Man calculating his savings during the COVID-19 pandemic

#SODEVMONİTÖR: Bitmeyen Yoksulluk

“Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye sorduğumuzda birçok konu geliyor insanın aklına. Ancak seçmen bizi yine şaşırtmıyor ve %64,6 ile ekonomiyi en önemli sorun olarak göstermeye devam ediyor. Seçmenin üzerindeki ekonomik yük o kadar ağır basıyor ki ne adalet ne göç ne de hukuk ilk sorunlar arasında yer alıyor. Son bir aydır kaçak mültecilerle ilgili güvenlik sorunları öne çıkmasına rağmen göç sorunu yalnızca %2,7’den %5,9’a, güvenlik sorunu ise %0,6’dan %1’e çıkıyor. Adalet sorunu ise %10,4’ten %8’e geriliyor.

Seçmen ne bugünün ne de geleceğin Türkiye’sinden umutlanıyor. Mevcut ekonomik durumu %59,1 berbat, %25,9 ise çok kötü olarak niteliyor. Benzer durumla AK Parti seçmeninde de karşılaşılıyor ve %40,9 ekonominin berbat, %29,7 ise çok kötü olduğunu düşünüyor. Gelecek 3 ayda seçmenin %69,4’ü, 6 ayda %66,4’ü ve 1 yılda %66,6’sı ekonomik durumundan bugünden daha kötü olacağını belirtiyor. Türkiye, iktidarın kötülediği, üzülüyor gibi yaptığı, eski Türkiye’de kaldığını iddia ettiği fakirlikle yeniden karşılaşıyor. Bugünün sorunlarına çözüm bulamayan iktidar ise, koltuğunu bırakmamak için partisinin tozlu raflarına kaldırdığı umutları yeniden gün yüzüne çıkartıyor. Bugünü kararttığı yetmiyormuş gibi gelecek hayallerimizi de ‘ilk 10 ekonomi arasına gireceğiz’ vaadini, ‘biz gidersek Türkiye daha kötü olacak’ safsatasıyla harmanlayarak elimizden almaya çalışıyor.

İktidarın anlamadığı veya umursamadığı seçmen ise artık bu safsataları, kaba tabirle yemiyor. Seçmen, 2012’de sunulan ‘ilk 10 ekonomi’ vaadinin nasıl oluyor da 2023 sonrasına kaldığını soruyor. Vaat edilen kişi başı 25 bin dolar gelirden nasıl karın tokluğuna çalışmaya gelindiğini ve 10 yıl geçmesine karşın işsizliğin neden tek hanelere düşürülemediğini kavrayamıyor. İktidarın Yeni Türkiye’sinde nelerin yeni olduğunu anlamaya çalışıyor.

Toplumun gerçekliğinden kopan iktidar çözüm olarak inşaat sektörüne destek, vaat olarak ise halka ucuz ev kredisi vermeye devam ediyor. Rahatsızlığı had safhaya çıkan göçmen politikasızlığını ucuz, kaçak, kayıtsız, vergisiz ve güvenliksiz çalışmayla övünerek anlatıyor. Tüm bu açıklamalar ve vaatler toplumun yoksulluk gerçekliğine tuz biber ekiyor. Geçen aya göre gelirinin çok azaldığını/azaldığını belirten seçmen oranı %83,4 oluyor. Seçmenin %67,2’si temel ihtiyacının yalnızca azını/birazını, %18,7’si ise hiçbirini rahat bir şekilde karşılayamıyor. Lüks ihtiyaçlara erişim ise hayal oluyor. Hiçbir lüks ihtiyacını rahat karşılayamayan seçmen oranı %60,4, azını/birazını rahat karşılayabilenlerin oranı ise %34,1 oluyor. Seçmen yoksullukla boğuşuyor, iktidar ev al diyor. Seçmen iş bulamıyor, iktidar kaçak çalışmasıyla işsizliğin nedenlerinden biri olan göçmenleri savunuyor. Seçmen değil tatile gidecek, temel gıdasını alacak para bulamıyor, iktidar sırf döviz getirsinler diye tatili yabancılara kendi vatandaşından daha ucuza satıyor. Durum böyle olunca biz mülteci, onlar vatandaş; biz mağdur, onlar gaddar; biz çalışan, onlar yatan; biz fakir, onlar zengin oluyor. Biz ise Sakıp Sabancı’nın 1995’te dediği gibi iktidara “Biz üretenler, biz sanayiciler, biz verenler, siz yiyenler, bizim kaynaklarımızı harcayanlar, gelin sesimize kulak verin” şeklinde sesleniyoruz.

Son 1,5 yıldır yaptığımız araştırma sonuçları Türkiye’nin kötüye gittiğini gözler önüne seriyor. Ancak asıl gösterdiği ülkede hiçbir şeyin değişmediğidir. Yıllar geçiyor; insanlar, yüzler, partiler, koşullar değişiyor. Değişmeyen tek şey Türkiye’nin asıl sorunları oluyor. Yeni gelen eskiyi kötülüyor. Zaman geçince aynı şeyleri kendisi yapıyor. Her gelen yüksek enflasyonu, işsizliği, yoksulluğu ve açlığı noktalayacağını söylüyor. Zaman geçiyor enflasyon yeniden yükseliyor, işsizlik yeniden artıyor, yoksulluk ortaya çıkıyor ve insanlar aç yatıyor. Seçmen ise büyük destek verdiği, inandığı, umut ettiği, bu sefer başaracağız dediği partinin ülkeyi getirdiği bu hali görüyor ve artık şunları söylüyor; Fakat her seferinde yoksullaştık. Bu hep böyle olduğundan giderek yoksullaşmanın kader olduğu fikri kafamıza yerleşmişti…”