IMG-4029

Elmas Arus – Roman Grupları Korona Virüs Sürecinde Neler Yaşıyor?

Aralık 2019’dan beri tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını için bilim insanları, halk sağlığını koruma yolunda çeşitli tavsiyelerde bulunuyor; ülkeler salgının etkilerini hafifletmek için bir dizi önlem öneriyor. Ancak vu önlemlerin yoksul ve kırılgan gruplara yansıma olasılığı yeterince göz önünde bulundurulmuyor.

Virüsten korunmak, derin yoksulluk altında ezilen Romanların önceliği olamıyor. Virüsle mücadele edecek asgari koşullara sahip olmadıkları gibi, üç aydır hayatta kalmak için herkesten fazla mücadele ediyorlar. Romanların pek çoğu hurda toplayıcılığı, sokak satıcılığı, gündelik temizlik, inşaat işçiliği, mevsimlik tarım işçiliği gibi güvencesiz işlerde çalışıyor. Bir kısmı kamuya açık istirahat ve eğlence yerlerinde -yine güvencesiz bir şekilde- kimi zaman aylıklı, kimi zaman gündelikçi garson, bulaşıkçı, komi, müzisyen, seyyar satıcı gibi meslekler icra ederek kazanç sağlıyor. Yaptıkları işler hem güvencesiz, hem de kamu alanında icra edilmesini gerektiriyor. Sosyal izolasyon tedbirleri dolayısıyla zaten çoğunlukla günlük kazanç elde eden Romanlar, çalışamadıkları ve birikimleri olmadığı için çok zor durumda kaldı. Düne kadar bir bardak pirinci, bir kaşık yağı paylaşarak hayatta kalıyorlardı; ancak Covid-19 süreciyle birlikte yoksullukları derinleşti.

Romanların mevcut süreçte somut yaşam koşulları

Olağan zamanlarda elde ettikleri kazançlar bile hane halkının temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. En başta temel gıdaya erişmekte sıkıntı çekiyorlar; bağışıklık sistemini güçlendirecek şekilde beslenmeleri imkansız. Besin değeri yüksek gıdalardan ziyade, ucuz ve kalori değeri yüksek gıdalarla besleniyorlar. Örneğin kahvaltıda ekmeğe sürülmüş margarin, öğlen ucuz cips gibi hazır gıdalar, akşam ise makarna veya pilav yiyerek günü kurtarıyorlar.

Toplumun geneliyle karşılaştırdığında yaşadığı olumsuz koşullardan ve yetersiz beslenmeden dolayı esasen daha erken yaşlarda şeker, tansiyon gibi kronik hastalıklara yakalanmış oluyorlar. Pek çok hastalığı da maddi zorluklardan dolayı ilaçsız atlatmaya çalışıyorlar.

Öte taraftan yaşadıkları konutlar fiziksel açıdan yetersiz. Kalabalık ailelerden oluşan toplum, tek veya iki odalı hanelerde yaşamak zorunda. Bir kısmının evinin içinde tuvalet ve banyo yok, bir kısmı ise tuvalet ve banyoları komşu ailelerle paylaşıyor. Kiralarını, elektrik, su ve iletişim faturalarını ödemeleri de mümkün değil. Su ve elektrikleri kesilmiş evlerde yemek pişirme, el yıkama ve banyo yapma gibi -günlük yaşamda temel olmasının yanı sıra- COVİD-19 mücadelesinde merkezi olan ihtiyaçları yerine getiremiyorlar. Aynı zamanda, çocukların elektrik ve iletişim hizmetleri olmaksızın online eğitime erişmeleri de imkânsız.

Alınan tedbirler kapsamında sosyal yardımlara ulaşabilmeleri söz konusu. Fakat bu yardımlara hepsi ulaşamıyor. Toplumun büyük çoğunluğu okuryazar değil; bunun yanı sıra yardımlara başvurmanın çeşitli koşulları var. Örneğin bir arada yaşayan üç aile aynı adreste göründüğü için kısıtlı yardım gidiyor. Giden yardımların da çok yönlü ve ihtiyaca dönük olması gerekiyor. Bakliyattan oluşan gıda paketi veriliyor verilmesine de Romanların evinde tüp var mı, tüp varsa onu değiştirecek para var mı? Bunlar, ne yazık ki pek çoğunda yok.

Roman kadınların yükü daha da ağır

Roman kadınlar da, diğer kadınlar gibi, COVID-19’dan erkeklere oranla daha fazla etkilendi. Ailelerinin geçim derdinin ötesinde, ev işleri ve bakım yükü, uğradıkları aile içi şiddet daha da arttı. Diğer kadınlardan farklı olarak ise pek çoğu okuma yazma bilmediğinden, bilse bile eğitim düzeyi ilkokulu ötesinde olmadığından çocuklarını uzaktan eğitim sürecinde destekleyemiyorlar. Çocuklarının okuldan kopma riski artığından, bunun psikolojik yükü de Roman kadınının omuzlarına bindi. Kesik telefon ve internet hatları yüzünden, diğer kadınlar gibi çevrimiçi platformlarda sosyalleşme olanağı bulamıyorlar. Dolayısıyla daha ağır bir ruhsal etki ile karşı karşıya kalıyorlar.

COVID-19 süreciyle geçim kaynakları tükendiği için Romanlar, kendi kendilerine çözüm bulmaya çalışıyorlar.  Çaresizlik içinde, yaptıkları girişimler sonucunda şiddete maruz kalıyorlar. Örneğin gizli gizli hurda toplamaya gidenler, güvenlik güçleri tarafından dövülüyor. Geçtiğimiz günlerde Adana Kocavezir’de ikinci el kıyafet satmak için evinin önünde tezgah açan kadınlar, güvenlik güçleri tarafından darp edildi. Üstelik kadınlardan biri hamileydi.

Süreç içinde pek çok acı insan hikayesiyle karşılaştık. Hepsinde derin bir çaresizlik var. Bunlar saymakla tükenmiyor ve her geçen gün aralarına yenileri ekleniyor. Daha iyi bir gelecek yaratmak amacıyla birkaç ay önce borçlanarak berber dükkanını açan Mustafa, dükkanını kapatmak zorunda kaldı. Kirayı ödeyemediği için ev sahibiyle yaka paça olup çocuklarının gözü önünde onuru kırılan pek çok Ali, Serap, Gülseren, Hüseyin var. Satamadığı için çiçeklerini çöpe atan Ayşeler, Rızalar, Ramazan’da davul çalmak için büyükşehirlere gidip yol parası olmadığı için geri dönemeyen Abdullahlar, Veyseller var. Çocukları aç kalmasın diye sofradan aç kalkan kaç tane Necla, kaç tane Erdal var. Bunların her biri gerçek insan hikayesi, ne yazık ki.

Bu günleri nasıl atlatırlar?

Daha küçük yerleşim yerlerinde yaşayan Romanlar büyükşehirlerde yaşayanlarla karşılaştırıldığında, bunların süreçle daha iyi başa çıkabildiği görülüyor. Büyükşehirlerde yaşayanların yardımlara olan bağımlılığı daha fazla. Onlar, diğer yerlerde yaşayanların elindeki mekanizmalardan, kaynaklardan yoksunlar. Örneğin Güneydoğu’da yaşayan Roman grupların bazıları, daha önce göçebeyken kullandıkları mekanizmaları kullanarak hayata tutunuyorlar. Urfa’da ekmek yapmayı bilen, Hatay’da toprağını ekebilen, Kilis’te az malzemeyle yapılabilen geleneksel yemekleri bilen toplulukların salgın sürecinde daha güçlü oldukları görülüyor.

Süreçle başa çıkamayanlar için kamudan, belediyelerden ve dayanışma ağlarından gelen yardımlar hayati önem taşıyor. Bu yardımlar sayesinde sendeleyerek de olsa ayakta durabiliyorlar. Ancak, bazı yardımlar bireylerin mağduriyetini gözler önüne seren ve yardım vereni öne çıkaran şekilde, toplumun onurunu kıracak şekilde yapıldı. İki gıda kolisi için sosyal medyada kişilerin boy boy reklamı yapıldı. Bu yüzden Roman toplumu şimdi de yeni bir sorun ile karşı karşıya: Bugün karnı doyanın yarın onuru doyacak mı?

Romanlar bu zor günleri atlatmak için toplumun diğer kesimleri ile dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. Aslında bu sadece Romanların ihtiyacı değil. Hepimizin bu zor süreçte birbirimize kenetlenmesi, bir birimizin hayatlarını kolaylaştırmak için destek olması gerekiyor. Öncelikle sorunlarımızın, zorlukların farkında olmalıyız. Tabii bu, sadece vatandaşların dayanışmasıyla olacak bir şey değil. Özellikle kamunun politika geliştirmesi ve çeşitli önlemler alması gerekiyor.

Alınabilecek önlemler neler?

  • Sosyal yardımlar kapsamında COVİD-19 mücadelesi süresince bu yoksul kırılgan kesimlere düzenli nakit yardımında bulunulması;
  • Yoksul kesimlerin gıda temininde sorun yaşamaması için erzak desteği/sıcak yemek desteği sağlanması;
  • İçinde deterjan, sabun, kolonya, kağıt mendil gibi malzemelerin bulunduğu hijyen kitlerinin dağıtılması;
  • Su, elektrik, iletişim, doğal gaz faturalarının ödemesinin mücadele bitene kadar ertelenmesi ve ödemelerinin zamana yayılması;
  • Su, elektrik, iletişim, doğal gazı kesik olanlara ivedilikle su, elektrik, doğal gaz ve iletişim hizmetlerinin yeniden verilmesi;
  • Yoksul ve kırılgan kesimlerin ulaşabileceği mobil ve gezici sağlık hizmeti verilmesi;
  • COVİD-19 şüphesi gösteren evsizlere izolasyonda olabilecekleri, düzenli ve besleyici gıdalarla beslenebilecekleri, sağlık personel desteği olan mekanların tahsis edilmesi;
  • İlaç katkı paylarının COVİD-19 ile mücadele süresince kaldırılması;
  • Nüfus yoğunluğu oldukça yüksek olan bu mahallelerde düzenli aralıklarda dezenfeksiyon yapılması;
  • Mahallelerde sosyal yaşamın, dayanışmanın bir parçası olan kapı önü toplanmalarını bir süre bırakmaları konusunda bilgilendirme yapılması;
  • COVİD-19’dan korunma, salgının önlenmesine ilişkin kamu spotlarının düzenli olarak STK’lar ve toplum önderleri aracılığıyla yoksul kırılgan kesimlerin çevrelerinde yayılması;
  • COVİD-19 sonrasında eğitimden kopan Roman çocukları için telafi eğitimi planlanıp uygulanması;
  • İşini kaybetmiş ailelerin tekrar iş kurana kadar Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında değerlendirilmesi;
  • Okuryazar olmayan Romanlar için ivedi bir şekilde okuryazarlık kurslarının başlatılması;
  • Kırılgan yoksul kesimlerin, özellikle de gençlerin ve kadınların odağında olduğu yeni istihdam alanlarının acilen yaratılması:
  • Yoksulluk politikaları geliştirilmesi ve aynı zamanda bu politikaların uygulanabilirliği için toplulukların “yoksunlukları’’nın göz önünde bulundurulması.

*Elmas ARUS
Sıfır Ayrımcılık Derneği Başkanı
elmasarus@gmail.com