Avukat
kemalakkurt@hotmail.com
Türkiye’nin yetiştirdiği çok önemli bir filozof ve insan hakları savunucusu, hocaların hocası Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hem ülkemiz, hem dünya için çok büyük bir kayıp…
Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, yaşamı boyunca insanın ve insan haklarının doğru anlaşılması ve değerlendirilmesi için uğraştı. Üniversite dışında da toplumun insan hakları bilgisiyle donanması ve felsefeyi sevdirmek için, başta çocuklar olmak üzere, her yaş grubuna ulaşmaya çalıştı. Kuçuradi’ye göre eğitim, çocukları ve genel olarak insanları eğlendirmek için değildir. Onları uğraştırmalıdır felsefe eğitimi. Bu nedenle, 2500 yıllık tarihi olan felsefenin doğru anlaşılması için, başta Platon, Aristotales, Descartes, Kant, Schopenhauer, Hartmann ve Nietzche olmak üzere, temel felsefecilerin eserlerinin okunması ve özümsenmesi gerekmektedir.
Dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde insan hakları ihlalleri önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Prof. Kuçuradi’ye göre, bunun en önemli kaynağı; bilgisizlik ve çıkarlar. 2000’li yılların başında, Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu Başkanı olduğu dönemde, her yıl 20 Kasım gününün “Dünya Felsefe Günü” ilan edilmesini UNESCO’ya önermiş ve kabul ettirmiştir. Tüm dünyada felsefenin yaşamdaki işlevini tanıtacak etkinlikler yapılmasını sağlamıştır. Böylece olaylara ve durumlara “değer yargılarıyla” değil, “değer bilgisiyle” bakmanın önünü açmıştır.
Prof. Dr. Kuçuradi’ye göre devlet, (Anayasamızda da yazıldığı gibi) insan haklarına saygılı devlet değil, insan haklarına dayalı devlet olmalıdır. Çünkü devlet kendi başına bir varlık değil, insanların kurduğu hukuksal bir kurumdur ve insanlardan bağımsız olamaz. Dolayısıyla temelini tarihsel konularda değil, insanın varlık koşullarında bulur.
1990’lı yıllarda, koalisyon hükümetleri döneminde yeni kurulan İnsan Hakları Bakanlığı’nın bir personeli gibi, Türkiye’nin birçok ilinde toplantılar düzenleyen Kuçuradi, karakollara ziyaretlerde bulunmuş, kolluk kuvvetleri, hakim ve savcılara insan hakları eğitimi vermiştir. 2004-2006 yılları arasında birlikte çalıştığımız Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu’ndaki çalışmaları ile de özellikle sistematik işkence vakalarının azalmasında çok büyük katkılarda bulunmuştu. İnsan Hakları Bakanlığı’nın kaldırılmasıyla, insan hakları karnemiz maalesef 1990’lı yılların çok gerisine düşmüştür.
2013 yılında Atina’da düzenlenen Uluslararası Felsefe Kongresinde, dünyanın tüm ülkelerinden gelen ünlü felsefecilerin Prof.Dr. İoanna Kuçuradi Hocamıza duydukları saygıyı gözlerimle görünce, Türkiye’de değerinin yeterince takdir edilmeyişine çok üzülmüştüm. Hocamıza verilen bir ödül törenindeki şu sözleri de çok anlamlıydı: “Felsefe bilgisi, dünyamıza ışık tutmaktır. Her gün yüz yüze geldiğimiz, birçok insanın harcanmasına yol açan bu aykırılığa ışık tutmaktır. Şu anda ışık tutmamız gereken çok şey var. Kötü niyetten önce, cehaletle savaşmamız gerektiğini düşünüyorum”. Aydınlığın suçlandığı, cehaletin kutsandığı günümüzde Kuçuradi, bir çoban yıldızıydı.
Hukukun ve hukukun dayanması gereken insan haklarının temeli felsefedir. Felsefe, bu yönüyle hem düşünmenin, hem de bilginin temelidir. Felsefi düşünceden, felsefenin bir kolu olan “etik”den yoksun hukukun ve insan haklarının temeli yoktur, bilgiler boşluktadır.
Gelişmiş ülkelerde, daha ilköğretimden itibaren felsefi düşünce biçimleri öğrencilere öğretilir. Geleceğin yetişkinlerinin sorgulayarak, neden-sonuç ilişkilerini irdeleyerek yetişmeleri sağlanır. Bunu yapamayan az gelişmiş ülke gençleri, doğmalarla büyür, bilimde, sanatta ve edebiyatta gelişme sağlayamazlar. Günümüzde Ortadoğu ülkelerinin içinde bulunduğu sıkıntıların temelinde, sağlam bir felsefe eğitimi yerine sorgulamayı, inceleme ve eleştirmeyi yasaklayan, doğmalarla büyüyen bir gençliğe sahip olmaları yatmaktadır. Prof. Kuçuradi hocamızın bir iddiası vardı: “Bugünden itibaren ilköğretim ve ortaöğretimde başlayacak sağlam ve yeterli bir felsefe ve insan hakları eğitimiyle, çok değil, 20 yıl sonra ülkemizde insan hakları ihlalleri ve terörden eser kalmaz”. Bu iddialı önerinin hayata geçirilmemesi için hiçbir engel ve bahane yoktur. Yeter ki, sağlam ve sürekli bir siyasi irade olsun.
Felsefe ve insan hakları eğitimini sağlıklı bir şekilde almış olan bireylerin, sadece kendi hakları için değil, başkalarının hakları için de duyarlı olacakları açıktır. Bu bağlamda öyle bir noktaya gelinmelidir ki, örneğin “kamu görevi yapmanın, insan haklarını korumakla eş anlamlı olduğu” belirlemesi, herkesçe içselleştirilmelidir. Yani karakola, mahkemeye ve diğer devlet dairelerine işi düşen vatandaş, haklarının orada çalışanlarca korunacağı duygusundan emin olmalıdır.
Kuçuradi Hocamıza göre, her yıl 10 Aralık’da kutladığımız İnsan Hakları Günü, her birimizin kendisine “insan haklarını ben gerçekten korumak istiyor muyum?” sorusunu soracağı bir gün olmalı. Yanıtımız “evet” ise, ikinci bir soru olarak “kendi yetki ve sorumluluk alanımda insan haklarının nasıl korunabileceğini biliyor muyum?” sorusunu sormalıyız. Bu sorulara vereceğimiz yanıtlara göre “gereken” i yaparsak, anlamlı bir gün olur. Barış içinde ve daha güzel bir dünya için, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hocamızın Türkiye Felsefe Kurumu (TFK) tarafından yayımlanan İnsan ve Değerleri, Etik, İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, Çağın Olayları Arasında, Schopenhauer ve İnsan, Nietzche ve İnsan, Sanata Felsefeyle Bakmak, Türkiye’de ve Dünyada İnsan Hakları ve İnsan Haklarına Yönelik Tehditler kitaplarının mutlaka okunması ve okutulması gerekir.
2400 yıl önce yaşamış Platon’a göre, “barış ve huzur içinde yaşamak için, ya filozoflar devlet adamı olmalı, ya da devlet adamları filozof olmalıdır”. İçinden geçtiğimiz sorunların köklü çözümü, galiba burada yatmaktadır…