8 Kasım 2025 tarihinde, Ankara’da, SODEV tarafından “Sosyal Demokrasinin İktidarında Toplumsal Barış ve Eşit Yurttaşlık” paneli düzenlendi. Her ne kadar gelecekteki bir iktidar aşamasının tartışılması arzulansa da konu öncelikle geçmişi anlatma ve irdeleme çerçevesinde yürüdü. Bu tür panellerde hep gözlenebileceği gibi, katılımcıları en çok, sondaki soru-cevap bölümü motive etti.
Kürt meselesinde son süreçteki durumu 8 Ağustos 2025 tarihinde CHP ve Açılım başlıklı yazımda özetlemeye çalışmıştım: https://www.sosyaldemokratdergi.org/acilim-surecinde-chp/ Konuya girmeden önce bu yazıyı okumanızı öneririm.
Kürt sorunu nedir sorusuna geçmişten bugüne birçok farklı yanıt geliştirildi. Kurtuluş Savaşı sonrası süreç ayrı, Lozan sonrası süreç ayrı, Kürt isyanları sonrası inkâr dönemi ayrı. Her bir yanıt elbette, meselenin özü kadar, yanıtı verenin dünya görüşünü ve belki daha önemlisi, o yanıtın geliştirildiği dönemin niteliğini de yansıtıyordu.
12 Eylül 1980 darbe döneminde dillendirilen “Dağda gezen Türklerin karda yürürken kart kurt diye çıkan ayak seslerinden ötürü bunlara Kürt denilmiştir” türündeki düşünce sefillikleri sonucunda süreç,1984 Eruh Katliamı ile farklı bir boyuta evrildi. Kırk yıl boyunca hem Türkler ve hem de Kürtler için dramatik bir hal alan kalkışma hareketi kimi dönem ayrılıkçı, kimi dönem federatif, son dönemde ise demokratik haklar isteyen bir yapıya dönüştü.
Günümüzde Kürt sorunu nasıl tarif edilirse edilsin, taleplerin toplumsal kabul görmesinin, önemli ölçüde silahlı kalkışmanın sonucu gerçekleştiği kanısı yaygındır. Son süreçte yaşanılan dramatik olaylar toplum genelinde elbette travmatik sonuçlar doğurdu. Bu olgu sürecin tüm aktörleri tarafından hassasiyetle göz önünde tutulmalıdır.
Çeşitli nedenlerle başarısızlığa uğrayan 2010’ların ilk yarısındaki açılım süreci, aslında bugünkü gelinen noktanın bir başlangıcıydı. Linkteki yazıda değindiğim üzere bugün Kürt hareketindeki aktörler homojen yapıda değil ve olması da beklenemez. İlk süreçteki masanın, taraflarca dağıtılmak üzere kurulduğu çok geçmeden anlaşıldı. O süreçte, Kürt halkının çoğunlukla bağımsızlık düşüncesine karşı çıktığı, her türlü çözümün Türklerle bir arada, eşit yurttaşlık ve toplumsal adalet çerçevesinde çözülmesi gerektiği görüşünü benimsediği net olarak anlaşıldı.
Çeşitli deneyimlerden sonra, emperyalist emellere alet edilen silahlı yapının başta Kürt toplumuna acıdan başka bir şey yaşatmayacağı gerçeğini kavrayan Öcalan, demokratik bir toplum yapısının Cumhuriyetten önemli olduğunu uzun süredir söylemekte. Hatta medyaya yansıyan haberlerde kendi bileşenlerini bu konuda kararlı şekilde uyarmakta.
Toplumun tüm kesimlerinin kabulleneceği, yaraların kısa sürede sarılacağı bir barışın kısa sürede gerçekleştirilmesi pek mümkün değil. Birçok kişinin kafasında, Kürt siyasetine yön verenlerin barış isterken aslında farklı bir ajandalarının olduğu kuşkusu bulunmakta. Bu kadar kanın akıtılmasına neden olan yapının kendini kolay kolay feshedeceğine inanmayanlar hiç de az değil. Bu toplumsal olgu, süreçte aşılması gereken önemli bir engel. Niyet okumanın bir kenara bırakılarak barışa bir şans tanınması, kolay sağlanamaz elbette, ama şarttır.
Bu ve benzeri konular Dem Parti temsilcisi Ayşegül Doğan’a açıkça soruldu, kendisi de açıkça yanıtladı. Kendilerinin bir ajandası olmadığını, süreç öncesi arka kapı diplomasisi yürütmediklerini net bir şekilde belirtti.
Sürecin önündeki risk, elbette sadece “Kürt siyasetçilerinin gizli ajandası mı var?” şüphesinden ibaret değil. Yürütülen demokratik uzlaşı çalışmalarının ilerlemesinin önündeki diğer büyük engel ise, bu sürecin, “İktidarın zayıflayan gücünü yeniden büyütme hamlesi.” olduğu kuşkusudur. Doğrusu, bu kuşkunun yersiz olduğu söylenemez. Bunu göz ardı etmeden, içinde bulunulan koşullardaki en doğru tutumu geliştirmektir, önemli olan.
Kalıcı barışın sağlanması, ancak ve ancak her türlü manipülasyona açık olan sürecin iyi yönetilerek demokratik zeminde şeffaf ve karşılıklı samimiyet içeren yapıcı bir tutumla mümkün olacaktır.
Barış sağlamazsa toplumsal, ekonomik ve Ortadoğu’daki stratejik sorunlarımızın devam edeceği kuşkusuzdur.
Toplumsal eşitlik, eşit yurttaşlık, cinsiyet hakları, inanç, ekonomi vs. hepsinin çözümünde en etkili çözüm demokrasidir. Her konuda olduğu gibi Toplumsal Barış sürecinde de politikasını sosyal demokrasiye yönelten, bunu halka doğru biçimde anlatan siyasi hareketler, toplumun güvenini kazanacaktır.
Dolayısıyla sol ve sosyal demokrat partiler, tüm sorunlara sosyal demokrasi penceresinden bakmalı. Kürt sorunu dahil, her alanda demokratikleşme politikalarını öncelemeli, toplumu birleştirici bir dil kullanmalıdır. Kimseyi dışlamadan, tabanındaki her bireyin hassasiyetini dikkate alarak, geniş demokratik kesimlerin güvenini kazanmalıdır.