Reflection of blue sky, white clouds and trees in a glass ball in holding hand

Ercan Karakaş – Demokrasiye Geçişin Yolu

AKP 18 yıl önce demokrasi, hukuk, uzlaşma kültürüne dayalı siyaset iddiasıyla iktidar oldu. Programının önceliği olarak yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğini ilan etti. Diğer taraftan Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin devam ettirileceğine vurgu yaptı. AKP kurucuları partilerini, “muhafazakar demokrat” kimlikli bir parti olarak tanımladılar. Ancak siyasi İslam çizgisinde cemaatlerle ortaklık kurdular. Bu ortaklık FETÖ’nün darbe girişimine kadar sürdü.

18 yılın özeti; özgürlüklerde, ekonomide ve sosyal-kültürel alanlarda geriye gidişler oldu. Yeni Osmanlıcılık anlayışıyla tüm komşularla sorun yaşanmasını da buna ilave etmek gerekir.

AKP’nin büyük tahribatlarından birisi de, “uzlaşma kültürüne dayalı siyaset” yerine dost-düşman ayrımına dayalı bir siyaset gütmesi oldu. Toplumumuz hiçbir zaman bu süreçte olduğu kadar kutuplaştırılmamıştı. Sonuçta bu bilinçli ve ısrarlı kutuplaşma var olan eksikli demokrasi yerine, otoriter tek kişi yönetimine evrildi.

Cumhurbaşkanlığı Hükmet Sistemi denilen bu ucube sistemle, ekonomik-sosyal sorunların hızla çözüleceği, ülkenin “uçacağı” ileri sürüldü. TBMM’nin göstermelik hale düşürüldüğü, kuvvetler ayrılığının yok edildiği, kayırmacılığın, keyfi yönetim anlayışının kural haline geldiği bu ucube siyasal sistem, muhalefetin ileri sürdüğü gibi; var olan ekonomik, siyasal, kültürel sorunları daha da ağırlaştırdı. Gelir bölüşümündeki adaletsizliği, işsizliği, yoksulluğu arttırdı. Hayatı çekilmez hale getirdi. Bu süreçte iktidarla aynı fikirde olmayan insanlar haksız ve hukuksuz biçimde baskı gördüler, cezalandırıldılar. Anayasadaki hükme rağmen ifade, örgütlenme ve toplanma / gösteri özgürlükleri yok sayılmaya devam ediliyor.

Değişim ihtiyacı

Halk bu gidişe kitlesel tepkisini 31 Mart ve 23 Haziran İstanbul yerel seçimlerinde güçlü biçimde ortaya koydu. Başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere dinamik büyük kentlerdeki AKP yönetimlerine oylarıyla son verdi. Artık bu büyük kentler CHP’li başkanlarca yönetiliyor. Erdoğan’ın da zamanında söylediği gibi, İstanbul’u alanın Türkiye’yi alması doğaldır. Tüm eşitsiz koşullara ve baskılara rağmen muhalefetin belediye seçimlerini kazanması halka büyük umut verdi. O nedenle tek adam baskıcı rejimi CHP’li belediyeleri başarısız göstermek için hukuk dışı engellemelere başvuruyor.

İktidarın COVID-19 sürecindeki yanlış politikaları ekonomik krizi daha da büyüttü. Yoksulluk, işsizlik dayanılmaz boyutlara ulaştı. Tüm bunlar AKP rejiminin sonunun geldiğini gösteriyor. Zamanında ya da erken yapılacak olan ilk seçimde bunu göreceğiz.

Evet, şimdi görev başta CHP olmak üzere muhalefet partilerine ve demokrasi yanlısı tüm kesimlere düşüyor. Görevin ilk aşaması, hangi ilkelere dayalı olarak, nasıl bir parlamenter rejime geçileceğinin anlaşılır biçimde saptanması, içselleştirilmesi ve toplumun tüm kesimleriyle paylaşılması için sahaya inilmesi olmalıdır.

Gidişatın farkında olan başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP yönetimi, bir yandan toplumu ayrıştırmaya, muhalefeti şeytanlaştırmaya devam ederken; diğer yandan da hukukta, adalette, ekonomide yeni “reformlar” yapılacağını ileri sürüyor. Bu bir aldatmacadır. Geçmişte de örnekleri yaşandı. Demokrasiyi, hukuk devletini, sosyal hakları gerileten, yurttaşların kendilerini özgürce ifade etmelerini, basın özgürlüğünü ve muhalefetin eleştiri hakkını kısıtlayan düzenlemeler hep reform diye nitelenmişti. Oysa reform demek, insanların geçim koşullarını iyileştirecek, onları özgür kılacak, geleceklerini güvence altına alacak, gelir bölüşümündeki adaletsizliğe, kayırmacılığa ve her türlü yolsuzluğa son verecek ve de demokrasiyi derinleştirecek köklü değişiklerin yapılması demektir. Bu doğrultuda olmayan sözde düzenlemeler reform değil aldatmacadır.

Değişim umudu ve CHP’nin ikinci yüzyıla çağrısı

Neoliberal piyasa anlayışı ile tek kişi iradesine dayalı yönetim anlayışı ile mevcut sorunların üstesinden gelinmesi mümkün değildir. Bu sorunların çözümü için öncelikli mesele toplumsal hayatın her alanında demokrasiyi işleterek, tek kişinin iradesi yerine katılımcı demokratik süreçleri hayata geçirmesi gerekir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP 37. Kurultayı’nda vurguladığı husus budur. Hedef Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak olarak tarif edilmiş ve bunun ilk adımının otoriter tek kişi rejiminin yerine güçlendirilmiş parlamenter rejime geçiş olacağı vurgulanmıştır. Güçlendirilmiş vurgusu önemli. Çünkü anayasanın temel hükümlerine rağmen demokratik sistem önceleri de tam olarak hayata geçirilmemişti. İki yıl önce de AKP eliyle demokratik sistem tamamen yok edilmişti. Aslında AKP eliyle yapılan bir bakıma padişahlık geleneğini sürdürme çabasıydı.

CHP’nin yeni döneme ilişkin temel önerisi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken, yani 2023’de eksiksiz, güçlü bir parlamenter sistemi kurmaktır. Ve bunu, yani gerçek bir demokrasiyi savunan tüm parti ve kesimlerle birlikte yapmaktır. Millet İttifakı uygulamasını daha da büyütmek ve ilkelere dayalı hale getirmek ilk adım olmalıdır.

Türkiye için güçlü bir sosyal demokrasi

CHP tarafından ortaya konulan ve genelde siyaset bilimcileri ve kamuoyu oluşturucuları tarafından olumlu ve umut verici olarak değerlendirilen ve “sosyal devlet devletçiliği, aile sigortası / vatandaşlık geliri, stratejik planlama, karma ekonomi, çağdaş laik eğitim, toprağın ve çevrenin korunması, komşularla barış” gibi önerilerin ayrıntılı hale getirilmesi öneriliyor.

Aslında bu öneriler dünya sosyal demokrasisinin maalesef neoliberal rüzgara kapılarak, 3. Yol adıyla terk ettiği politikalardır. Sosyal demokrasi başarılı olduğu yıllarda hep liberal demokrasinin bireysel, siyasal özgürlüklerle sınırlı olduğu için ekonomik ve sosyal sorunları çözemeyeceğini ileri sürmüş ve demokrasinin sosyal ve ekonomik alanı da kapsamasını savunmuştu.

Yani demokrasiyi “zincirlerinden kopararak” bu alanlara da taşımıştı. Kuralsız ve denetimsiz liberalizm ve aynı doğrultudaki küreselleşmenin tahribatına son verecek olan şey yine, sosyal ekonomik alanı kapsayan katılımcı demokrasi anlayışının yerleşik hale getirilmesi olacaktır. Yoksulluğun olmadığı barışçı bir dünya ve Türkiye hayal değildir.        

*Ercan KARAKAŞ
SODEV Onursal Başkanı
ercan.karakas@hotmail.com