Demokrasiler çöker mi? – Cem Erciyes

Cem ERCİYES
Yayıncı
cerciyes@doganyayinlari.com.tr

Demokrasiler çöker mi? Evet çöker. İlk ortaya çıktığı antik Yunan’dan bu yana defalarca çöktü ve yeniden dirildi. Bugün de neredeyse küresel çapta bir çöküş süreci içinde. Ama ne olursa olsun yine ve daha güçlü olarak geri gelme ihtimali yüksek. Dünyanın birçok yerinde bildiğimiz demokrasilerin sonuna geldiğimizi gördüğümüz şu zamanda bu bilginin iç rahatlatıcı bir yanı var.

Demokrasi için en basit ifadeyle ‘halkın kendi kendini yönetmesi’ diye tanımlayabiliriz. Ama bu tanım için siyaset biliminin sorduğu ‘halk kim?’ ve ‘kendini nasıl yönetiyor?’ gibi sorular demokrasinin niteliğini de belirliyor. Kölelerin tüm haklara sahip gerçek yurttaşlarla birlikte yaşadığı ve herkesin bunu doğal kabul ettiği antik demokrasilerden günümüzün modern ‘eşit yurttaşlık’ ve ‘insan hakları’yla şekillenen, çoğunluğun iktidarını kurarken azınlığın varoluşunu ve haklarını da gözeten modern demokrasiye uzun bir yol kat edildi. Batılı toplumların geliştirip bugünkü haline getirdiği haliyle dedemokrasinin mükemmel olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle onu değiştirip geliştirmeye dönük onlarca ideoloji ve yaklaşım yıllardır varlığını sürdürüyor. Ama genel kanı ‘bilinenler içinde en iyi yönetim biçimi’ olduğu. Ya da ‘öyleydi’ demek gerekir. Çünkü gün geçtikçe daha fazla düşmanı ortaya çıkıyor ve toplumlar, siyasetçiler açıkça demokrasiden uzaklaşmakta bir beis görmüyor. 21. Yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız şu yıllara geldiğimizde toplumsal eşitsizliklerin giderek artan ağırlığıyla toplumlar demokratik rejimleri sorgularken otokratlardan medet umar hale geldiler. Bu neredeyse küresel bir trend, hatta bir tür siyasi pandemi olarak farklı ulusları birer birer ele geçirmeye başladı. Öyle ki kendi demokratik rejimiyle gurur duyan Amerika Birleşik Devletleri bile tüm kurum ve kuruluşlarını bir yana itip otokrasiden yana oyunu kullandı.

Demokrasinin bu tür iniş ve çıkışları modern zamanlar için yeni bir durum değil. Aslında insanlık çok yakın zamanlarda buna benzer dalgalanmalar yaşadı. 20. Yüzyılda hem demokrasinin baş tacı edildiğini, tüm ülkelerin kendilerini ‘demokratik’ ilan ettiklerini hem de demokrasinin nasıl yerle bir edildiğini gördük. Samuel Huntington’ın hazırladığı bir tabloya göre demokrasi bu dönemde üç uzun dalgayla dünyaya yayıldı ve iki kere de tersine dalgalarla fena halde geri çekildi.

İlk dalga, uzun demokratikleşme: 1828-1926

İlk tersine dalga: 1922-42

İkinci dalga, kısa demokratikleşme: 1943-62

İkinci tersine dalga: 1958-75

Üçüncü demokratikleşme dalgası: 1974-

Huntington’ın ucunu açık bıraktığı üçüncü dalganın da 2020’lerde, belki daha bile erken dönemde tersine bir dalgaya dönüştüğünü söyleyebiliriz artık.

Peki, bu tersine dalgalar neyle besleniyor, insanlığın dertlerine en iyi çare olarak gördüğümüz demokrasi nasıl oluyor da tersine dalgalara kapılıp çöküşe geçiyor?

Bir ülkeyi oluşturan bireylerin politik, ekonomik, sosyal değişimleri topluluklar arasındaki çelişkileri de artırıyor. Çelişkiler her zaman çatışmaya dönüşmüyor tabii ki. Özellikle modern zamanlarda her dinsel, sınıfsal ya da bölgesel ayrışma savaşla sonuçlanmıyor. Gruplar arasındaki rekabet, hatta bir diğerini yönetme arzusu ‘siyaset’ kurumunun ortaya çıkmasını sağlayan etkenlerden biri.Ulusal ve hatta bölgesel çaptaki siyasi uzlaşmalar, ortaya konulan partiler, meclisler, serbest seçimler gibi siyasi kurumlar çatışan topluluklar arasında birlikte yaşamayı mümkün kılan bir uzlaşmayı ortaya çıkartıyor. Ama bu uzlaşmanın ortadan kalktığı zamanlarda işte o kurumlar ne kadar dayanıklıysa, demokrasinin ömrü de o kadar uzun olabiliyor.

2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Daron Acemoğlu’nun çalışmalarında benzer bir noktaya dikkat çekmesi de tesadüf değil. Acemoğlu, Robinson ile birlikte yazdığı ‘Ulusların Düşüşü’ kitabında bazı ülkelerin yoksul ve anti demokratik olmasını demokratik kurumlarının yapısıyla açıklıyor. Siyasi ve ekonomik kurumları ‘sömürücü’ olan ülkelerde sadece elitler ve despotlar zenginleşiyor, toplum hiçbir zaman siyasi ve ekonomik olarak gelişemiyor. Buna karşın ‘kapsayıcı’ kurumlar inşa eden toplumlar refah içinde yaşıyorlar, dolayısıyla demokrasiye de dört kolla sarılıyorlar. Yine de demokrasiyi sürdürmek kolay iş değil. Nitekim Acemoğlu ‘Dar Koridor’ adlı kitabında bu sürece odaklanıyor. Refah içinde toplumsal birlikteliğin sürdürülmesi için güçlü bir devletin de gerekli olduğunu anlatan Acemoğlu, bu devletin ancak güçlü bir sivil toplum ve siyasi kurumlarla demokrasinin o uzun ve dolambaçlı dar koridorunda tutulabileceğini söylüyor. Ve Thomas Hobbes’un ünlü Leviathan kavramına referansla, tüm insanlığa ‘prangalanmış Leviathan’ı öneriyor.

Demokrasi üstüne kafa yoran bilim insanlarının devri devam ediyor. Ne de olsa üstüne çalıştıkları şey, epey tehlikede. Yıldızı parlayan akademisyenlerden biri de Çinli siyaset bilimci GangshengBao. Şanghay’daki Fudan Üniversitesi’nde çalışan Bao, şu sıralar ders vermek üzere ABD’de, Stanford’da bulunuyor. 2014 yılında ülkesinde yayımlanan kitabı ‘Theory of Democratic Breakdown’ geçen yıl Routledge yayınevi tarafından İngilizce olarak basılmış. Kitabın ilgi çekmesinin sebebi en başta sorduğumuz soruya, demokrasilerin neden çöktüklerine yanıt arıyor olması. (Kitabın Türkçesi de bu yıl yayımlanacak)

GangshengBao, tüm demokrasi teorileri arasında geziniyor, Avrupa, Afrika ve Asya’dan bazı ülkelere odaklanıp oradaki demokrasi deneyimlerini inceliyor ve sonunda demokrasilerin çöküşünü iki temel faktöre indirgiyor: Birincisi, seçmenler arasındaki siyasi bölünmüşlüğün çok artması. İkincisi ise rejimlerin ‘merkezkaç’ demokrasi özelliği göstermesi. Siyasi bölünmüşlükten kastettikleri ‘klivaj’ da denilen bir durum. Dinsel, bölgesel ya da sınıfsal gruplaşmalar ve bunlar arasındaki politik, sistem içi gerilimler. Eğer siyasi sistem bu bölünmüşlüğü yönetemezse, çatışmaya ve demokratik rejimin çöküp yerini otokrasi ya da anarşiye bırakmasına neden oluyor. Sistemin bölünmüşlüğü yönetmesi ise kurumların gücüne bağlı. Eğer siyasi sisteminiz ‘merkezkaç’ özellikler gösteriyorsa, yani çok sayıda ve aşırı kutuplaşmış partilerden oluşuyorsa güçlü kurumlar inşa etmeniz ya da onları çalıştırmanız da pek mümkün olmuyor. Sonuçta demokrasinizi kaybediyorsunuz…Bao, siyasi bölünmüşlüğü artıran sebeplere bakarken topluluklar arası aşırı rekabet, aşırı politize olmak ve bu durumu kışkırtan siyasetçilere de işaret ediyor. Siyasi rekabet demokrasinin olmazsa olmazı ama toplulukların oyunun kurallarını belirleyen kurum ve yasalar üstünde mutabık olması gerek…

Son dönemin demokrasi çalışmalarında, güçlü devlet ve güçlü devlet aygıtlarına örtülü ve açık bir vurgu olduğunu da görüyoruz. Ademi merkeziyetçi yaklaşımların, mümkün olduğunca çoğulculuk ve küçülmüş bir devlet talep eden düşüncelerin ve kuramların etkisini yitirdiği bir döneme geldik. Çünkü bizlere temsil hakkı tanıyan demokrasimizi tamamen yitirmek, birtakım otokratlara kaptırmak üzereyiz.

Otokratlar demokrasileri ele geçirebiliyor. Eskinin askeri darbeleri ve iç savaşlarının yerini, zamanımızın ‘idari darbeleri’ almış durumda. Bir demokrasiyi sona erdiren iç faktörlerden biri askeri darbe, diğeri iç savaş ise üçüncüsü de ‘idari darbe’. Uzmanlar  ‘idari darbe’de anahtar rolü demokratik rejimi sona erdirme eğiliminde bir başkan ya da başbakanın üstlendiğini belirtiliyor.

Demokrasinin pek çok kriteri var, bizim yıllardır peşinde koştuğumuz ‘tam demokrasi’ye ulaşmak kolay değil. Ama mesela Robert Dahl’a göre en temel iki koşulu ‘siyasi katılım ve siyasi rekabet. Eğer bir ülkede seçimler yapılmıyorsa ya da yapılan seçimlerde iktidarla yarışacak adaylar katılamıyor, sonucu önceden belli seçimler yapılıyorsa o ülkede demokrasiden söz edemiyoruz.

Evet demokrasiler çökebiliyor. Yerine teorik olarak ya anarşi ya otokrasi geliyor. Türkiye’de yirmi yıldır yaşayanlar yukarıda sözünü ettiğimiz ‘politik bölünmüşlük’ten ‘idari darbe’ye neredeyse siyaset bilimi literatüründeki her şeyi adım adım yaşadığımızı gösteriyor. Demokrasinin çöküşüne sadece bir adım kaldığını hepimiz bal gibi biliyoruz. 19 Mart’tan sonra ülkedeki tüm demokratların ayağa kalkmasının temel sebebi de bu. Hiç değilse serbest seçimlerin yapılabildiği tek bacaklı demokrasimizi korumak, onun iyice kötürüm edilmesine engel olmak istiyoruz. Belki ileride sağlıklı ve güçlü bir yapıya kavuşur, koşar adım ilerleyerek bizi daha güzel günlere götürür diye…