COP31 Antalya ve Sosyal Demokrat Çevre ve İklim Politikası

Cezmi Doğaner
Avrupa Sosyal Demokrat Hareketi Başkanı
c.doganer@gmail.com

İnsan, doğa ve sosyal adalet için adil bir gelecek

İklim değişikliği artık geleceğin sorunu olmaktan çıkmış, günlük yaşamımızın temel gerçeklerinden biri haline gelmiştir. Kuraklık, aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller, su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimde yaşanan kayıplar ve hava kirliliği yalnızca çevreyi değil; ekonomiyi, sağlığı, istihdamı ve toplumun yaşam kalitesini de doğrudan etkilemektedir.

Ancak iklim krizinin sonuçları toplumun bütün kesimlerini aynı biçimde etkilememektedir. Düşük gelirli aileler, çalışanlar, çiftçiler, küçük işletmeler ve ekonomik açıdan kırılgan topluluklar iklim değişikliğinin yükünü daha ağır taşımaktadır. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadeleyi sosyal adalet mücadelesinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Sosyal demokrat çevre ve iklim politikasının temel çıkış noktası da budur: Doğayı korurken insanı, insanı korurken doğayı gözden çıkarmamak.

COP31: Hedeflerden uygulamaya

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı, COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecektir. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı bu toplantı, iklim mücadelesinde yeni hedefler belirlemenin yanı sıra, daha önce verilen sözlerin nasıl uygulanacağı bakımından da büyük önem taşımaktadır.

Artık dünyanın yalnızca yeni iklim hedeflerine değil, mevcut hedeflerin somut biçimde uygulanmasına ihtiyacı vardır. İklim politikalarının gerçek başarısı, bildirilerde ve belgelerde yazan hedeflerle değil; enerji sistemlerinin dönüşümü, emisyonların azaltılması, temiz ulaşımın yaygınlaştırılması, kentlerin dirençli hale getirilmesi, tarım ve su politikalarının değiştirilmesi ve insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle ölçülmelidir.

Antalya’daki COP31’in gündeminde temiz enerjiye geçiş, elektrifikasyon, sera gazı ve metan emisyonlarının azaltılması, döngüsel ekonomi, iklime dirençli kentler, sürdürülebilir tarım, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, doğanın ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile gençlerin, kadınların ve kırılgan grupların iklim politikalarına katılımı gibi çok önemli başlıklar bulunmaktadır.

Bu nedenle COP31’i yalnızca bir çevre toplantısı olarak görmek doğru değildir. Antalya’da konuşulacak olan aynı zamanda ekonominin, sanayinin, enerjinin, kentlerin, tarımın, eğitimin ve istihdamın geleceğidir.

Sosyal demokrasi açısından çevre hakkı

Sosyal demokrasinin temel değerleri özgürlük, eşitlik, dayanışma ve sosyal adalettir. Bu değerler yalnızca çalışma yaşamı, eğitim, sağlık veya sosyal güvenlik alanlarında değil, çevre ve iklim politikalarında da somutlaşmalıdır.

Temiz hava, temiz su, sağlıklı gıda ve yaşanabilir bir çevre herkesin hakkıdır. Çevre hakkı, yalnızca ormanları, denizleri veya doğal alanları korumaktan ibaret değildir. İnsanların sağlıklı, güvenli ve onurlu bir yaşam sürdürebilmelerinin temel koşullarından biridir.

Özgür birey yalnızca siyasal haklarını kullanabilen birey değildir. Aynı zamanda sağlıklı bir çevrede yaşayabilen, temel ihtiyaçlarını karşılayabilen, eğitim ve çalışma olanaklarına erişebilen, sosyal güvenceye sahip olan ve kendi geleceği hakkında söz sahibi olabilen bireydir.

Bu nedenle çevre politikası sosyal politikadan ayrı düşünülemez.

Sosyal demokrat yaklaşım ekonomik gelişme ile çevreyi birbirine rakip olarak görmez. Amaç, ekonomik gelişmeyi insan ve doğa ile uyumlu hale getirmektir. Yeşil dönüşüm bu açıdan yalnızca karbon emisyonlarını azaltma projesi değil; daha sağlıklı, daha adil ve daha dayanıklı bir toplum kurma projesidir.

PES ve adil yeşil dönüşüm

Avrupa Sosyal Semokrat Partisi’nin (PES) çevre ve iklim yaklaşımının merkezinde “adil geçiş” anlayışı bulunmaktadır. PES, iklim adaleti ile sosyal adaletin birbirinden ayrılamayacağını savunmakta; yeşil dönüşümün insanları ve çevreyi merkeze alması gerektiğini vurgulamaktadır. Güncel PES politikalarında yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, enerji yoksulluğuyla mücadele, döngüsel ekonomi ve kaliteli yeşil istihdam birlikte ele alınmaktadır.

Bu yaklaşım sosyal demokrasi açısından son derece önemlidir. Çünkü fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçiş gerekli olmakla birlikte, bu dönüşümün toplum üzerindeki ekonomik ve sosyal sonuçları da hesaba katılmalıdır.

Bazı sektörler küçülebilir, bazı işletmeler dönüşmek zorunda kalabilir, bazı bölgelerde geleneksel iş alanları ortadan kalkabilir. Eğer çalışanlar yalnız bırakılırsa yeşil dönüşüm toplumda yeni eşitsizlikler yaratabilir.

Bu nedenle adil geçiş, çalışanların korunmasını, mesleki eğitimin güçlendirilmesini, yeni beceriler kazandırılmasını, nitelikli yeşil işlerin yaratılmasını ve dönüşümden etkilenen bölgelerin desteklenmesini gerektirir.

PES’in 2025 tarihli “For a Just Green Transition” kararında da çevresel ve sosyal boyutların birlikte ele alınması, işlerini kaybetme riski bulunan çalışanların desteklenmesi, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve yapısal dönüşüm yaşayan bölgelerde yeşil yeniden sanayileşmenin desteklenmesi özellikle vurgulanmaktadır.

Buradaki temel ilke açıktır:

Yeşil dönüşümün maliyetleri topluma adil biçimde dağıtılmalı, kazanımları ise toplumun bütün kesimlerine ulaşmalıdır.

Enerji yoksulluğu ve sosyal adalet

İklim politikasının en önemli sosyal boyutlarından biri enerji yoksulluğudur.

Enerji çağdaş yaşamın temel ihtiyaçlarından biridir. Ancak enerji fiyatlarının yükselmesi düşük gelirli aileleri daha ağır biçimde etkileyebilir. Bir ailenin evini yeterince ısıtamaması veya temel enerji ihtiyacını karşılayamaması yalnızca ekonomik değil, sosyal bir sorundur.

Bu nedenle temiz enerjiye geçiş yapılırken hiçbir insan temel enerji ihtiyacından mahrum bırakılmamalıdır.

PES’in “sosyal enerji birliği” yaklaşımı da enerjinin herkes için erişilebilir ve karşılanabilir olmasını savunmaktadır. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve kırılgan hanelerin desteklenmesi bu politikanın önemli unsurlarıdır.

Sosyal demokrat bir enerji politikasının amacı yalnızca daha fazla enerji üretmek değildir. Amaç; güvenli, temiz, sürdürülebilir ve herkes için karşılanabilir enerji sağlamaktır.

Konutların yalıtılması, kamu binalarında enerji verimliliğinin artırılması, güneş ve rüzgar enerjisinin geliştirilmesi ve yurttaşların yenilenebilir enerji üretimine katılabilmesi bu açıdan hem çevre hem de sosyal politika niteliğindedir.

Yeşil işler, eğitim ve yeni ekonomi

Yeşil dönüşüm yalnızca bazı ekonomik faaliyetlerin sona ermesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda yeni bir ekonomik düzen ve yeni istihdam alanları yaratma potansiyeline sahiptir.

Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, toplu taşıma, geri dönüşüm, sürdürülebilir tarım, çevre teknolojileri ve döngüsel ekonomi alanlarında yeni iş olanakları ortaya çıkabilir.

Ancak sosyal demokrat anlayış açısından yeşil iş aynı zamanda iyi iş olmalıdır.

Yeni ekonominin çalışanları güvencesizleştirmemesi; aksine nitelikli, güvenli ve insana yakışır çalışma koşulları yaratması gerekir.

Bunun için eğitim ve mesleki eğitim politikaları yeşil dönüşümün ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Çalışanlara yeni beceriler kazandırılmalı, gençler geleceğin yeşil ekonomisine hazırlanmalı ve dönüşümden etkilenen insanların yeni sektörlere geçişi desteklenmelidir.

Bu nedenle iklim politikası aynı zamanda bir eğitim ve insan kaynakları politikasıdır.

Döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim

Doğal kaynakların sınırsız olmadığı artık açıkça görülmektedir. “Al, üret, tüket ve at” anlayışına dayanan doğrusal ekonomik model yerine döngüsel ekonomi anlayışının geliştirilmesi gerekmektedir.

Ürünler daha uzun süre kullanılmalı, tamir edilmeli, yeniden kullanılmalı ve geri dönüştürülmelidir. Atık, ekonomik değeri olmayan bir yük olarak değil, yeniden kullanılabilecek bir kaynak olarak değerlendirilmelidir.

PES de döngüsel ekonomiyi yalnızca çevresel bir politika olarak değil, aynı zamanda yüksek kaliteli yeşil işler yaratabilecek yeni bir ekonomik model olarak değerlendirmektedir.

Bu yaklaşım üretim ile tüketim arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasını gerektirir. Daha az kaynak tüketen, daha az atık üreten ve doğanın taşıma kapasitesini dikkate alan bir ekonomi anlayışı geliştirilmelidir.

Tarım, su ve yaşanabilir kentler

İklim değişikliğinin Türkiye açısından en önemli sonuçlarından biri su ve tarım üzerindeki baskının artmasıdır.

Su kaynaklarının korunması, su israfının azaltılması ve tarımsal üretimde su verimliliğinin artırılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Çiftçilerin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesi için bilimsel bilgiye, teknolojiye, eğitime ve uygun finansman olanaklarına erişmesi gerekir. Sürdürülebilir tarım yalnızca üretim miktarını değil; toprağı, suyu, çiftçiyi, gıda güvenliğini ve gelecek kuşakları birlikte düşünmelidir.

Kentler açısından da benzer bir dönüşüm gerekmektedir.

Toplu taşıma güçlendirilmeli, temiz ulaşım yaygınlaştırılmalı, yaya ve bisiklet ulaşımı desteklenmeli, yeşil alanlar korunmalı ve hava kirliliği azaltılmalıdır.

Kentsel dönüşüm yalnızca eski binaların yenilenmesi olarak görülmemelidir. Amaç; enerji verimli, güvenli, erişilebilir, sağlıklı ve insanların ortak yaşamını güçlendiren kentler yaratmak olmalıdır.

Demokratik katılım olmadan yeşil dönüşüm olmaz

Yeşil dönüşüm toplum adına değil, toplumla birlikte gerçekleştirilmelidir.

Çalışanlar, sendikalar, işverenler, yerel yönetimler, bilim insanları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşlar karar süreçlerine katılmalıdır.

Özellikle dönüşümden doğrudan etkilenecek bölgelerde yaşayan insanların görüşleri dikkate alınmalıdır.

Demokratik katılım yalnızca kararların meşruiyetini artırmaz; aynı zamanda politikaların uygulanabilirliğini de güçlendirir.

Sosyal demokrat anlayışın çevre politikasındaki önemli farklarından biri burada ortaya çıkar: İnsanlara yalnızca uygulanacak kararları açıklamak yerine, onları kararların oluşum sürecinin bir parçası haline getirmek.

COP31 Antalya’ya sosyal demokrat bir bakış

Antalya’da gerçekleştirilecek COP31, Türkiye için önemli bir fırsattır. Ancak bu fırsat yalnızca uluslararası diplomasi açısından değerlendirilmemelidir.

Türkiye’nin COP31 sürecini kendi ekonomik ve sosyal dönüşümüyle ilişkilendirmesi gerekir.

Enerji politikası, sanayi politikası, tarım politikası, kentleşme, ulaşım, eğitim, istihdam ve sosyal politika birlikte ele alınmalıdır.

COP31’in gündemindeki uygulama, finansman, temiz enerji, dayanıklı kentler, sürdürülebilir tarım ve sosyal katılım başlıkları Türkiye açısından da doğrudan önem taşımaktadır. UNFCCC, Antalya toplantısının küresel iklim eyleminde daha iddialı ve uygulanabilir sonuçlara ulaşma amacı taşıdığını belirtiyor.

Burada sosyal demokrat perspektifin soracağı soru yalnızca “Ne kadar karbon azaltacağız?” olmamalıdır.

Asıl sorular şunlardır:

Bu dönüşümü kim finanse edecek?

Dönüşümün maliyetini kim üstlenecek?

Yeni ekonomik fırsatlardan kim yararlanacak?

Çalışanların hakları nasıl korunacak?

Enerji yoksulluğu nasıl önlenecek?

Çiftçi, emekli, genç, kadın ve düşük gelirli aileler bu dönüşümden nasıl etkilenecek?

Ve en önemlisi:

Hiç kimse geride bırakılmadan yeşil bir gelecek nasıl kurulacak?

Sonuç: Daha yeşil değil, daha adil bir gelecek

Sosyal demokrat çevre ve iklim politikasının amacı yalnızca karbon emisyonlarını azaltmak değildir.

Asıl amaç; doğayı korumak, insanı korumak, özgür bireyi güçlendirmek, sosyal eşitsizlikleri azaltmak, çalışanları ve üreticileri korumak, enerji yoksulluğuyla mücadele etmek, nitelikli yeşil işler yaratmak ve gelecek kuşakların yaşam hakkını güvence altına almaktır.

Bu nedenle iklim politikası aynı zamanda ekonomi politikasıdır, istihdam politikasıdır, eğitim politikasıdır, sosyal politika ve adalet politikasıdır.

PES’in adil geçiş anlayışı bu bakımdan sosyal demokrasi için önemli bir çerçeve sunmaktadır: Çevresel dönüşüm ile sosyal ilerleme birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki hedeftir.

COP31 Antalya’nın da bu anlayışla değerlendirilmesi gerekir.

Dünyanın artık yalnızca sözlere ve yeni hedeflere değil, uygulamaya ihtiyacı vardır. Fakat uygulama yalnızca teknik ve ekonomik bir süreç değildir; aynı zamanda demokratik ve sosyal bir süreçtir.

Yeşil dönüşüm insanı geride bırakmamalıdır.

Tam tersine, dönüşümün amacı insanın yaşam kalitesini yükseltmek olmalıdır.

Doğayı korurken insanı, insanı korurken doğayı gözden çıkarmamak…

Sosyal demokrasinin çevre ve iklim politikasının temel anlayışı bu olmalıdır.

Çünkü geleceğin dünyası yalnızca daha yeşil değil; daha adil, daha özgür, daha dayanışmacı ve insan onuruna daha uygun bir dünya olmalıdır.