Ece Öztan – Sessiz İstifa, Genç Çalışan Yoksulluğu ve Umutsuzluğu Üzerine

Ece ÖZTAN
Siyaset Bilimi, Dr.,
ece.oztan@sodev.org.tr

“Sessiz istifa”, bir tiktok videosuyla yayılmaya başlayan bir akım olarak gündemimize girdi. Ama aslında yeni bir olgu değil. Sürekli çalışma, meşguliyet ve verimlilik kültürüne, uzun çalışma saatlerine karşı bir akım olarak dile geldi. Aslında “sessiz istifa” tanımlamasının hemen öncesinde pandeminin ilk dönemlerinde, “büyük istifa” (great resignation)  2021’de Çin’de sürekli rekabet ve aşırı çalışma kültürüne karşı yeni çalışan kuşaklarının başlattığı “tang ping” yani yatış hareketi de benzer bir isyan. Fakat tanımlamadaki “istifa” vurgusu, sanki iş yaşamına dair bir eksiklik, gerekenleri yapmama ya da yeterince çalışmama gibi algılanmasına sebep olabiliyor. Oysa tam tersine, gençlerin işlerin daha iyi gideceğine dair umutlarının azaldığı, endişelerinin arttığı bir dönemde yaşam önceliklerini değiştirmeleri ve değişim arayışlarının bir yansıması olarak da mümkün bu olguyu.

Deloitte’un, 2022 Y ve Z Kuşağı Araştırması[1] sonuçlarına göre Türkiye’de Z kuşağının %53’ü önlerindeki 1 yıl içerisinde sosyopolitik durumun %65’i de ekonomik durumun daha kötüye gideceğini düşünüyor. Benzer oranlar Y kuşağında da görülüyor. Y kuşağının %61’si sosyopolitik olarak, yine %67’si de ekonomik olarak herşeyin daha da kötüye gideceğini düşünüyor. Dahası hem ekeonomik  hem de sosyopolitik olarak durumun kötüye gideceğini düşünen gençlerin oranı bir yıl öncesine göre dikkat çekici bir şekilde artmış. Bu veriler küresel gençlik verilerinden de daha umutsuz bir tabloya işaret ediyor. Hem Y hem de Z kuşakları için hayat pahalılığı en çok endişe duydukları konu. Türkiye’deki Z kuşağının %62’si, Y kuşağının %66’sı ay sonunu zor getirdiğini dile getiriyor. Y ve Z kuşağı gençlerin %70’i rahat bir emeklilik geçirebileceğinden emin değil. Y ve Z kuşağı çalışanların yarısından fazlası her zaman veya zamanın büyük kısmında endişeli ya da stresli hissettiğini söylüyor. Yine bu oranlar global verilerden yüksek. Bu stres ve endişe faktörleri olarak ise uzun vadeli finansal gelecek ve günlük olarak finansal durum, ailevi ve kişisel ilişkiler, iş yükü ve mental sağlıkları hakkındaki endişeleri sıralıyorlar.  Toplumsal düzeyde ise, Z ve Y kuşakları eşitsizlikler konusunda büyük endişelere sahip, ülkelerindeki ekonomik durumun düzeleceğinden de umutlu değil.

Aşırı çalışma kültürü ve uzayan çalışma saatleri

Tekrar sessiz istifa meselesine dönersek, sessiz istifa iş yapmamak, işten kaçmak falan değil. Aşırı çalışmayı, tükenmişliği, mesai saatlerinin belirsizliği ve uzunluğuna karşı bir sınırlama ihtiyacı. Aslında çalışanların temel haklarına ilişkin hatırlatma. Emek örgütlenmelerinin temel mücadele alanlarına ilişkin bir mesele. Kuşkusuz; meselenin özellikle gençler tarafından sosyal medya kanalları aracılığıyla dile gelmesi kuşaklar arasındaki arasındaki ilişkilere ve değişimlere dair de bize bir şeyler söylüyor. Neoliberal politikaların emeğin haklarını aşındırması sonrasında yeni kuşakların gerek yaşamlarını bağımsız bir şekilde yürütecek maddi güçleri ne de bir emeklilik düşleri olabiliyor. Gençlerin sosyal ve finansal bağımsızlıklarının daha ileriki dönemlere ertelenmesi, emeklilik yaşının yükselmesi, yetişkinliğe geçiş süreçlerini farklılaştırıyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş; anne-babanın evini çalışmak için terk etmek, maddi olarak bağımsız olmak, bir eşin yanına taşınmak veya evlenmek ve çocuk sahibi olmak veya olmamak gibi bir dizi adımla tanımlanır. Günümüzde gençler, ebeveynlerinin evinde daha uzun süre kalmakta veya eve geri dönmelerine neden olabilecek güçlüklerle karşılaşmaktadır. Adeta çocukluktan çıkmalarına elvermeyen maddi bir gerçeklik içerisinde yaşıyorlar. Bağımsız hane kuramadıkları için ebeveynlerinin evlerinden ayrılamayan, bu nedenle uzun süreli ilişkilerine ebeveyn evlerinde kalmaya devam ederek devam eden “ayrı evlerde birarada olma formları” var. Bu formlar İngilizce “living apart together” (LAT) olarak adlandırılıyor. Bu tüm dünyada benzer bir eğilim. Örneğin Hırvatistan, Slovakya, İtalya gibi ülkelerde özellikle anne evinden ayrılamayan yetişkin erkekler, bağımsız bir hane kurmasalar da ayrı evde yaşadıkları uzun süreli partnerlik ilişkilerine yıllarca bu formda devam ediyorlar. İtalya’da 25-29 yaş grubunda bu türden ayrı evlerde uzun ilişkiler yürütenlerinin oranının %48 olduğu biliniyor mesela. 2019 yılında, AB ülkelerinin  tamamında ortalama olarak gençlerin, erkekler için 27,1 yaşına ve kadınlar için 25,2 yaşına kadar ebeveyn evinden ayrılmadıklarını göstermektedir. Avrupa İstatistik Ofisi’nin verilerinden de izlenebileceği üzere, 18-30 yaşındaki İtalyan erkeklerin % 80’inden fazlası ebeveynleriyle yaşıyor. Emeklilik yaşlarını yükselten, sosyal kazanımları aşındıran politikalar nesiller arasındaki bağımlılığı arttırmış görünüyor (Öztan, 2021). Önceki kuşaklarda emeklilik ikramiyesi ile bir güvence ve yatırım imkanı yaratılabiliyordu. Şu anda örneğin Türkiye’de ücretli çalışanlar açısından düşünüldüğünde, bunun imkansızlığı ortada. Çalışanların haklarındaki aşınmalar öyle bir noktaya ulaştı ki, önceki kuşaklar da gördüğümüz “çok çalışırsam, ileride”…ya da “sabredersem emeklilikte” tarzı bir motivasyonları da ortadan kaybolmuş görünüyor. Manpower-Group’un yaptığı bir araştırmaya göre Y kuşağı, önceki nesillere göre daha çok ve daha uzun süre çalışmak durumunda olduğunu biliyor, bu nedenle iş yaşamına bakışları farklılaşıyor.[2]  Dolayısıyla bu kuşaklar yaşamlarının “şimdi ve burada yaşadıkları şeyden” ibaret olduğunun belki de daha çok farkında. Bu nedenle aslında çalışma yaşamının değişimine ilişkin taleplerinde de bazı farklılıklar olabiliyor. Y kuşağı erkeklerinin yüzde 57’si ve kadınlarının yüzde 74’ü bir noktada çocuk yetiştirmek, yaşlı bir akrabalarına bakmak ya da eşlerine destek olmak için kariyerlerine ara vereceklerini düşünüyorlar. Her 10 Y kuşağından dördü dinlenme, seyahat veya tatil için önemli molalar vermeyi planlıyor. Hem kadın hem erkekler, eşlerini işinde desteklemek için izin alabileceklerini ifade ediyor Bu oranlar önceki nesillere göre hayli yüksek.

İş yaşam dengesinin gözetilmemesi, uzun çalışma saatleri, sürekli işte olma kültürü, özellikle kimi iş alanlarında dijital teknolojilerin işle bağlantıyı sürekli kurma baskısı yaratması çalışanların ve özellikle gençlerin daha iyi bir yaşam arayışlarının arka planını oluşturuyor. Bu nedenle sessiz istifa akımı, sadece genç emeğin değişen çalışma rejimlerine karşı itirazı olarak değil; değişen hane yapıları, demografik dönüşümler ve çalışan haklarındaki ağır tahribatlar bağlamında düşünülmelidir. 

Kaynakça

Deloitte Global 2022 Z ve Y Kuşağı Araştırması, https://www2.deloitte.com/tr/tr/pages/human-capital/articles/millennialsurvey-2022.html

Manpowergroup(2020), Millenial Careers:2020 Vision, https://www.manpowergroup.com/wps/wcm/connect/660ebf65-144c-489e-975c-9f838294c237/MillennialsPaper1_2020Vision_lo.pdf?MOD=AJPERES

Öztan, Ece(2021), “‘Başkalaşan’ Yaşam Formları: Haneler, Aileler ve Çeşitlilik”, Başka Aileler Vardır Çalıştayı, 3-4 Nisan 2021, s. 161-170.


[1] https://www2.deloitte.com/tr/tr/pages/human-capital/articles/millennialsurvey-2022.html

[2]  https://www.manpowergroup.com/wps/wcm/connect/660ebf65-144c-489e-975c-9f838294c237/MillennialsPaper1_2020Vision_lo.pdf?MOD=AJPERES