878581-1953371045

Ercan KARAKAŞ – Millet İttifakı Anayasa Önerisi ve Sonrası

Ercan KARAKAŞ
SODEV Onursal Başkanı
ercan.karakas@hotmail.com

Millet İttifakı 28 Kasım 2022 tarihinde Ankara’da düzenlediği basın toplantısı ile anayasa değişiklik önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Altı partinin hukukçularının aylardır birlikte çalışarak hazırladıkları taslağın açıklanması için düzenlenen toplantıya parti genel başkanları da katıldı.

Anayasa ve önemi

Kamuoyu tarafından da ilgiyle karşılanan anayasa taslağının içeriğine geçmeden önce kısaca ülkemizde kırk yıldır tartışma konusu olan mevcut anayasanın içeriğine ilişkin gelişmelere değinmek istiyorum. Bilindiği gibi mevcut anayasa, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin bir ürünüdür. Darbeciler, ülke yönetimine el koyduktan sonra, ilk iş olarak temel hak ve özgürlüklere dayanan 1961 Anayasası yerine baskıcı, yasakçı bir anayasa yaptılar. 1982 yılında yapılan halk oylamasıyla yürürlüğe giren bu anayasa, ülkemizin demokrasiyi, özgürlükleri, sosyal hakları geliştirme yönündeki çabalarına büyük zarar verdi. Türkiye’yi çağdaş uygarlık dünyasından, evrensel insan hak ve özgürlüklerinden uzaklaştırdı.

Aslında anayasalar, birer insan hakları ve özgürlükler belgesi olan, dolayısıyla tüm yurttaşların eşitlik ve barış içerisinde yaşamasını sağlayan demokrasinin güvencesidir. Dünyada 1980’den bu yana çok şey değişti. İki kutuplu dünya son buldu. İnsan hakları, ülkelerin ortak değerleri olarak benimsenmeye başladı. Devletlerin anayasa yapmalarında; insan hakları, hukuk devleti ve çoğulcu demokrasi anlayışı belirleyici olmaya başladı. Elbette çalışanların ve sol / sosyal demokrat partilerin, sendikaların savundukları sosyal haklar da anayasaların temel hükümleri arasındaki yerini aldı. Birçok ülke anayasasında, çağın önemli meselesi haline gelen iklim değişikliği, küresel ısınma, çevrenin korunması gibi konular da yer almaya başladı.

1982 Anayasası tüm bu gelişmelerin dışında temel hak ve özgürlükleri bile baskılayan bir içeriğe sahip olduğu için yürürlüğe girdiği andan itibaren ülkemizin demokrasi güçleri tarafından değiştirilmeye çalışıldı. 177 maddeden oluşan yasakçı anayasanın, 1987 yılından başlayarak birçok maddesi değiştirildi. Özellikle siyasi haklar ve basın özgürlüğü vb konulardaki değişiklikler 1990’lı ve 2000’li yıllarda da devam etti.

Örneğin 1995 değişiklileri ile anayasanın başlangıç kısmında yer alan “kutsal devlet” kavramı kaldırıldı. Dernekler, sendikalar, siyasi partiler ve vakıflar arasındaki ortak hareket yasaklarına son verildi. Kamu görevlileri de sendika kurma hakkına sahip oldu.  Sonraki yıllarda da bazı değişiklikler yapıldı. Ancak, AKP döneminde bu yöndeki çalışmalar ve demokratik bir anayasa arayışı engellendi.

AKP döneminde anayasa ve düzen

Avrupa Birliği’ne uyum açısından göstermelik ve kısmi iyileştirmeler yapıldı. Ancak tüm bunlar uygulamaya yansıtılmadığı gibi AKP, parlamenter demokrasi yerine tüm yetkilerin tek kişide toplandığı otoriter yönetimi getirdi.

2002 yılında “İleri Demokrasi” vaadiyle iktidar olan AKP döneminde, ifade ve basın özgürlüğü, gösteri ve toplantı hakları baskı altına alındı ve Türkiye yarı özgür ülkeler sınıfından özgür olmayan ülkeler sınıfına düştü. AKP, ilk dönemlerinde göstermelik AB uyum yasaları ile toplumu oyalamaya başlamış; sonuçta yargıyı da kendine bağlayarak, demokrasinin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmış; on binlerce yurttaş hakkında davalar açarak, insanları haksız, hukuksuz biçimde cezalandırma yoluna gitmiştir. Fethullah Gülen ile ortaklık kuran AKP hükümeti; Balyoz, Ergenekon, Gezi davaları ile demokratik muhalefeti yok etmeye çalışmış, hak, hukuk ve adalet isteyen insanları haksız ve hukuksuz olarak cezalandırmaya çalışmıştır. Bu süreç kesintisiz olarak devam etmekte; örneğin Gezi Davası gibi davalarla bu zulüm sürmektedir.

Ülkede iç barışı ve temel insan haklarını yok eden AKP hükümeti, 2017 referandumu yoluyla tüm yetkileri tek kişide toplayan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adıyla otoriter bir rejimi resmileştirmiştir. Baskıcı bir “Yeni Sultanlık” yaratılmıştır. Bu sistemin, kuvvetler ayrılığının esas olduğu başkanlık ve yarı başkanlık sistemiyle bir ilgisinin olmadığı hukukçular ve siyaset bilimciler tarafından ortaya konulmuştur.

Tek kişinin otoriter yönetimiyle iddia ettiklerinin tam aksine, ülkemiz şahlanmamış; her alanda, demokraside, insan haklarında, ekonomide, eğitimde, sosyal adalette, ortak yaşamda, dış siyasette her alanda gerilemiştir. Toplum, AKP iktidarı döneminde bugüne kadar olmadığı kadar kutuplaştırılmıştır.

Kurtuluşun yolu

Bu sorunlardan kurtulmanın yolu, bir an önce tüm yetkilerin tek kişiye verildiği bu otoriter sisteme son vermektir. 2023 seçimleri bunun için büyük bir fırsattır.

Millet İttifakı’nın 22 Kasım’da topluma sunduğu yeni anayasa önerisinin unsurları, kurulacak çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi için kolaylaştırıcı bir çalışma olarak değerlendirilmeli ve ona sahip çıkılmalıdır. Kuşkusuz ki, bu tasarının daha da netleşmesi ve geliştirilmesi için örgütlü toplumun ve yurttaşların görüşlerinin de alınması gerekir.

Millet İttifakı, anayasa değişikliğinin amacını “Türkiye’de yönetimde keyfiliğe yol açan, anayasal hak ve hürriyetleri güvencesiz bırakan, hukuk devleti mekanizmalarının tamamını aşındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yürürlükten kaldırmak ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi sağlamak” olarak açıkladı. Bununla, sürekli gelişen ve güçlendirilmesi gereken bir demokrasi anlayışı ortaya konuldu. Elbette demokrasinin her zaman değişen koşullarına uygun olarak anayasanın da dönüştürülmesi önemlidir.

Millet İttifakı’nın yeni anayasa önerisinin belirli bölümleri şu anda kamuoyuna sunulmuş durumda. Yapılan açıklamalarda; sivil toplum kuruluşlarının, uzmanların, akademik dünyanın sendikaların ve birey olarak yurttaşların taslakla ilgili görüşlerinin alınacağı da belirtilmiş bulunuyor. Böylece önerinin daha da olgunlaşması ve geniş kesimler tarafından sahiplenilmesi de sağlanmış olacaktır. Bu çalışmaların bir an önce başlatılması gerekir.

Sonuçta son şeklini alan Millet İttifakı Anayasa Önerisi 2023 seçimlerinden sonra oluşacak TBMM’ye teklif olarak sunulacaktır. O nedenle, yeni TBMM’de çoğunluk olmak önemlidir. 2019 yerel seçimlerinde elde edilen tecrübelerden de yararlanarak, Haziran 2023 seçimlerinde de sandıklara sahip çıkılması gereklidir. Hukuksuzluklara izin verilmemesi için ciddi çalışmalar yapılmalıdır.

Tüm bunlar yapıldığında kazanan demokrasi olacak ve ülkemiz çağdaş uygarlık yolunda her bakımdan ilerleyebilecektir.