recep-tayyip-erdoğan

Mesut Akıncı – AKP’nin ‘Sessiz Devrim’i ve Hesaplaşma

sosyaldemokrat

 

 

 

 

2001’de kurulan AKP 3 Kasım 2002 seçimlerinde aldığı %34 oyla tek başına iktidar oldu. 15 ay gibi kısa bir sürede daha önce Türk siyasi tarihinde örneği görülmemiş bir performansla halen devam etmekte olan iktidarının temellerini attı.

Kurucu kadroları Fazilet Partisi kökenli olan AKP kendilerini ‘yenilikçi’ olarak ifade eden ekiple beraber yola çıktı. Siyasi yelpazede kendilerini muhafazakar demokrat olarak sınıflandırmayı tercih ettiler. Siyasi görüşlerindeki sapmayı ‘gömlek değiştirmek’ gibi basit buluyor olmaları da ayrı bir tuhaflık. Kurucu kadronun ‘gericilik’ sicili ortada iken bunun ne kadar inandırıcı olduğu günümüzdeki uygulamaları ile ortada. AKP kurulduğu zaman toplumda dışlanan kesimlerle iletişim kurmayı deneyerek ‘Türkiye’nin partisiyiz imajı vermeye çalıştı. Kabarık sicille iktidarının ilk zamanları laiklik hassasiyeti yüksek insanları ürkütmemek adına yaşam tarzına müdahale etmeme yönünde beyanatlarda bulundular. AB ile yapılan görüşmeler sicili temizlemek adına olumlu bir adım sayılabilirdi onlar açısından. Batı’dan kopmuyoruz imajı önemliydi tabii…

AKP’ye açılan kapatma davasında karşı oy kullananların gerekçesine baktığımızda AB ile ilişkilere dikkat çekilmişti. AKP kapatma davası hazine yardımının yarısının kesilmesi cezası ile neticelendi. AKP iktidarı yalnızca ‘endişeli’ insanların endişelerini dindirmek yönünde politikalar izlemedi elbette. Sosyal devlet kavramının içini boşaltmak için elinden geleni yapmaktan çekinmedi. Devlet kurumları tek tek özelleştirildi. Devlet için fabrika değil AVM açmak kıvanç kaynağı olmuştu. (Ki durum bugün de pek farklı değil.) İktidarının ilk on yılda 41 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirildi.

Tüm bu özelleştirmeler ve neo-liberal politikaların sonucu olarak AKP döneminde işçi ölümleri bilançosu çok ağır oldu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ki bunlar sadece kayıtlara geçen ölümler; 2001-2011 arasında 12 bin 418 işçi öldü. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre bu ölümler 2012′de tüm iş kollarında en az 878’ye ulaşmakta.

Tüm bu veriler bizi AKP’nin siyasal kodlarına götürüyor. AKP İslamcı çizgide Cumhuriyetle ve değerleriyle savaşa girerken aynı zamanda piyasacılığıyla Batı ile bağlarını koparmamaya çalışıyor. Dualarla Burger King açılışı yapmak herhalde en çok AKP iktidarına yakışırdı ve fırsatı kaçırmadılar elbette. Ustalık dönemi olarak ifade ettikleri iktidarının en kudretli döneminde artık Cumhuriyet’i temel değerleri ve emek ile olan kavgasını büyütmeye devam ediyor.

AKP’ye iktidarının ilk yıllarında gizli ajandası olduğu suçlaması yöneltilirdi, gizli ajandaları var mı bilinmez ancak artık Mustafa Kemal devrimi ile hesaplaşma peşinde oldukları aşikar artık. Peki ne oldu da AKP artık daha açık şekilde yapmaya başladı bu hamleleri? AKP iktidarının gelişine ve o zamanki konjonktüre baktığımızda kendisine muhalif devlet kurumları vardı. Hem Batı ile iyi ilişkiler kurarak hem de ülkedeki liberallerin desteği ile ‘reformlara’ girişme cesaretini kendinde buldu. Tabiri caizse sindire sindire yaptığı bu hamlelerle rejimin eksenini kaydırdı. AKP için dönüm noktasının 2010 referandumu olduğunu söylemek çok abes olmaz herhalde. Yüksek yargıda gidilen yeniden yapılanmayla artık yoluna daha rahat bakabilecekti nitekim öyle de oldu.

Bugün gelinen noktada kürtaj, alkol yasağı, 4+4+4 gibi düzenlemelerle yapılan dayatmalar AKP’nin gerçek yüzünü görmek açısından önemli. Bununla beraber adım başı açılan AVM’ler, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu değişikliği, madenlerin denetimsizliği tam da neo-liberal politikalarına uygun düşüyor. Kıymetli bir hocam: ‘ Toplum düdüklü tencereye benzer, hava almasını sağlamazsanız patlar.’’ demişti. AKP’nin bu baskıcı politikaları toplumu kutuplaştırıyor, ihtiyacımız olan daha fazla özgürlük ve demokrasi.

*Mesut Akıncı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi, bahcelirivayet@gmail.com, twitter.com/bahcelirivayet