Suriye denklemi çözülür mü?

Dr. Ufuk Saka
İSTÜN İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi
SODEV Yönetim Kurulu Üyesi
ufuksaka@gmail.com

Çağlar ilerlerken yaşam neredeyse bütün alanları itibarıyla hızlanıyor. Olaylar hızlanıyor, süreçler hızlanıyor, algılarımız hızlanıyor, zaman çok daha hızlı akar hale geliyor. Öyle anlaşılıyor ki geleceğe doğru ilerledikçe, böyle de sürecek.

Gazze’ye içimiz yanıyordu ya. Daha onun acısı soğuyamadan küresel sermaye ittifakının en büyük hisseli ortağı, Danimarka’dan Grönland’ı istedi. Bir yandan da Kanada’nın ABD’ye ‘katılması’nın doğru olacağını söyledi. Panama kanalının kendi kontrolüne ve yönetimine devredilmesi gerektiğini de.  Dünya kamuoyu bu başlıkları tartışırken, ABD özel kuvvetleri Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu, ABD’ye kaçırdı ve gözaltına aldı. Bu ‘operasyon’(?) büyük yankı uyandırdı elbette. Kimi ülkeler olaya doğrudan ve sert biçimde itiraz ettiler, kimi ülkeler ise ne anlama geldiği tam olarak anlaşılmayan ‘garip’ açıklamalar yaptılar.

Ama küresel sermaye ittifakının büyük hisseli ortağı hız kesmedi. Mesela Grönland konusunda kendisiyle aynı fikirde olmayan, olmayacak tüm ülkeleri -ittifak ortakları da dahil- ek gümrük vergisi uygulamakla tehdit etti. Peki tüm bu talep ya da tehditleri hangi uluslararası hukuk hükümlerine dayandırdı?  Dayandırmadı. Çünkü uluslararası hukukun bu nevi durumlara karşılık gelen hükümleri yok. Hazret sonradan askeri güç kullanmayı düşünmediğini söylediyse de ‘testi kırıldı’ bir kere. Yarın fikrini yeniden değiştirmeyeceğinin garantisi yok.

Kurulmakta olduğu söylenen yeni dünya düzeni böyle kuruluyor işte. Yani? Yani, Trump’ın açtığı yol itibarıyla, gücü yeten kendi tercihlerini diğerlerine dayatıyor. Bu hal bugüne kadar yoksul, o nedenle de gücü sınırlı ülkelere zaten hep uygulanagelmişti. Kim yapmıştı bunu? Küresel sermaye ittifakı. Artık, aynı ittifakın kimi görece daha küçük, kimi hatırı sayılır derecede büyük kimi bileşenleri de bu yeni dünya düzeninde bu dayatmaların hedefindeler.

Uluslararası ilişkiler, tarihin başından beri yaşamın en dinamik alanlarından biri oldu. Günümüzde de öyledir. Konuya ülke ülke, alan alan, ittifak ittifak ve insan olmanın temel değerleri perspektifinden ama tarihsel gerçeklikten de uzaklaşmadan yaklaştığımızda, uzaktan  çoğu bulanık görünen pek çok konu daha net bir anlam kazanabiliyor. Ne ki bu halin istisnaları da yok değil.

Yazının başlığını belirleyen Suriye bu nevi bir örnek. Ne oldu Suriye’de? Önce, Suriye devleti, ABD tarafından -ve Türkiye’nin kolaylaştırıcılığıyla-, başına –yine ABD tarafından- on milyon Amerikan doları ödül konmuş terörist(!) Colani ve lideri olduğu HTŞ terör örgütüne ‘devredildi’. Kimsenin dikkatini çekmemiş olsa da, bu esnada Suriye ordusu pek ortalıkta görünmedi. Beşar Esad ailesiyle birlikte Rusya Federasyonu’na sığındı. Ama mesela Suriye ordusunun onlarca generali ve rütbeli askerlerinin akıbeti konusunda bir haber, bir bilgi yok. Colani yakın komşusu Türkiye’nin ve Dünya siyasetinin kimi oyun kurucu ülkelerinin kimi temsilcileriyle görüşmeler yaptı. Türkiye ile çok sayıda görüşmeler yaptı. Derken, daha yakın bir zamanda, SDG’nin, ABD temsilcilerinin ve Colani hükümeti(?) temsilcilerinin katıldığı ve SDG ile Colani hükümeti arasındaki ilişkilerin nasıl düzenleneceğine dair bir dizi toplantı daha yapıldı. Toplantıların ardından anlaşma sağlanamadığı açıklandı. Sonra da silahlı SDG güçleri, Colani’ye bağlı güçler tarafından, Halep’in kimi mahallelerinden başlayarak, Kürtlerin nüfus çoğunluğu temsil etmedikleri kentlerden ve yerleşimlerden çıkarılmaya başlandı.

Kürtler, ellerindeki tüm iletişim olanaklarını kullanarak nasıl ihanete uğradıklarını anlatırlarken, Trump’ın kısa ama sarsıcı açıklaması düştü gündeme. Şöyle dedi Trump : ‘Ama şunu anlamanızı istiyorum. Kürtlere çok büyük miktarlarda para ödendi, petrol ve başka şeyler verildi. Yani bunu bizim için yaptıklarından çok kendileri için yapıyorlardı. Ama Kürtlerle iyi anlaştık ve Kürtleri korumaya çalışıyoruz.” Elbette korumaya filan çalışmıyorlardı. ABD Suriye’de ortak değiştirmişti ve artık yeni ortağı Colani’nin arkasında duruyordu. Trump’ın kısa cümlesinde önemli iki sözcük dikkat çekti: Para ve petrol…

Halbukidaha iki yıl önce her şey ne kadar farklıydı. Bütün Dünya’ya yeni ve hatta neredeyse bir nevi sosyalist çizgileri bile olan bir toplum modeli, bir toplumsal uzlaşma modeli olarak sunuldu ‘Rojova projesi’. SDG’nin -elbette ABD’nin ve Fransa’nın da desteğiyle- İŞİD’e karşı verdiği ve kazandığı zorlu savaş hem bölge Kürtleri hem de Rojova projesi için batıda önemli bir sempati de yarattı. Kimi popüler batılı dergiler, kimi televizyon yapımları bu yaratılan duygu durumunu köpürttüler de. Küresel sermaye ittifakının ya da tam adıyla emperyalizmin verdiği destekten hoşnuttu SDG  o günlerde, nedenini çok da umursamıyordu. Kim bilir? Belki düşünmüyordu bile. Diğer yandan, SDG, PKK/PYD/YPG ile içiçeliği nedeniyle Türkiye nezdinde bir terör yapılanmasıydı ama bu hal batının umurunda değildi. Bu nedenle de çok iyi hissediyordu Suriyeli Kürtler. Bu yakınlık yakın zamanlara kadar sürdü.

Sonra? Sonra ortaya çıktı ki, Rojova’yı yaratan dinamiklerden Trump’ın söz ettiği ikisi yani para ve petrol, birlikte bir yaşam kurmanın en temel öteki iki dinamiğinin yaratılmasına yetmemiş. Nedir onlar? İdeoloji ve ondan köklenen bir birlikte yaşama inancı ve kararlılığı. Kürtleri önce Rojova ‘projesi’nde ittifak ettikleri Arap aşiretleri yalnız bıraktılar-konu para ve petrol olunca burada bir sürpriz yok elbette-.ABD müttefik olarak bu kez Colani’yi seçmişti. SDG’nin hedefe konulması da Türkiye’yi memnun etti ve sonuç Suriyeli Kürtler için tam teşekküllü bir hayal kırıklığı oldu.

Küresel sermaye ittifakının, SDG’ye,  İŞİD ile savaşırken verdiği destek ‘o gün’dü. Amadevran döndü ve  ‘bugün’ Colani’ye destek veriyor. Türkiye’yi yöneten akıl ‘bugün’ SDG’nin başına gelenlerden memnun olabilir. Ama gelecekte‘bir başka gün’ küresel sermaye ittifakının tercih edeceği taraf Türkiye’yi hiç mutlu etmeyebilir. Dileyelim, bugün Türkiye’de ABD ve Colani ile kol kola Suriye siyasetini yöneten akıl bunun farkında olsun.

Peki böylece Suriye denklemi çözüldü mü? Yahut da çözülür mü? Hiç öyle görünmüyor. Yaşadığımız çağda tarih anlar üzerinden, anların ‘durumsal yönetimi’üzerinden ilerliyor. Bu konuştuklarımız, yaşadığımız ana, yaşadığımız ve ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir zaman dilimine ilişkindir. Suriye’de yaşananların, küresel sermaye ittifakının tarih stratejileri bağlamındaki anlamıyla, Türkiye için aynı bağlamdaki anlamı aynı değildir. Siyasi iktidar, Suriye’de Kürtlerin geriletilmiş olmasını, kamuoyuna, öznesi kendisi olan bir başarı hikayesi olarak sunabilir. Ya da Türkiye Kürtlerinin DEM çevresinde örgütlü olanlarında yaratacağı moral çöküntüsünü kendi siyasi yolculuğunda bir avantaj olarak kullanabilir. Ama günün sonunda Suriye’de, temel ideolojisi itibarıyla gerici bir terör örgütü iktidardadır yani‘devlet’tir. Böyle bir ‘sınır komşusu devlet’in zaman içinde Türkiye için yaratacağı sorunlar, Suriye Kürtlerinin yaratması muhtemel sorunlardan daha az ya da daha önemsiz olmayacaktır.