uclu

Mehmet Şakir ÖRS – Türkiye’de ‘Demokrasi’ Mücadelesi; CHP’nin ‘İttifak’ Politikaları ve ‘İktidar’ ile ‘Birinci Parti’ Olma Hedefleri

Mehmet Şakir ÖRS
Gazeteci-Yazar
mehmetsakirors@hotmail.com

İçinde bulunduğumuz tarihsel süreçte hem küresel ve hem de ulusal düzlemde önemli ekonomik, siyasal ve sosyal gelişmelere tanık oluyoruz. Kapitalizmin yol açtığı sorunlar birikip koca bir düğüme dönüşürken, otoriter siyaset anlayışlarının da bu düğümü bırakın çözmeyi tam anlamıyla bir kördüğüme dönüştürdüğü açıkça görülüyor. Bu nedenle de yeni ve farklı ekonomi-politik arayışlar gündeme geliyor.

Sosyal Demokrat Dergi’nin (SD Dergi) sürekli ve dikkatli okurları anımsayacaktır; önceki yazımızda şu gerçekliğe dikkat çekmiştik: “Günümüzde, küresel neoliberal sistemin ve otoriter yönetimlerin, yaşanan sorunların üstesinden gelemeyeceği açıkça görülüyor. Bu gerçeklik, geniş kitleler tarafından giderek daha çok anlaşılıyor ve kabul görüyor. Yaşanan sorunlar ve zorluklar karşısında, toplumsal birlikteliği temel alan ve sosyal dayanışmayı öne çıkaran düşünsel yaklaşımlar ile siyasal anlayışlar ve örgütlenmeler öne çıkıyor…” (Salgın Sonrasının Ekonomik ve Politik Koşulları Sosyal Demokrasiyi İşaret Ediyor / Mehmet Şakir Örs / SD Dergi Mart-Nisan 2021 / Sayı 123-124”

İlginç ve farklı bir tarihsel süreç / dönem

Dünyada, özellikle de Avrupa’da, Latin Amerika’da ve ülkemizde yaşanan son siyasal / toplumsal gelişmeler, bu saptamalarımızı doğruluyor. İnsanlar ve toplumlar, daha adaletli ve daha demokratik siyasal yaklaşımların / örgütlenmelerin peşine düşüyorlar.

Bu bağlamda, neoliberal dünya düzeni ve onun yarattığı otoriter yönetim anlayışı, var olan ve bugünlerde daha da büyüyen sorunları çözmekte zorlanıyor, giderek de çözemez hale geliyor. Belki de daha doğru bir ifadeyle, sorun çözme kapasitesini / yeteneğini tümden kaybediyor.

Günümüzde düşünsel ve eylemsel planda, alışılmış kalıplar, yinelenen yaklaşımlar artık geçersiz hale geliyor. Otoriter liderlerin ve yönetimlerin sorunları çözemeyeceği, tam tersine sorunları ağırlaştırdığı hayatın içinde yaşanan somut gelişmelerle daha iyi anlaşılıyor ve kavranıyor. Dolayısıyla, ekonomide sömürüye dayalı neoliberal anlayışın, siyaset alanında da otoriter yönetimlerin aşılabilmesi için yeni arayışlar gündeme geliyor. 

Siyasal ve toplumsal mücadelede örnek bir deneyim

Aslında Türkiye, gerek jeopolitik / stratejik konumu ve gerekse yakın geçmişinde yaşanan toplumsal / siyasal gelişmelerle, dünya siyaseti için ilginç bir örnek oluşturuyor. Bu nedenlerle de günümüzde tam anlamıyla bir siyasal / toplumsal laboratuvar niteliği taşıyor.

Bu durum, bir yandan ülkemizin önemini artırırken, diğer yandan ülkemizde yaşanacak siyasal deneyimleri ve gelişmeleri daha da kıymetli hale getiriyor. Ülkemizin ilerici-yurtsever siyasetçileri, düşünce insanları ve toplumsal eylemcileri, içinde bulunduğumuz sürecin ne denli önemli ve yaşamsal olduğunun ayırdında olmalıdırlar. Bu nedenle de hem ulusal ve hem de evrensel bir sorumlulukla davranmalıdırlar. Ülkemizde baskıcı ve otoriter yönetime karşı oluşturulan siyasal güç birliği ve yürütülen ortak mücadele, benzeri ülkeler ve halklar için de esin kaynağı olabilir ve umut verici örnek bir deneyim oluşturabilir.

İşte bu nedenle, bugünlerde, dünya siyasetinin gözünün / kulağının Macaristan ile birlikte özellikle Türkiye’ye de dönük olduğu unutulmamalıdır. Bu iki ülkede yaşanacak siyasal gelişmeler ve elde edilecek başarılar; genelde toplumsal, sosyal ve demokratik siyaset anlayışının önünü de açacaktır.

Reel ekonomi-politiğin gereği

Ülkemizin ve ülkemizde yürütülen toplumsal / siyasal mücadelenin önemini böylesine ayrıntılı biçimde ortaya koyduktan sonra, Türkiye ekonomi-politiğinin içinde bulunduğu reel duruma dikkat çekmek istiyoruz. Uzun süredir ülkemiz otoriter bir siyaset anlayışıyla yönetilmektedir. Bu anlayış, getirdiği yönetim sistemiyle de bu durumu kalıcılaştırmış ve tüm kurumsal yapıyı aşındırıp kendi siyasal hedefleri doğrultusunda şekillendirmiştir. Ekonomik ve sosyal dengeler tümden bozulmuş, dar gelirli geniş kitleler daha zorlu yaşam koşullarına sürüklenmiştir. Ülkede demokratik siyasetin önü tıkanmıştır.

İşte böylesi olumsuz ve zorlu koşullarda, muhalefetin en geniş bileşenleriyle iş ve güç birliği yapma zorunluluğu doğmuştur. Cumhuriyetin kurucu partisi, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve onun lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği ittifaklar politikası, böylesine yaşamsal bir ihtiyacın ve zorunluluğun sonucudur. 

Muhalefetin sorumluluğu ve görevleri

Bu ittifak politikasının elbette eksik bulunabilecek ve eleştirilebilecek yanları vardır. Ancak biz, bu yaklaşımı genel anlamda doğru ve yerinde buluyoruz. Üstelik bu politikanın ve stratejinin, başta kurucu parti konumundaki CHP’nin ve onun liderinin misyonu olmak üzere, genel anlamda muhalefetin misyonuyla da örtüştüğünü düşünüyoruz.

Çok uzun süredir iktidarda bulunan ve tüm devlet yapısını kendi anlayışına uyarlayan bir siyasal yapı, ancak en geniş muhalif kesimlerin iş ve güç birliği yapması ile aşılıp yenilgiye uğratılabilir. Ortak amaçla ‘Millet İttifakı’ adı altında bir araya gelinmesini ve ittifak dışında kalan daha geniş siyasal kesimlerle de ‘Demokrasi Birlikteliği’ oluşturulmasını temel alan bu politikanın doğruluğu ve başarısı, son yerel seçimde ve özellikle de İstanbul seçiminde test edilip kanıtlanmıştır.

Bu deneyimin ve başarının ışığında, ülkemizin muhalefet bloku şimdi daha büyük bir sınavla karşı karşıyadır. ‘İstanbul modeli’ni tüm ülkeye yaygınlaştırmak ve iktidarı önümüzdeki seçimlerde büyük bir yenilgiye uğratmak… Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına yürürken, böylesi zorlu bir görev, başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere tüm muhalefetin ve durumdan hoşnut olmayan toplumsal / siyasal kesimlerin önünde boylu boyunca durmaktadır.

Yeni döneme hazırlanmak

Ana muhalefet CHP’nin ittifak politikalarının, öncelikle ittifak oluşumunu ve sürdürülmesini temel almakla birlikte, iktidar ve birinci parti olma hedefleriyle de ters düşmediğini düşünüyoruz. Tam tersine bu hedeflerin de önemli olduğunu ve ittifak siyasetiyle birlikte hem parti tabanında ve hem de siyasal kamuoyunda daha sıkça dile getirilmesinin, birçok bakımdan ama özellikle de AKP sonrası dönemine hazırlanmak bakımından daha yararlı olacağına inanıyoruz.

Muhalefet ittifakının ve blokunun motor gücü ana muhalefet partisi CHP, muhalefetin diğer bileşenleriyle birlikte, tüm düşünsel ve siyasal dinamikleri hareketlendirip ortaklaştırarak ülkeyi yönetmeye hazırlanmalıdır. Ana muhalefetin ve genel anlamda toplumsal muhalefetin çok geniş insan kaynakları ve bilgi-deneyim birikimi vardır. Bu kaynaklar ve birikimler mutlaka harekete geçirilmelidir.

Ülkemizin ve halkımızın gündeminde, çözülmesi gereken çok zorlu ve derinleşmiş sorunlar vardır. Başta ekonomik sıkıntılar olmak üzere, iç ve dış politikada var olan, kronikleşen bu sorunları aşmak hiç de kolay olmayacaktır. Türkiye’nin makus talihi mutlaka değiştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki muhalefetin iş ve güç birliği, bu değişimin gerçekleştirilmesinde ve var olan sorunların aşılmasında da önemli bir kaldıraç olacaktır.

Restorasyon mu, yeniden inşa mı?

Uzunca bir süredir çok yoğun ekonomik-sosyal ve siyasal sorunların burgacında kıvranan halkımızın, yurttaşlarımızın beklentisi yüksektir. Pek çok ekonomik ve sosyal sorun ivedi çözüm beklemektedir. Aynı zamanda, iktidarda bulunan siyasal anlayış tarafından, başta ülkemizin köklü kurumsal yapıları olmak üzere pek çok kurum ve kuruluş yıpratılmış, cumhuriyetin kuruluş değerleri örselenmiştir. Dolayısıyla karşı karşıya bulunulan tablo çok olumsuz ve ağırdır.

Böylesi ağır bir tablo karşısında muhalefet ne yapacak, iktidara geldiğinde nasıl davranacaktır? Var olan yapı üzerinde yalnızca bir restorasyon mu yapılacaktır, yoksa köklü bir yeniden inşa mı gerçekleştirilecektir?

Bizim düşüncemiz, mutlaka yeniden inşanın gerçekleştirilmesidir. Bunca ağır sorunun ve alabildiğine ağırlaşmış olumsuz tablonun üstesinden, ancak köklü bir yeniden yapılanma seferberliği ile gelinebilir. Bu yeniden inşanın yol haritası da muhalefet bloku bileşenlerinin ortaklaşmasıyla hazırlanmalı ve duyurulmalıdır.

Yalnızca ‘parlamenter sistem’ yeterli mi?

En geniş muhalefet kesimlerinin üzerinde mutabık olduğu temel mesele, ülkemizin, içinde bulunduğu ve tam olarak adlandırılıp tanımlanamayan ancak bir ucubeyi andıran bugünkü yönetim sisteminden kurtarılmasıdır. Bunun koşutu da iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemdir.

Muhalefetin genel anlamda üzerinde buluşup birleştiği bu öncelikli konu, bir ölçüde muhalefetin işini kolaylaştırmakta ve ortaklaşmasının temelini oluşturmaktadır. Ancak biz bu ilk adımı çok önemsemekle birlikte, tek başına yeterli görmemekteyiz. Muhalefet güçlerinin daha kapsamlı ve uzun erimli bir yol haritasına sahip olması gerektiğini düşünüyoruz.

Parlamenter sisteme geçişi önceleyen ve bu geçiş sürecini en yalın ve anlaşılır haliyle vatandaşa anlatabilen muhalefet, aynı zamanda önüne temel ekonomik ve sosyal hedefler de koymak zorundadır.

Geniş kesimleri rahatlatacak bir ekonomik ve sosyal program

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz / buhran koşullarından ağır biçimde etkilenen vatandaşlar, geniş emekçi kesimler, sorunlarına ivedi çözümler beklemektedirler. Halkımıza, seçmene parlamenter sisteme geçişi anlatabilmenin ve bu sistemi kabullendirebilmenin yolu, vatandaşın günlük yaşamında sağlanacak olumlu değişimden ve rahatlamadan geçmektedir.

Muhalefet bu gerçekliğin ayırdında olmalı, geniş toplumsal kesimleri rahatlatacak bir ekonomik ve sosyal programı ortaklaştırıp hazırlamalıdır. Farklı toplumsal kesimlerin temsilcilerinin de katılımıyla hazırlanacak bu çalışma, bugünkü olumsuzluklardan mağdur olan en geniş kesimlerin muhalefet blokuna desteğinin artırılıp, güçlü biçimde sahaya yansıtılmasını da sağlayabilir.

Cumhuriyetin kurucu partisi, ana muhalefet CHP, aynı zamanda ülkenin birleştirici gücüdür. Önümüzdeki zorlu süreçte, bu birleştiricilik misyonunu, toplumsal barış ve uzlaşma yaklaşımını / dilini / söylemini tüm ülke ölçeğinde aktif biçimde yaygınlaştırarak hayata geçirebilir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son çağrısını ve seslenişini bu bağlamda değerlendiriyoruz. Helalleşme / hesaplaşma / yüzleşme tanımlarının yıpratıcı karmaşasına boğulmadan, bu kavramları gereksizce karşı karşıya getirip, zamanı ve enerjiyi boşa iç tartışmalarda tüketmeden; hayata ve siyasete odaklanılmalıdır.

Yaşanan ve yazılan, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin hikayesidir

Çok önemli bir tarihsel süreci yaşıyoruz. Aynı zamanda siyasal açıdan önemli bir sınavdan geçiyoruz. Yaşadığımız tarihsel dönemin önemini her yönüyle kavradığımızı, tüm siyasal davranışlarımıza ve girişimlerimize yansıtmalıyız. Halkımızın desteğinin güçlü biçimde alınmasının ve sürece aktif katılımının yolu da buradan geçmektedir. Türkiye’nin ilerici yurtsever politik güçleri, her bakımdan halka önder ve örnek olmalıdır.

Bilinmelidir ki, bugünlerde siyaset alanında yaşananların temelinde, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin hikayesi vardır. Bu, aynı zamanda ülkemiz insanının da 21. yüzyıldaki temel, sade ve yalın hikayesidir. İnanıyoruz ki, toplumsal ve siyasal alandaki bu demokrasi mücadelesinin hikayesi de başarıyla yazılacaktır. Sadece yazılmakla kalınmayacak, aynı zamanda benzeri durumdaki ülkelere ve halklara da örnek oluşturacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına yürürken, ülkemizin ilerici yurtsever güçleri cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırma hedefine kilitlenmiştir. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, bu hedefe mutlaka ulaşılacaktır. Demokrasiden yana güçlerin iş ve güç birliğiyle hayata geçirilip utkuya ulaştırılacak bu toplumsal / siyasal mücadelenin başarısı; aynı zamanda dünya demokrasi mücadeleleri tarihine, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılına ve ülkemizin gelecek kuşaklarına da anlamlı bir armağan / kalıt olacaktır.