat 2025 tarihinde düzenlendi. Seçim sisteminde bazı değişiklikler yapıldı. Milletvekili sayısı 736’dan 630’a düşürüldü. Böylece, parlamentoda çoğunluğa 316 sandalye ile ulaşılabilir oldu. Öte yandan, Alman parlamentosunda temsil edilmek için aşılması gereken %5’lik barajı geçebilen 5 parti parlamentoda temsil olanağı buldu. Cumhurbaşkanı Steinmeier tarafından sandığa gitmeye çağrılan 59-60 milyon Alman seçmeni bu çağrıya genellikle uydu ve ortaya, son 2021 seçimindeki %76,4’lük oranın çok üzerine çıkıp %80’leri aşan bir katılım oranı çıktı.

Seçim sonuçları

Sonuç, gidişatı sürekli izleyen gözlemciler için şaşırtıcı olmadı. Esasen Kasım 2024’te yani 4 ay önce yapılmış bulunan kamuoyu yoklamalarına göre, seçimde birinci gelen CDU/CSU (metin içinde genellikle Birlik olarak anacağımız Muhafazakarlar yani ılımlı sağ) bir hayli oy yitirdi. Buna karşılık, uç sağda AfD ve uç solda yer alan Sol Parti, aradaki dört aylık son düzlükte epey bir seçmen kazandı. Aşağıdaki tabloya önce parti adını ve bu seçimde aldığı oy oranını, onun yanına parantez içinde bir önceki seçime kıyasla kayıp veya kazancını ve son sütunda da parlamentoda kazandıkları sandalye sayısını yazdım.

 

Parti

Oy oranı Sandalye sayısı

CDU/CSU (Birlik veya Muhafazakarlar)

28,52    (+ 4,4) 208

AfD (Alternative für Deutschland)

20,80  (+ 10,4) 152

SPD (Sosyal Demokratlar)

16,41     (- 9,3)

120

Grünen (Yeşiller 11,61     (- 3,1)

85

Die Linke (Sol Parti) 8,77     (+ 3,8)

64

FDP (Hür Demokratlar/Liberaller) 4,33     (- 7,1)

0

(Not: Son sütundaki sandalye toplamının 630 değil de 629 olması, bir partiye mensup olmayan ve bu tabloda yer almayan bir tek milletvekilinin varlığından kaynaklanmaktadır.)

 

Dört yıldır SPD/Yeşiller/FDP’nin, sırasıyla kırmızı/yeşil/sarı olan parti renkleri esas alınarak “trafik ışıkları koalisyonu” diye anılan koalisyon hükümeti iş başındaydı. Söz konusu koalisyonun tüm partileri oy kaybetmiş durumda. Bu üçünün toplam oy kaybı %20’ye yakın. Hatta bunlardan biri olan FDP, yeni parlamentoda temsil olanağı bulacak kadar bile oy alamadı.

Parti sisteminin dönüşümü

Sistemin birinci partisi ılımlı sağda konumlanan Birlik. Ancak hemen arkasından gelen ikinci parti AfD. Bu parti uç sağda gezinen popülist hatta ırkçı bir anlayışı temsil ediyor. Sosyal demokratlar ise, Federal Almanya kurulduğundan bu yana ilk kez üçüncü parti konumuna gerilemiş durumda.

Dikkat çeken önemli bir husus, Alman siyasal parti sisteminin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana omurgasını oluşturan merkez sağ CDU/CSU ve merkez sol SPD’nin önemlerini yitirmesi oldu. Bu iki parti, örneğin 1980 yılında yapılmış olan seçimde toplam oyların %87,4 kadarını almıştı. Bu iki partinin toplam oyları ilk kez 2021 seçiminde %50’nin altına düşmüştü. Bu toplam, bu kez %44,9 oranına indi.

Öte yandan bu seçimin kazananları sağdaki ve soldaki uçları temsil eden partiler oldu. AfD ve Die Linke gibi uçlarda siyaseti savunan bu iki partinin toplam oyları %29,6 oranında. Bir başka anlatımla, neredeyse üç Almandan biri aşırı bir uca eğilim gösteriyor. 2010’lara değin 2 büyük (CDU/CSU ve SPD) partili ve iki ila üç “buçuk” partili sistem alabora olmuş durumda. Sistem artık dengesini yitirmiş bir görünüm içinde.

Kampanyanın temaları

Kamuoyunda kampanya süresince öne çıkan en önemli iki konu ekonomi ve göç idi. Ekonomik büyümenin düşmesi, konut sorunu, ülkenin rekabet yetisinin azalması ve en önemli endüstri dallarından otomotiv sektöründeki kriz ekonomi alanında başta gelen sorunlardı. Son on yıl içinde ülkeye gelen –kalifiye olsun olmasın- göçmen sayısı gerçekten görece fazla oldu. SPD Başkanı Şansölye Olaf Scholz tarafından yönetilen koalisyon hükümeti, bu nedenle ve ayrıca yine son dönemde göçmenlerce yapılan terör saldırıları yüzünden ciddi eleştirilere maruz kalıyordu. Ekonomi ve göç gibi iki ana temayı izleyen bir diğer konu, iklim değişikliği ile mücadele sorunuydu.

Şansölye Scholz, Yeşiller Başkanı Habeck ve AfD lideri Weidel arasında yapılan son televizyon tartışmasına Birlik Şansölye Adayı Christian Merz mazereti dolayısıyla katılamamıştı. Nitekim bu tartışmada konu, dönüp dolaşıp enflasyona, emekli maaşlarına, konut darlığına; resmi yollardan gelmeyen ve hukuksal statü edinmemiş göçmenlerin Almanya’da yaşamalarına müsamaha gösterilmesine geldi.

Partiler

Siyasal partiler tek tek ele alındığında şunlar göze çarpıyor: Birlik, Federal Almanya kurulduğundan bu yana yapılan 21 seçimde 17. kez birinci parti oldu. Ancak bu birinciliği yine tüm bu süreçte aldığı ikinci en az oy oranıyla elde etti. SPD ise, bu seçimde, tarihinin en düşük oy oranını aldı. Oylarının neredeyse 2 milyona yakını CDU/CSU’ya kayan SPD, FDP dışında diğer tüm partilere de oy kaptırdı.

AfD, hem kararsızlardan ve sandığa genel olarak gitmeyenlerden hem de tüm diğer partilerden oy aldı. Baraj altında kalıp parlamentoya giremeyen FDP adeta çöktü. Lideri Lindner de zaten politik arenadan çekildiğini açıkladı. FDP, en çok Birlik ve AfD olmak üzere tüm partilere seçmen kaptırdı. Yeşiller, SPD ve FDP’den seçmen kazanıp Sol Parti’ye ve CDU/CSU’ya oy kaptırdı. Seçimin kazançlılarından Sol Parti ise kendine SPD’den, Yeşillerden ve FDP’den oy kaydırdığı gibi eskiden sandığa gitmeyenlerin bir kesiminin de oyunu aldı.

Seçmen dağılımı

Yapılan kamuoyu araştırmaları ekonomik konuların en çok Muhafazakarlara (Birlik) yaradığını gösterdi. İklim konusu açıldığında Yeşiller adeta çiçeklenirken, yabancıların fazlalığından ve göçe müsamahadan söz açıldığında AfD yarar sağladı.

Mevcut koalisyonun başarısızlığının olağandışı kapsamı, anketlere göre, Şansölye Scholz‘un zayıf siyasal kişiliğinden ve FDP’nin çöküşünden kaynaklandı. Seçmen kategorilerine bakıldığında ise Birlik ve AfD “erkek” partileri olarak göze çarpıyor. Örneğin uç sağdaki popülist AfD’ye Alman erkeklerinin %23 kadarı, kadınlarının ise ancak %17 kadarı oy veriyor. SPD ve Sol Parti ise kadınlardan daha çok oy alıyor. Daha özlü bir deyişle Almanya’da erkekler daha çok sağa, kadınlar ise sola yöneliyor. Yaşlı seçmenler, alıştıkları gibi, daha çok CDU/CSU ve SPD gibi iki eski büyük partiye oy vermeyi sürdürürken gençler yüzlerini uçtaki partilere dönüyor. Özellikle Sol Parti’nin seçmenlerinin neredeyse çoğunluğu otuzlu yaşların altında.

Coğrafi dağılıma bakıldığında ise eski Doğu Alman bölgelerinin, beklendiği üzere, %30’ları aşan oranlarda oy vererek AFD’yi birinci parti yaptıkları gözlemleniyor. Bu arada, söz konusu bölgede yer alan Berlin, metropol refleksi göstererek, kendini AfD’ye kaptırmıyor. Bavyera ve Baden Württemberg gibi güney eyaletlerinin yoğunlukla CDU/CSU’ya, kuzey ve kuzeybatıdaki kentleşmiş bölgelerin yine CDU/CSU’ya ve SPD’ye, Sol Parti’ye ve Yeşiller’e yöneldiği saptanıyor.

Koalisyon olasılıkları

Bu seçim sonuçları ışığında yeni bir koalisyon hükümetinin kurulması bekleniyor. Söz konusu hükümetin başında, kuşkusuz ki birinci gelen Birlik’in lideri Christian Merz olacak. Şansölye olması beklenen Merz, partisi CDU/CSU’nun yanına koalisyon ortağı olarak ikinci gelen AfD’yi almayı reddediyor. Esasen -bir ölçüde de “Sol Parti” gibi- sistem dışı veya sistem karşıtı sayılan AfD, hiçbir parti için muteber bir ortak değil. Oysa AfD lideri Alice Weidel, seçim kampanyası sırasında kendi söylemini ödünç aldığı için Merz’e sitem ediyor ve şimdi ona sırtını dönmesini yadırgadığını belirtiyor. Gerçekten de seçim kampanyası boyunca Merz, özellikle göç politikasına ilişkin söyleminde zaman zaman Weidel’in argümanlarını kullandı. Bu süreç, merkez sağın, iki parti arasında gidip gelen seçmeni kendine çekmek için uç sağın sert söylemine yöneldiği ilk seçim süreci değil. Daha önce de Avusturya’da ve Hollanda’da, ılımlı sağın uç sağın söylemiyle seçmen kazandığı görüldü.

Özetle Merz, CDU/CSU sandalyeleriyle SPD’ninkilerinin toplamının 328’e vardığının ve 316’lık çoğunluğu aştığının bilincinde. Bu iki köklü parti arasındaki koalisyon, -AfD dışarıda tutulduğuna göre- çoğunluğa sahip olabilecek yegane iki partili koalisyon olasılığı. Ancak, daha önce Birlik mensubu şansölyelerin önderliğinde girdiği ikili koalisyonlardan zararlı çıkmış bulunan SPD bu konuda biraz tereddütlü.

Bir de üçlü koalisyon olasılığı var; CDU/CSU + SPD + Yeşiller. Yeşiller’in önerdiği bu koalisyona da, partileri simgeleyen renkler sırasıyla alınarak, bayrağı “siyah, kırmızı ve yeşil” renklerden oluştuğu için “Kenya koalisyonu” diyorlar. Hangi karara varılırsa varılsın, koalisyonun bir-iki ay içinde, en çok 20 Nisan’daki Paskalya tatiline kadar kurulması isteniyor. Ondan sonra da beklenen, Avrupa Birliği (AB)’nin, İtalya gibi aşırı sağın yönetiminde olmayan ve merkez Avrupa’da yer alan üç büyük ülkesi Almanya, Fransa ve Polonya’nın bir araya gelip Avrupa’nın-özellikle savunma ve güvenlik boyutunda- geleceğini tasarlaması bekleniyor.

Almanya seçiminin düşündürdükleri

Son Almanya seçimi uç sağın dünyada yükselmekte olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. AfD, ABD’nin yeni aşırı sağcı egemenlerinden Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Elon Musk ve Steve Bannon gibi kişiliklerce açıktan desteklendi. Kimi Nazi sloganları kullanan taraftarları tutuklanan AfD, bu seçim kampanyası sırasında, tıpkı Donald Trump gibi, düzensiz göçü durdurma ve resmi yollardan gelmemiş göçmenlerin sınır dışı edilmesi vaadini verdi.

Zaten aşırı sağ popülizm esintilerinin gittikçe daha çok ülkede görüldüğü dünyada bu eğilim, Trump’un ajite tutumuyla kasırgaya dönüşmeye yüz tutuyor. Avrupa’da Meloni ve Orban adlı iki sağcı popülist iki önemli ülkeyi yönetiyor. Ayrıca İspanya’da aşırı sağcı popülist Vox partisi ve eski ufak tefek Doğu Avrupa ülkelerinde uç sağ güçleniyor. Sosyal demokrasinin beşiği İskandinav ülkelerinin her birinde uç sağcı bir parti ilk üç parti arasında. En önemlisi de, Fransa’da 2027 yılında yapılacak başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı Marine Le Pen’in karşısına çıkacak makul bir aday şimdilik ufukta görünmüyor. Bu uç sağcı popülist adayın partisi RN, genç lideri Bardella yönetiminde gittikçe güçleniyor. Öyle ki, şimdi Fransa’nın bu uç sağcı partisi RN, Almanya’daki “kardeş” parti AfD ile sıkı bir işbirliği arayışı içinde.

Yukarıdaki oluşmalar yalnızca Avrupa içindeki gelişmelere ilişkin. ABD’de Trump, şimdiden, bundan sonra bir dönem daha iktidarda kalmaktan söz ediyor. Bu tip liderler iktidara asla doymazlar. Dünya, anlaşıldığı kadarıyla, Trump döneminde her sabaha yüreği ağzında uyanacak. Biz Türkler buna zaten alışkınız. Bu tip liderlerin ve Modi ve hele Milei, Maduro gibi dengesi sorgulanabilir liderlerin yönlendirdiği küresel konjonktür, bir süre için güven verici olmayacak. Umalım ki, şu an çıkış sürecinde olan aşırı sağcı popülizm, kalıcılık edinip bir toplu felakete yol açmasın.