Yelda KARADAĞ – Geleceksiz Bırakılan Gençlik ve Derin Çaresizliği Üzerine Bir Analiz

Yelda KARADAĞ
Dr., SODEV Ankara Temsilcisi
yeldakaradag@gmail.com

Türkiye, TÜİK‘in 2020 verilerine göre ortalama yaşı 32,7 olan bir ülke olarak, Avrupa‘nın en genç nüfusuna sahiptir. Veriler dikkatle incelendiğinde Türkiye nüfusunun %15,4’ünün 15-24 yaş arası gençlerden oluştuğu görülmektedir. Bir başka deyişle, 2020 senesi itibariyle Türkiye’de genç nüfus 12 milyon 893 bin 750 kişiye ulaşmış durumdadır. Genç nüfus yaş gruplarına göre incelendiğinde ortaya çıkan tablodaki belki de en dikkat çekici unsur, genç nüfusun %31,3’ü 20-22 yaş arasındayken %20,4’ünün ise 23-24 yaş aralığındaki gençlerden oluşmasıdır.

Geleceğin temellerini atmakta ve demokratik bir toplum inşa etmekte kilit vazife gören gençlik/genç nüfus, başta Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayımlanan birçok çalışma, strateji dokümanı ve raporda en dezavantajlı gruplardan biri olarak ele alınmakta. Ayrıca gençlerin, toplumsal hayatta farklı ayrımcılık türlerine, toplumun diğer kesimlerine oranla daha çok maruz kaldıkları görülmektedir. Tüm bunlar gençleri, başta sosyoekonomik zorluklar olmak üzere yoksulluk, eşitsizlik, güvencesizlik gibi yakıcı sorunlarla baş etmek zorunda bırakmaktadır.

Öte yandan, son dönemde küresel ölçekte yaşanan Covid-19 pandemisinin gösterdiği bir başka olgu ise, salgınla daha da kötüleşen ekonomik koşulların özel ve kamusal alanda en çok gençleri ve kadınları etkilemiş olmasıdır. Salgının etkisi gençler açısından incelendiğinde, özellikle eğitim ve istihdam alanlarında önemli kayıp ve mağduriyetlerin ortaya çıktığı açıkça görülmektedir. Süreç içerisinde özellikle yükseköğretim alanında ciddi bilgi, beceri ve öğrenme kayıplarına maruz kalan gençler aynı zamanda “pandemi mezunu” olarak nitelendirilmekte, birçok iş ve staj imkanından mahrum bırakılmakta ve/veya ayrımcılığa uğramaktadırlar. Söz konusu durumun, salgın öncesi dönemde de büyük bir sorun olan genç işsizliği ve eğitimde fırsat eşitliği gibi on yıllardır çözümsüz bırakılmış meseleleri daha da derinleştirdiği aşikardır.

Tüm bunlar, Türkiye’de yaşayan gençlerin eğitimden barınmaya, işsizlikten genç yoksulluğuna ve güvencesiz çalışma koşullarına uzanan birçok sorun ile yüzyüze kaldığını ve bu sebeple gerek gençlerin bireysel gelişimi, gerekse toplumsal refahı sağlayacak politika ve karar mekanizmalarından uzak bir varoluş mücadelesi içerisinde olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Niteliksiz yükseköğretim ve yetersiz barınma açmazındaki gençlik

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından açıklanan 2020-2021 verilerine göre Türkiye’de ön lisans, lisans, yüksek lisans, doktora olmak üzere toplam 8 milyon 240 bin 997 öğrenci bulunmaktadır. Yine YÖK verilerine göre Türkiye’de çoğu Marmara Bölgesi’nde yer almak üzere 74 vakıf üniversitesi, 4 vakıf yüksek okulu, 129 devlet üniversitesi bulunmaktadır. Özellikle 2006 senesinden itibaren Ak Parti iktidarı “her ile bir üniversite” politikası ile ülkedeki üniversite sayısını artırmayı hedeflemiştir. Ne var ki, özellikle Anadolu’nun zayıf gelişme potansiyeli gösteren illerinde açılan bu üniversiteler özgür düşünceden, yeterli bilimsel standartlardan ve öğrenciler için uluslararası akademik kriterlere uygun bilimsel üretim imkanlarını yaratmaktan oldukça uzaktır. Özellikle Anadolu’daki üniversitelerde gerçekleşen akademik atamaların birçoğunun bilimsel yetkinlik aranmaksızın liyakat prensibinden çok uzak bir biçimde yapıldığı görülmektedir.

Ekseriyetle kamu kaynağı kullanılarak belirli bir akademik kriter veya planlama olmadan açılan birçok üniversite, bilimsel çalışma ve akademik üretime olanak sağlayacak kuruluşlar olmak yerine, söz konusu bölgelerde istihdam, yatırım, kamu hizmetlerinde büyüme gibi yeni ekonomik faaliyet alanları yaratacak fırsat alanları olarak görülmektedir. Bir başka deyişle, akademik çalışmanın, bilimsel üretimin ve özgür düşüncenin merkezi olması gereken üniversiteler daha çok bölgesel kalkınmaya ve iktidarın siyasi amaçlarına katkı sağlayacak araçlar olarak ele alınmaktadır.

Üniversitelerin çok yönlü “niteliksizleştirilmesi” olarak adlandırılabilecek bu durum, sadece gelişme potansiyeli sınırlı şehirlerdeki üniversiteler için değil Türkiye’de akademik olarak köklü bir geçmişe ve bilimsel araştırma geleneğine sahip birçok üniversite için de ciddi sorunlara işaret etmektedir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bünyesinde yer alan, Türkiye ve dünyadaki üniversiteleri akademik performanslarına göre inceleyen Akademik Performans Araştırma Laboratuvarı (URAP) 2020-2021 verilerine göre, Türkiye’deki üniversiteler akademik performans açısından dünya standartlarını yakalamaktan bir hayli uzaktır. URAP tarafından 2020-2021 yıllarına ait üniversite sıralamasına göre akademik çalışma ve bilimsel üretim konusunda dünyadaki ilk 500 üniversite arasına Türkiye’den sadece Hacettepe Üniversitesi girebilmiş, ilk 1000 üniversite arasında ise sırasıyla İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve ODTÜ kendilerine yer bulabilmişlerdir. Oluşan bu tabloda, uluslararası ölçekte etki değeri yüksek bilimsel yayınların azlığı kadar akademik üretimi teşvik eden bilimsel ortamın gittikçe kısıtlanması da önemli yer teşkil etmektedir.

Yine yükseköğretim çerçevesinde gençlerin karşılaştığı bir diğer önemli sorun ise barınma meselesidir. 2021 senesinde Sodev Genç tarafından gerçekleştirilmiş ve yükseköğretimde gençlerin yaşadıkları barınma ve yurt sorununu ele alan rapora göre, 2018-2019 seneleri arasında sadece İstanbul’da yaşayan bir milyondan fazla öğrenci varken 2018-2019 yılları arasında faal durumda olan Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurt kapasitesinin yaklaşık 675 bin öğrenciye hizmet verebilecek durumda olduğu görülmektedir. 2021 verileri incelendiğinde ise ülke genelinde yükseköğretime devam eden genç sayısının toplamda 8 milyonu geçmiş olduğu koşullarda KYK yurt kapasitesinin 697 bin civarında seyretmesi, ülkemizde gençlerin barınma gibi temel bir meselede karşılaştıkları zorlukları açıkça ortaya koymaktadır.

2022 Ocak ayında öğrenci Enes Kara’nın tüm kamuoyunu üzüntüye boğan acı kaybı sonrasında yeniden mercek altına alınan cemaat ve tarikat yurtlarının varlığı ve ülkemizdeki gençler için yarattıkları tehdit, devletin üniversite öğrencilerinin barınma hakkı konusundaki yetersiz politikalarının yarattığı yıkıcı etkileri bir kez daha gözler önüne sermiştir. Varolan koşullar incelendiğinde Türkiye’de toplam yurt sayısının %35’lik kısmının çeşitli dernek ve vakıflar aracılığı ile dini cemaat ve tarikatlar tarafından kontrol edildiği düşünülmektedir. Söz konusu “yurtların” çoğu, denetimden uzak ve “öğrenci evi” görünümünde olup gerici ve bilim dışı faaliyetlerle öğrencilere yönelik adeta baskı yuvası işlevi görmektedir. Son dönemde içinde bulunduğumuz ekonomik krizin etkilerinin derinleşmesi ile birlikte özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerdeki yetersiz devlet yurdu sayısı ve yüksek kira bedelleri, öğrencileri ve ailelerini adeta gericilik yuvası olan söz konusu “yurtlara” veya “öğrenci evlerine” mahkum bırakmaktadır. Bu durum, gençlerin özgür, bilimsel ve sorgulayan  bireyler olarak yetişmelerinin önünde ciddi bir tehlike oluştururken ülkenin geleceği için de çok ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Derinleşen genç işsizlik

Ülkemizde gençlerin karşı karşıya kaldığı bir başka ciddi sorun ise genç işsizliği meselesidir. TÜİK verilerine göre 2021 yılında 15-24 yaş aralığındaki gençlerin istihdam oranı sadece %30,1 ile sınırlı kalmıştır. Bu durum cinsiyetler arasındaki istihdam oranları açısından incelendiğinde, söz konusu yaş aralığındaki genç kadınlardan yana ortaya çıkan olumsuz tablo da gözler önüne serilmektedir. 2021 yılında 15-24 yaş arasındaki erkeklerin %40,4’ü istihdam edilirken aynı yaş aralığında istihdam edilen genç kadın oranı sadece %19,2 olmuştur. Genç kadın ve erkekler arasındaki iş gücüne katılım oranlarındaki fark da, aynı şekilde dikkat çekicidir. Yine TÜİK verilerine göre 15-24 yaş arasındaki genç erkeklerin %51,8’i işgücüne katılırken, bu durum genç kadınlarda sadece %27,5 oranında gerçekleşmektedir.

Öte yandan, Türkiye 38 OECD üyesi arasında en yüksek genç işsizliğe sahip onuncu ülke konumundadır. Elbette bu durum bizlere sadece 15-24 yaş aralığında dar tanımlı işsizlik verilerinin ortaya koyduğu tabloyu göstermekte, toplumda cereyan eden asıl genç işsizlik oranları ile ilgili kısıtlı veriler sunmaktadır. Halbuki ortalama ömrün uzaması ve artan eğitim süresi hesaba katıldığında, genç işsizliğin yakıcı etkisini sadece 15-24 yaş arasındaki genç nüfus üzerinden değerlendirmek oldukça yetersizdir. Genç işsizlik oranı geniş tanımlı işsizlik kapsamında değerlendirildiğinde ortaya çıkan reel durum ise hem gençler hem de ülkenin geleceği açısından oldukça endişe vericidir.

Bilindiği üzere geniş tanımlı işsizlik tanımı dar tanımlı işsizlik hesaplamalarından farklı olarak iş bulma ümidini tümden yitiren, iş başvurusu yapmasa da çalışmaya hazır olan ve işe başvuru yapıp işe başlamaya hazır olmayan kişileri de kapsamaktadır. Tüm bu sebeplerden hareketle, TÜİK tarafından açıklanan 15-34 yaş arası genç işsizlik 2 milyon 379 bin iken, aynı yaş grubu geniş tanımlı işsizlik verileri ile karşılaştırıldığında ülkemizde genç işsiz rakamlarının 3 milyon 806 bin gibi bir düzeye ulaştığı görülmektedir. Bir başka deyişle, TÜİK verilerine göre dar tanımlı genç işsizlik oranı %22 civarında açıklanırken geniş tanımlı işsizlik oranı %31,8 gibi yüksek bir oranı işaret etmektedir. Genç istihdamı ve işsizlik oranları ile ilgili bir başka endişe verici durum ise genç istihdamının hizmet sektöründe gerçekleşiyor olmasıdır. Özellikle Covid-19 salgını sonrasında daha da derinleşen işsizlik sorunu, beraberinde ortaya çıkan “esnek” ve güvencesiz çalışma koşullarının en çok mavi yakalı, plaza, avm çalışanı gençler ve çağrı merkezlerinde çalışan genç emekçileri etkilediği görülmektedir. Özetle, özellikle Covid-19 salgını ve akabinde daha da ciddi hale gelen ekonomik kriz koşulları düşünüldüğünde işsizlik, güvencesiz emek ve istihdam sorunu gençler için aralarında borçluluk, aileye bağımlılık, yoksulluk, güvencesizlik, umutsuzluk ve geleceksizlik gibi birçok sorun barındıran bir varoluş krizi haline gelmiştir.

Eve hapsedilen gençlik

Öte yandan ne eğitimde ne istihdamda yer alan ve kimi zaman talihsiz bir biçimde “ev genci” olarak nitelenen genç nüfus sayısı oldukça endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Ne eğitimde ne istihdamda yer alan genç kavramı (youth not in employment, education or training (NEET)) literatürde eğitim ve istihdamdan kopan genç nüfusu tanımlamak için kullanılmaktadır. Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü başta olmak üzere birçok uluslararası kurum, eğitimde ve istihdamda yer alan gençleri hem işgücü piyasasından kopma hem de sosyal dışlanma riski altında değerlendirmektedir. Ayrıca ne eğitimde ne istihdamda yer alan gençlerin, daha düşük hane halkı geliri, genç yoksulluğu, sosyal güvencesizlik, gibi meselelerde daha kırılgan koşullara sahip oldukları ise bir diğer çarpıcı gerçektir. Tüm bu olumsuzluklar, makro ölçekte, başta toplumsal istikrarsızlık olmak üzere, ekonomik maliyet, sosyal maliyet, sosyal dışlanma, uyum problemleri ve suça yönelim gibi birçok sorun başlığını beraberinde getirmektedir. Oysaki genç nüfusun öncelikle bilimsel düşünce ve analitik bakış açısını içselleştirebilecekleri bir eğitim sürecine dahil olması ve sonrasında da nitelikli iş gücü olarak istihdama geçiş sürecinin sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi, insani gelişmişlik seviyesi yüksek sosyal devlet olgusunun birincil koşulları arasındadır.

Ne yazık ki, özellikle düşük hane gelir düzeyi ve düşük eğitim seviyesine sahip, veya ailesinde göçmenlik geçmişi bulunan, ücra yerlerde yaşayan, ya da engelli gençlerin ne eğitimde ne istihdamda yer alan genç nüfusa dahil olma riski daha yüksektir. Türkiye’de 2020 yılı verilerine göre 15-29 yaş grubundaki toplam 17,9 milyon gencin %32,20’sini oluşturan 5 milyon 760 bin genç ne eğitimde ne istihdamda yer almaktadır. Türkiye, ne eğitimde ne istihdamda yer alan genç nüfus oranı ile OECD ülkeleri arasında en olumsuz tabloya sahip olan ülkedir. Söz konusu oran, ne istihdamda ne eğitimde yer alan genç kadın nüfusu ele alındığında daha da endişe vericidir. Tüm bu olumsuzluklar, toplumsal değişimin, demokratik refah toplumunun mimarı olacak gençlerin toplumsal hayattan uzaklaşmalarına, aktif yaşama katılıp benliklerini ve bireyselliklerini inşa edecekleri dönemde geleceğe dair bir umudu olmayan ve toplumsal hayatla sınırlı bağlar kuran “ev genci” olarak özel alana hapsedilmelerine sebep olmaktadır.

Sonuç yerine

Özetle, 2022 Türkiye’sinde neredeyse tüm siyasi partilerin odağındaki gençlerin, toplumsal hayatta bir özne olmaktan çok geleceğin işsiz, güvencesiz, yoksul ve umutsuz yetişkinleri olma yolunda hızla ilerlemekte olduğu görülmektedir. Gençlerin karşı karşıya kaldığı temel sorunlar daha çok eğitim ve istihdam meseleleriyle somutlaşmış olsa da orta ve uzun vadede umutsuzluk, gelecek kaygısı, siyasi kurumlara güvensizlik gibi kökleşmiş sorunların salgının da etkisi ile daha da derinleştiği görülmektedir. Tüm bu olumsuz tablonun gençler üzerinde bıraktığı yıkıcı etki, son dönemde gençlerin yaşam memnuniyetini ölçen araştırmalarda da açıkça izlenebilmektedir. Türkiye’de yaşayan iki gençten biri siyasetçilerin kendilerini anlamadıklarını ve sorunlarına dair somut çözüm önerileri getirmekten uzak olduklarını belirtmektedir. Ancak şüphe yok ki, siyasetin gerontokratik, eril, birbirini tekrar eden söylemlerle ve en önemlisi aydınlık bir gelecek vizyonundan uzak bir alanda kendini yeniden inşa etmesi karşısında en değerli mücadele, yine gençlerin eliyle ve iradesiyle gerçekleştirilecektir.

 Kaynakça

Genç İşsizler Platformu. “İşsizlik ve İstihdam Raporu Kasım 2021.” Ocak 8, 2022. https://gencissizler.files.wordpress.com/2021/11/bulten-kasim-2021.pdf

Gençlik Örgütleri Forumu (Go-For). “Gençlerin Politik Tercihleri Araştırması Raporu.” 13 Ocak, 2022. https://www.go-for.org/wp-content/uploads/2021/12/Genclerin-Politik-Tercihleri-Arastirmasi-Raporu-1.pdf.

International Labor Organization. “Global Employment Trends for Youth 2020.” 9 Ocak, 2022. https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—dcomm/—publ/documents/publication/wcms_737648.pdf.

İSTANPOL. Türkiye’de Gençlerin Güvencesizliği: Çalışma, Geçim ve Yaşam Algısı. 12 Ocak, 2022. https://d4b693e1-c592-4336-bc6a-36c134d6fb5e.filesusr.com/ugd/c80586_da3b8ef31e414cbeba0d83a2eee60639.pdf.

Momentum Gençlik Ağı Derneği. “Pandemi Döneminde Genç Çalışanların İş Hukuku Bakımından Karşılaştıkları Hak İhlallerine İlişkin Proje Raporu.” Ocak 6, 2022. http://momentum.org.tr/wp-content/uploads/2021/01/rapor.pdf.

OECD. “Youth Unemployment Rate 2022.” Ocak 8, 2022. https://data.oecd.org/unemp/youth-unemployment-rate.htm

Sodev Genç. “Yükseköğrenimde Yurt Sorunu.” Ocak 9, 2022. https://sodev.org.tr/wp-content/uploads/2021/09/SodevGenc_Yuksekogrenimde_Barinma_Sorunu_Raporu_Eylul2021.pdf.

Toplum Gönüllüleri Vakfı. “Koronavirüs Pandemi Süreci ve Gençlerin İhtiyaçları Araştırması.” 11 Ocak, 2022. https://www.tog.org.tr/wp-content/uploads/2020/07/Koronavir%C3%BCs-Pandemi-S%C3%BCreci-ve-Gen%C3%A7lerin-%C4%B0htiya%C3%A7lar%C4%B1-5%9Ft%C4%B1rmas%C4%B1.pdf

TÜİK. “İstatistiklerle Gençlik.” Ocak 10, 2022. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Genclik-2020-37242.

TÜİK. “İşgücü İstatistikleri Ocak 2021.” Ocak 15, 2022. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Isgucu-Istatistikleri-Ocak-2021-37486.