image-12

Erol KIZILELMA – Cumhuriyetimizin 100. Yılında Sol Politikalar Önem Kazanıyor

class=
Erol KIZILELMA
SODEV Eski Başkanı
ekizilelma@gmail.com

Cumhuriyetin ilk yüzyılının 50 yılını, hatta 75 yılını yaşamış, yapılan doğru ve yanlışları görmüş, pra­tikleri deneyimlemiş birçok insa­nımız hala hayatta. Yeni kurulmuş bir Cumhuriyet’te, onun heyecanı­nı, sıcaklığını yaşayan bu kuşaklar, yarım kalmış da olsa aydınlanma ateşiyle tanışmış, yerli malı haf­talarıyla büyümüş, törenlerde şiir okurken gözleri yaşarmış, laikliği tartışılamaz sanan bu insanlar, bugün büyük bir hüzün ve hayal kırıklığı içinde.

Evet, ülkemiz uzunca zamandır kötü yönetiliyor. Aydınlanma ve laikliğin artık esamesi bile okuna­mıyor. Kimi çıkmış, “Cumhuriyet geçici” bu parantezi kapatacağız” demiş, kimisi “sağ sol bitti” diye liberal politikaları dayatmış, kimi­si kimlikleri öne çıkarıp toplumu kutuplaştırmaktan yarar ummuş, kurucu lidere saygı duymak ba­zılarınca ayıplanmış, din kurumu kontrol altında tutulamadığından çarpık anlayışlar din diye pazar­lanıp toplumdaki yozlaşma had safhaya ulaştırılmıştır.

Bütün bu yanlışlar ve insanımızın her açıdan istismarı, bir soygun düzeninin yerleştirilmesini, ona karşı çıkılmasını önlemeyi, halkın uyanışını bastırmayı kolaylaştırdı. Hele son 20 yılda yapılanlar, bütün yanlışları pekiştirdi. Bütün eko­nomik teoriler altüst edilip, hepsi yandaşların nasıl zenginleştirilebi­leceği doğrultusunda yorumlan­dı. Açıkçası ülkemiz, tarihinin en büyük soygununu yaşadı, yaşıyor. Bunu sürdürebilmek için de, doğal olarak demokrasi ve özgürlükler rafa kaldırılıyor, baskıcı ve otori­ter, popülist sağ ve dinci anlayış iktidara sıkıca tutunuyor.

Yaşı 50, 60, 70’i geçmiş kuşaklar, genç nesillere çağdaş, demokra­tik, laik ve gelişmiş bir ülke bıra­kamamanın ezikliği içinde. Şimdi elimizde, ekonomisi iflas etmiş, yoksulluk ve işsizliğin tavan yaptı­ğı, elindekini avucundakini sattığı için ülke ülke dolaşıp kaynak dile­nilen, borçlanma düzeyinin ulaş­tığı nokta nedeniyle Osmanlı ka­pitülasyonlarına rahmet okutacak şekilde beli bükülen bir ülke kaldı.

Özellikle son 20 yılda, Cumhuriyetin değerleri ve kurum­ları ağır tahribata uğratıldı. Yargı, eğitim, din, güvenlik kurumları, iktidar sahiplerinin çıkarları doğ­rultusunda çalışan kurumlara dönüştü. Bu kurumlar, cemaat ve tarikatların kontrolüne geçti. Bağımsız ve özgür medya yerine iktidara bağlı veya iktidarın tehdi­di altında bir medya oluştu. Yani neresinden bakarsanız bakın, ülke karanlığın gittikçe arttığı bir süre­ce girdi. Aslında, o kadar dip ya­pıldı ki, ülke mevcut iktidar eliyle menfaat gruplarının çıkarları için bile yönetilemeyecek bir duruma geldi. Hiç göç skandalına veya mafya ve uyuşturucu baronlarının ülkede serbestçe cirit atmasına değinmiyorum bile. Anlaşılan, ku­rucu önderin çeşitli söylevlerinde belirttiği öngörülere pek kulak asmamışız. Atatürk’ün söyledikleri neredeyse bir bir çıkmış. 100. yılını kutladığımız veya kutlayamadı­ğımız Cumhuriyet artık tanınmaz halde.

Yine de, her karanlığın elbette bir sabahı olmalı beklentisi içinde, o güneşin doğmasını kolaylaştırma­lı, bunun için mücadele etmeli ve umut ettiğimiz gelecek güzel gün­ler için hazırlıklarımızı yapmalıyız. Bunun için de, en başta hatalardan arınmak gerekiyor. Elbette demok­ratik yoldan ülkeyi değiştirmenin uzun bir zaman alması kaçınılmaz. Darbe ve ayaklanma öneremeye­ceğimize göre, bu uzun zaman için kolları sıvamalı.

Aslında dibe vurma, halkın çok büyük kısmının yoksullaşması so­nucunu doğurduğundan durum, halkın karşısına onun çıkarlarını formüle eden politikalarla çıkıldı­ğında onu anlayıp destek verebi­leceği bir kıvamda. Yeter ki, önder­liğe soyunacak partiler, kuruluşlar, kişiler durumun vahametini an­layıp, kendilerini bu önderliğe hazırlayabilsinler.

Demokrasi bir uzlaşma rejimidir, ama biz uzlaşmayı daha çok taviz verme, teslim olma olarak tercüme ettik bu güne kadar. Bunu terk e­deceğiz öncelikle. Halkın çıkarları, Cumhuriyet ilkeleri ve demokrasi­nin tavizsiz savunulmasını gerek­tiriyorsa, artık oy almak için sağa benzeşmeyi politika olarak be­nimsemeyeceğiz. Bu rezil hataya bir daha düşülmemesi gerekiyor. Halkın %70’i sağcıdır, %30’u solcu­dur uydurması, bu ülkeye soygun düzenini yerleştirmek isteyenlerce kurulmuş bir tuzaktır. Gelinen nok­tada neredeyse halkın yüzde 80’i yoksullaştırılmış, sosyal güven­celerden yoksun bırakılmıştır. Bu halk kesimi sol politikaların ken­disine yol göstermesini, önderlik etmesine bekliyor. Doğal olarak buna ihtiyacı var. Doğal tabanımız da yoksullaştırılmış, mağdur edil­miş bu %80 halk kesimidir.

Türkiye solu ne durumda

Maalesef Türkiye solu hiç iç açı­cı durumda değil. Çok parçaya bölünmüş durumda. Bir araya gelme ihtimali çok zayıf. Çünkü bu ülkede demokrasi kültürünün geliştirilmesine hiç çaba harcan­madı. Ülke genelinde demokrasi anlayışı neyse, solun içinde de o. Farklılıkları demokratik yoldan çözüp bir arada olabilmeyi başa­ramıyoruz. Bu nedenle soldaki bö­lünmüşlüğün giderilmesi çok zor. Herkes en doğruyu kendisinin bil­diğini sanıyor ve ötekilerle hemen bir karşıtlık oluşturuyor. CHP ise, 1960’lardan bu yana rotasını sola çevirmiş olmasına, sola evrimleş­me çabalarına karşın bir türlü sol parti olamadı. Tüzüğünde, progra­mında sosyal demokrat yazmasına rağmen, “ben sosyal demokrat bir partiyim” diyemedi. Utandı mı, korktu mu bilinmez; ama Türkiye’nin sola çok ihtiyaç duy­duğu bu zamanda, ülkenin solsuz bırakılmasının en büyük sorum­lularından biri CHP’dir. Bunda 12 Eylül rejiminin de etkisi olmuştur ama CHP’yi yönetenler yukarda bahsedilen tuzağa kolayca düşüp, %30 oyu hedefleyen ve ne yazık ki daha çok parti içi iktidarı düşünen politikacılar olmuştur.

class=

Solun güç olamaması, CHP’nin de kendisine belirlenen alanda politika yapmaktaki ısrarı, sivil toplumun örgütlü bir güç olama­masının da nedenlerinden biridir. Demokrasi güçleri 1980’lerden bu yana sürekli güç kaybetmektedir. Bu nedenle Cumhuriyetimizin 100. yılına, demokrasi ve öz­gürlüklere düşman, yandaşların zenginleşmesi uğruna halkı inim inim ağlatan, yoksullaştıran, bunu gerçekleştirmek için de gerici çağ dışı tarikat ve cemaat örgütleriyle birlikte Cumhuriyet ilkelerini adım adım aşındıran bir iktidarla girmek zorunda kalmıştır.

Bir ümit doğdu

Yazının son bölümünü, CHP Kurultayının getirdiği yeni heye­canla yazıyorum. Statükocu bir an­layışla yönetilen CHP’de değişiklik bir zorunluluktu. Burun kıvıranlar, dudak bükenler olacaktır. Ama partiye kimliğini kazandıracak olan üyeleridir. Eleştirmek, beğen­memek, küsmek oturmak yerine, parti yönetimini zorlayan, talep­lerinin takipçisi olan ve sokakta partisini temsil eden bir kitlesel çıkış sergilenmelidir. Korkarak, çe­kinerek, sadece eleştirerek solcu parti olunmaz. Nitekim gelinen noktada bir soygun düzenine tes­lim olunmuş durumdadır. Şimdi şikayet etmek yerine önce statü­koyu alaşağı edip, yoksullaştırıl­mış ve mağdur edilmiş kitleleri örgütleyip sokakta onlara önderlik edecek bir partiyi oluşturmak zo­rundayız. Kurultay delegeleri üzer­lerine düşen sorumluluğu yerine getirdiler. Statükonun korunması­na izin vermediler.

Özgür Özel yönetimi için mutla­ka yeni bir parantez açılmalıdır. Yönetim kademelerini değiştiren ve gençleştiren, sol söylemi öne çıkaran, sokaktan korkmayacağı­nı ve mücadeleyi sokakta halkla birlikte vereceğini dile getiren Özel yönetimi, değişen muhalefet anlayışı yanında ilk büyük sınavını yaklaşan yerel seçimlerde verecek. Kılıçdaroğlu’nun, özellikle seçim sonrası süreci iyi yönetememesi­nin halkta yarattığı travmanın çok ağır sonuçları olabilirdi. Yönetimin değişmesi, halkın CHP’ye yeni bir kredi açmasını kolaylaştıracaktır. Yeter ki CHP, toplumun mağdur e­dilen çok büyük kesiminin sözcüsü olduğuna, toplumun bu kesiminin sorunları giderecek sol politikala­rı hayata geçireceğine halkı ikna edebilsin.

Toplumların sorunlarını çözme a­nahtarı kendi ellerindedir. Umudu yeşertecek çabaları göstermek de, Başta CHP olmak üzere, sol parti­lere, ülkenin aydınlarına, örgütlü güçlerine düşmektedir. Öncelikle yapılması gereken, bu gerici, bas­kıcı, popülist sağcı-dinci iktidar­dan kurtulmak, soygun düzenini değiştirecek ve toplumda yeniden bir aydınlanma mücadelesini yük­seltecek, yeni karanlık dönemlere girmemek için Cumhuriyeti de­mokratikleştirecek yeni bir iktidarı kurabilmektir. Yerel yönetim se­çimlerinin bunun ilk adımı olması­nı dileyelim.

CUMHURİYETİMİZİN 100. YILINI KUTLUYORUM.

Yaşasın Cumhuriyet – Yaşasın Demokrasi