Badv4aUIMAA3SvY

İbrahim Kaboğlu – Parti Programlarında İnsan Hakları ve Demokrasi Ekseni

fft64_mf1524267

 

 

 

 

 

Önce hacim (nicelik), sonra içerik (nitelik) yönünden bakalım:

AK Parti Beyannamesi, toplam 376 sayfa; “Demokratikleşme ve yeni anayasal sistem”e ayrılan sayfa sayısı 50.

CHP “Seçim Bildirgesi 2015” toplam 200 sayfa; “Özgürlük, Hukuk Devleti ve Demokrasi”ye özgülenen sayfa sayısı 20 (s.18-37).

“Toplumsal onarım ve huzurlu gelecek” başlıklı MHP seçim beyannamesi; toplam 257 sayfa. “Demokrasi anlayışımız ve temel haklar” başlığı ise 10 sayfadan ibaret (s.55-64).

Büyük İnsanlık Biz’ler Meclise başlıklı HDP 2015 seçim bildirgesi, toplam 51 sayfadan ibaret olup hemen tamamı “demokrasi ve özgürlükler”e özgülenmiş bulunuyor.

“Yeni Türkiye” Yolunda Daima Adalet Daima Kalkınma

Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu imzalı olan beyannamenin “Demokratikleşme ve yeni anayasal sistem” başlıklı ilk bölümü, 7 alt başlıktan oluşmakta: hak ve hürriyetler, anayasa, başkanlık sistemi, adalet, güvenlik, yönetişim ve şeffaflık.

AK Parti hükümetleri döneminde insan hakları alanında yapılan normatif ve kurumsal düzenlemeler sıralanırken çok iddialı beyanlar da yapılmakta: “Türkiye’nin artık işkence diye bir gündemi kalmamıştır.” Ya da önceki hükümet döneminde atılan adımlar ve başlatılan reformlar, tümüyle AKP’ye mal ediliyor: “OHAL uygulamasını kaldırarak normalleşme sürecini hızlandırdık…” (s.17-24).

“Neler yapacağız?” (s.24-30) başlığı altında dikkat çeken vaatler: eşit vatandaşlık, yaşam tarzı, çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasi vurguları. Bu başlık altında, en ayrıntılı açıklama “çözüm süreci” (s.26-30) üzerine.

“Yeni Anayasa” üzerine de, yapılanlar (s.30-34) ile yapılacaklar (s.34-41) ayrımı dikkat çekiyor. Toplum sözleşmesi, insan onuru, temsili demokrasi, demokrasi ve kalkınma birlikteliği vurguları öne çıkıyor. İnsani gelişme yerine, indirgeyici deyim olarak “insani kalkınma” tercih edilmiş.

“Demokratik denge ve denetim ilişkisi” vurgusuyla, “yönetim modeli ve başkanlık sistemi”ne geçiliyor: “halk tarafından seçilmesi sağlanarak, Cumhurbaşkanlığı makamı vesayetçi misyondan arındırılmıştır… Ancak mevcut sistem, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın farklı siyasi geleneklerden gelmeleri durumunda, kriz üretme potansiyelini taşımaya devam etmektedir… parlamenter sistemle başkanlık sistemi arasında demokrasiye uyum açısından bir fark bulunmadığı kanaatindeyiz…”. Başkanlık rejimi için ortaya konmaya çalışılan gerekçe üç sözcükle özetlenebilir: “vesayet, olasılık ve istikrar”.

İlk bölümün diğer başlıkları, adalet, güvenlik, yönetişim ve şeffaflığa özgülenmiş bulunuyor (s.41-70). Adalet sisteminde dönüşüm üzerine, “Özel yargılama usullerine son verdik” denirken, iki çelişki açığa çıkıyor: Özel Yetkili Mahkemeleri kim kurdu? Sulh Ceza Hakimlikleri, “özel” değil, “özgürlük hakimliği” olarak adlandırılıyor. Buna karşılık, Türkiye’nin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nce hakkında en çok ihlal kararı verilen devletler arasında yer alıyor olmasına dair bir ipucu bile yok. “Temel kanunların tümünü yeniledik” vurgusuyla yenilenen yasalar sıralanıyor; ama “İç Güvenlik” adıyla bilinen “Torba Kanun”dan söz edilmiyor.
Şu çelişkilere dikkat çekerek noktalayalım:

-İnsan hakları/adalet/güvenlik ve diğer alanlarda yapılanlar ve yapılacak olanlar anlatılırken, kitlesel hak ve özgürlük ihlalleri tümüyle görmezlikten geliniyor.

-Vaatlerle rejim arasında bağlantı kurulmuyor: yapılan somut vaatler, parlamenter rejimde mi gerçekleşecek, yoksa önerilen “başkanlık sistemi”nde mi? Eğer mevcut düzende gerçekleşecekse rejim değişikliği neden? Hayır, başkanlık rejimi için reform önerileri yapılmış ise, neden bağlantı kurulmuyor?

-Gerçekleştirildiği öne sürülen büyük başarılar, parlamenter rejim çerçevesinde söz konusu olduğuna göre, ya başarı iddiası gerçeği yansıtmıyor ya da rejim değişikliği iradesi gerçekçi değil.
-Beyannamede çeşitlilik içinde birlik vurgusunda içtenlik varsa, “Gezi süreci” için sürekli vandalizm söylemi neden?

-Genel çelişki ise şu: Beyannamede demokrasi vurgusu yapılsa da, “demos”tan çok “kratos” yolu öneriliyor.

Yaşanacak Bir Türkiye

“Umutlu bir gelecek için büyük dönüşüm hedefler” başlıklı olup, -başkan değil- CHP imzalı girişten sonra, “Özgürlük, hukuk devleti ve demokrasi” başlığı (s.18-37) göze çarpıyor.

“Özgürlükler Cumhuriyeti” ve “eşit yurttaşlık ve çoğulculuk” kavramları dikkat çekmekte. AKP’nin “sessiz” kaldığı laiklik kavramına CHP ürkekçe değiniyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın depolitizasyonu kayda değer.

“CHP, Kürt sorununa da kapsayıcı demokratik yurttaşlık anlayışından hareketle yaklaşacaktır” derken, bunun “Türk yurttaşlığı” mı, yoksa “Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı” şeklinde mi formüle edileceği belirtilmiyor.

Yeni Anayasa vurgusu, “haklar ve özgürlükler Cumhuriyeti” ve “güçlendirilmiş parlamenter sistem” eksenine dayandırılıyor. Ne var ki, yapılan öneriler arasında başlıca yenilik, TBMM’de başkanlığını ana muhalefetin yapacağı “Kesin Hesap Komisyonu” kurma önerisi. Yasama inisiyatifinin etkin kılınması veya halk girişiminin tanınması yönünde somut öneriler yer almadığı gibi, yasamayı yürütmenin güdümünden çıkarmaya yönelik (mesela milletvekilliği görevi ile bakanlık görevinin bağdaşmaması gibi) yenilikler yer almıyor. Denge ve denetim düzeneği olarak, ikinci meclisin kurulması gündeme getirilmiyor.

“Tarafsız Cumhurbaşkanı” başlığı altında, CB statüsünü sembolik hale getirmeye yönelik öneriler, klasik parlamenter rejim çerçevesine uygun düşüyor.
Hak ve özgürlüklerin etkili kılınması, toplumsal barışın sağlanması ve laiklik ilkesiyle bir arada yaşamı güvence altına alma ereğinde somut öneriler geliştiriliyor. Benzer bir biçimde, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı için kurumsal ve normatif düzenlemelere ilişkin somut öneriler sıralanıyor: “Adli Kolluk kuracağız, Sulh Ceza Hakimliklerini kaldıracağız, İnsan Hakları Ulusal Denetim Kurumu kuracağız, vb”. Bununla birlikte, mesela, bölge adliye (istinaf) mahkemeleri konusunda sessiz kalınıyor.

Özetle “özgürlük, hukuk devleti ve demokrasi”ye özgülenen bölümün, “kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti” olarak adlandırılan ilk başlığı, Cumhurbaşkanının yarattığı meşruluk krizine kadar birçok soruna doğru tanı koymakla birlikte, “başkanlık rejimi” için yapılan zorlamalara doyurucu yanıt verecek açıklama ve çözüm önerileri getirmemekte.

Bölümün yazımında bir anayasa hukukçusunun katkısının alınmadığı anlaşılmakta. Her ne kadar, bildirge bütünü iktisadi yapı ve yaşam eksenine dayanıyor olsa da, hatta “doğa dostu bir toplumsal yaşam” (s.151-155) başlığı altında, “ekolojik anayasa” kavramından söz ediliyor olsa da, aynı zamanda “parlamenter rejimin demokratikleştirilmesi” üzerine bir manifesto niteliği taşıması beklenirdi.

Toplumsal Onarım ve Huzurlu Gelecek

“Demokrasi anlayışımız ve temel haklar” başlığı altında, demokrasi anlayışını hayat tarzı olarak gören MHP, milli irade ve erkler ayrılığı ilkesi üzerinde vurgu yapıldıktan sonra, yasama dokunulmazlığının makul esaslara bağlanmasını önermekte.

Milli birlik ve bütünlük ile genel ahlak, düşünce ve kanaat özgürlüğünün sınırı olarak görülmekle birlikte, “hangi gerekçe ile olursa olsun din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlanmaması” önerilmektedir.

Yapılacak anayasa çerçevesinde öncelikleri sıralayan bildirge, “Anayasa değişikliği veya yeni bir anayasa yapılması kapsamında hiçbir şekilde tartışamayacağımız hususlar” başlığı altında “düşünce özgürlüğü yasakları” sıralanıyor. “Anadil”de eğitim, “Türkiyelilik”, “mahalli Parlamento ve özerk bölgeler”, bunlar arasında yer alıyor.

Parlamenter sistemin işleyişinden kaynaklanan sorunların yine “parlamenter sistem içinde çözüm” vurgusu yapılarak, diğer rejimler reddediliyor: “…iktidarın kişiselleşmesi suretiyle temel hak ve özgürlükler bakımından tehlikeli bir otoriterleşmenin önünü açabilecek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuruluş esaslarından kopararak devleti ve milleti farklı siyasi ve idari yapılanmalara götürecek altyapı oluşturmayı hedef alan, başta Başkanlık olmak üzere yarı başkanlık ve benzeri sistemleri uygun bulmuyoruz.”
Ne var ki, MHP parlamenter rejimi işler kılmaya yönelik çözüm önerilerini ortaya koymuyor.

HDP 2015 Seçim Bildirgesi

Dört parti içinde programı en kısa olan (51 sayfa) ve bunu genel olarak haklar ve demokrasi eksenine oturtan HDP, vurgu ve önerileri ile MHP’nin karşıt kutbunda yer alıyor. MHP’nin üniter devlet ve Türk kimliği, HDP’de yerini doğrudan demokrasi ve adem-i merkeze bırakıyor.

Parlamenter sistemi demokratikleştirme ve “demokratik anayasa” vurgusu öne çıkıyor. “Tek millet-tek mezhep” anlayışı reddediliyor: “Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli yapısına uygun yeni bir ’toplumsal sözleşme’ ihtiyacı” vurgulanıyor.

HDP, “başkanlık sistemine geçit vermeyecek” deniyor. Yeni haklar öneriliyor: barış hakkı, hakikat hakkı, vicdani red hakkı, “temiz suya ve yeterli gıdaya erişim hakkı, kültürel kimlik hakkı, ana dilini kullanma hakkı gibi. Demokratik özerklik ve yerel demokrasi” başlığı, şu vaatle noktalanıyor: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konan şerhler kaldırılacak ve ilgili ek maddeler imzalanacak.

Kürt sorunu ve çözüm süreci konusunda, Dolmabahçe Mutabakatı’nda açıklanan 10 maddeyi, çözümün ilkesel çerçevesi olarak kabul eden HDP’ye göre; “Tarihi dayanakları olan halkların birlikte ve eşit yaşamı, demokratik cumhuriyetin temel dayanağını ve üzerinde birlikteliğimizi inşa edeceğimiz esası oluşturur.”

Ortak gözlemler

Demokrasi konusunda -HDP hariç- her parti temsili rejim çerçevesi ile yetiniyor. 1982 Anayasası’nın seçilmiş TBMM’ler tarafından sürekli değiştirildiği ve meşrulaştırıldığı göz ardı ediliyor. Buna bağlı olarak, hak ve özgürlükler lehine anayasada yapılan değişikliklerin neden uygulamaya konduğu sorgulanmıyor. Aynı şekilde, insan hakları sorunları ile insan hakları Avrupa hukuku arasında bağlantı kurulmuyor.

AKP’nin siyasal rejim değişikliği önerisine, diğer üç parti de parlamenter rejimden yana tavır koyarak karşı çıkıyor. Ne var ki, ne AKP başkanlık rejimi için ikna edici gerekçeler öne sürebiliyor, ne de diğerleri parlamenter rejimin demokratikleştirilmesi için somut ve ayrıntılı öneriler geliştiriyor. Bu konuda HDP, CHP’den ve MHP’den oldukça somut ve radikal önerilerle ayrılıyor.

Anayasa konusunda, özellikle muhalefet partilerinin denge ve denetim düzeneklerini somutlaştırmaları beklenirdi. Ama zaten, hiçbir parti “Anayasa manifestosu” ile yola çıkmıyor.

*Prof.Dr. İbrahim Kaboğlu,
ibrahimkaboglu@yahoo.fr