world_digitalactivist_16x9

Bülent Kılınç – Bilgi Teknolojileri ve Yeni Bir Siyaset Dili

IMG-20151222-WA0000 7 Haziran Genel Seçimi öncesinde milletvekilliği adaylığı için gerçekleştirilen ön seçim, yıllardır uygulanmayan parti içi ön seçim sürecini yeniden gündeme getirmişti. Geçtiğimiz günlerde ise CHP içerisinde bir dizi kongre süreci gerçekleştirerek, karar mekanizmalarında etkin olacak yöneticiler belirlendi. Ön seçim, bir yandan parti örgütünde dinamik ve etkin bir süreci başlatmış, diğer yandan da parti üyelerine büyük bir sorumluluk yüklemişti. Peki yapılmış olan ön seçim ve kongre süreci, sosyal demokrasi düşüncesinin büyük ve tarihi partisi CHP’yi nereye getirdi? Partide aday, seçmen, üye ve örgüt ilişkileri hangi düzeyde seyretti? CHP; eşitlik, adalet, demokratik yarış ve siyasi etik açısından çağdaş bir sosyal demokrat parti örgütlenmesinin ve işleyişinin neresinde?

Hemen şunu söylemeliyiz ki partimizin yönetici mevkilerinde yer almak için yapılacak başvurularda ve yarışlarda izlenmesi gereken temel esaslar henüz tamamıyla saptanmamıştır. Kongre süreçlerinde ve ön seçimlerde parti içi aday belirleme, başvuru ilkeleri, zaman yönetimi ve seçim metodunun sağlıklı bir şekilde saptanması çağdaş bir sol partinin temel koşulları olmalıdır. Geride bıraktığımız günler, ön seçim ve kongre süreçlerinin, partimizdeki değişim, dönüşüm, eşitlik ve siyasi etik açısından ne yazık ki istenen düzeyde işletilemediğini gösterdi.

Hepimiz, bir aday adayı, bir parti görevlisi -veya sorumluluklarının bilincinde bir üye olarak- ön seçim sürecini yakından gözlemledik. Aday adayları kendilerini seçmenlere tanıtacak mecralara, olanaklara ihtiyaç duydular. Yıllarca işletilmeyen önseçim süreci parti yöneticilerimizi hazırlıksız yakaladı. Zira önseçime ilişkin temel esaslar ve sürecin sağlıklı işlemesine ilişkin düzenlemeler yapılamamış, bu konuda geçmişten de köklü bir miras devir alınmamıştı. Parti üyeleri ise, tüm bu karmaşada, ya aday adaylarının sosyal medyadaki kişisel hesaplarından ya da çevre kirliliği yaratan broşürlerinden veya düğün salonlarında beş dakika ile sınırlandırılmış birbirine benzer konuşmalarından gelecekteki yöneticilerini tanımaya ve seçmeye çalıştılar.

CHP’ye dönük öneriler

Peki nasıl yapmalıyız ki, CHP’de ki parti içi seçme–seçilme ilişkisi daha gelişmiş bir anlayışa evrilsin?

CHP, tarihsel olarak, bu toprakların aydın ve ilerici damarının 20. yüzyılda vücut bulmuş halidir. Bu misyonu günümüze dek taşımıştır ve gelecekte de taşıyacaktır. CHP’nin anti emperyalist, bağımsızlıkçı, cumhuriyet kurucu ve ilerici misyonu ile beraber, evrensel sol – sosyal demokrat değerleri kendine rehber edinmiş özgürlükçü ve sol bir değişim çizgisi, bugün partimizin ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu temel bir çizgidir.

CHP içerisinde örgütsel alanda bir yenilenme, parti içi demokrasinin daha da güçlendirilmesi, hukuk ve tüzük üstünlüğünün kurumsallaştırılması ve bunların hepsini de kapsayan yeni bir siyaset anlayışı ve iletişim dilinin sağlanması kaçınılmaz bir gerçekliktir.

CHP’nin iktidar hedefinin, parti içi seçme–seçilme ilişkisinin düzenlenmesi, yeniden yapılanma ve örgütsel yenilenme olmaksızın tatlı bir rüyanın ötesine geçemeyeceği herkes tarafından kabul edilmektedir. Uçurumun kıyısına gelmiş ülkemizi bu tehlikeli gidişten kurtarabilecek tek ve bekli de en önemli güç yeni ve çağdaş bir parti örgütlenmesinin CHP’de hayata geçirilmesi ve iktidar mücadelesinin bu güç ile yapılmasıdır. Bütün bu değişim, dönüşüm ve yeniden yapılanmalar, teknolojinin ve çağdaş dünyanın araçları ile dijital sinir sisteminde ve düşünce hızında gerçekleşebilir. İlk yapılması gereken, parti içi demokrasinin kurumsallaştırılmasıdır. İdeolojik ve programatik yönelimlerin, ekonomik faydalanma ve siyasal katılım açısından halkın çoğunluğu yararına oluşturulması da bir sonraki aşama olmalıdır.

“Tarihte iktidarla ilgili işlemler her zaman seçim yoluyla olmuyordu: Geleneksel şef çoğu zaman kuvvet, hile ya da büyü yolu ile kendini kabul ettiriyordu……Seçim olayı esas olarak, yöneticilerin yönetilenlerce belirlenmesini sağlayan bir işlemler, hukuki eylemler ve araçlar bütünü olarak tanımlanabilir. Bu nedenle siyasal hukukun çok özel bir alanı ile ilgilidir. Bu siyasal hukuk yurttaşın niteliğini belirlemeye çeşitli türden seçimleri birbirinden ayırmaya, seçimin cereyan edişini düzenlemeye yönelik kurallar bütününden oluşur. Bu kurallar zaman ve mekan içinde değişir, çünkü söz konusu kurallar bu kuralları uygulayan siyasal rejimlerin derin doğasının bir yansımasıdır. Bu kuralların sentezini yapmak zordur. Kuralların tümünün temsilciler seçiminde mükemmeliyet sağladığını düşünmek saflık olur. Aksine seçim işlemi, karşıt güç ve ideolojiler arasında bir dizi uzlaşmanın bileşkesidir. Kısa vadeli bir perspektif ile bakılırsa veya ilkesel olarak bu ideolojiler ve güçler seçim olayına bir anlam, önem ve özellik kazandırmaya çalışır. Seçim hukuku bu uzlaşmaların sık sık değişen biçimlerini kaydeder.

‘’Çağdaş demokrat anlayış partilerde ve her türlü örgütlenmelerde tek bir kişiye bağımlılığı, liderin kurtarıcı olarak ortaya çıkmasını reddediyor. Bunu kişiyi yabancılaştıran bir süreç olarak görüyor. Sosyal demokrasinin şaşmaz pusulası olan evrensel değerleri, eşitlik-özgürlük-dayanışma ile insana ve emeğe öncelik veren yaklaşımı partinin iç çalışmalarında da yol gösterici oluyor.

Bireyin özgür iradesini eşit gören tüm çalışmalarına üyelerin etkin katılımını sağlayan örgüt yapıları ve örgüt içi demokrasi giderek gelişiyor. Demokrasiyi sürekli bir biçimde derinleştirmek ve yaşam biçimine dönüştürmek isteyen sol bir partinin bunu öncelikle kendi içinde uygulaması, inandırıcılığının bir ölçütü olmaktadır.’’

Siyasal süreçlerin dijital yoldan düzenlenmesi

Dünyanın en büyük kişisel bilgisayar yazılım üreticisi Microsoft’un kurucusu ve bilgi çağının öncülerinden olan Bill Gates,1999 yılında, gelişen teknolojinin ve entegre bilgi sistemlerinin kurumları nasıl başarıya götüreceğini anlattığı ’’Dijital sinir sistemiyle düşünce hızında çalışmak’’ adlı çok satan kitabında aslında toplumun nasıl dönüşeceğini-dönüştürüleceğini anlatıyordu: ‘’Dijital çağda ‘’bağlanabilirlik’’ sadece iki ya da daha fazla insanın ilişkiye sokulmasından çok daha geniş bir anlam taşıyor. İnternet bilgi paylaşımı işbirliği ve ticaret için yeni bir evrensel alan yaratıyor. Buna ek olarak bilgileri bulma ve ortak ilgi alanları olan kişileri bir araya getirebilme yeteneği de yepyeni bir olgudur… 2000’li yıllar hız yılları olacaktır. İşin niteliklerinin değişme hızının ve bilgiye erişimin, tüketicilerin yaşam tarzını ve beklentilerini değiştirme hızının konu olacağı yıllar…’’

Günümüzde bilim ve teknolojideki atılımlar yerleşik kalıpları yerle bir etmekle birlikte insanlığı yepyeni düzlemlere taşımakta ve hayatımızı kökünden değiştirmektedir. Artık bilgisayarlar, internet uygulamaları ile birlikte sadece masa üstünde değil, hepimizin günlük yaşamında farkında olduğumuz ya da olmadığımız birçok noktada mevcuttur. Kısacası Bill Gates önceki yıllardan günümüz dünyasının net bir fotoğrafını çekmeyi başarmıştır.

21. yüzyılda hız kazanan teknolojik yenilikler, ekonomik, endüstriyel, politik ve diğer alanlarda yeni uygulamalar getirmekte ve bu yeni teknolojiye sahip ülkelere büyük üstünlük sağlamaktadır. Verimlilik, hayat standardı ve haberleşmenin alt yapısını oluşturan bu teknolojik gelişmeler, toplumsal ilişkilerde gizli olan yeni ihtiyaçları da ortaya çıkarmaktadır. Bilgi teknolojileri, devasa veri yığınlarını veri tabanı yönetim sistemlerinde saklamakta, sorgulamakta ve işlemektedir. Değişik veriler, veri ağları sayesinde birbirleri ile paylaşım yapabilmekte ve beraberce çalışabilmektedirler.

İletişim teknolojilerinin dünyayı sarması fikir, ideoloji, kültür ve söylemlerin birbirleriyle karşılaşmasını ve etkileşime girmesini beraberinde getirdi. Bu etkileşim ortamında geleneksel siyasi ve kültürel yapılar yerini bambaşka birlikteliklere bıraktı ve yeni örgütlenme biçimleri yarattı. İletişim teknolojilerindeki son gelişmelerle birlikte sosyal ağların oluşumu ve yeni medya ortamlarının gelişmesi bizleri Facebook, Twitter, YouTube vb. birçok mecra ile yüz yüze getirdi. Bu, tek cümle ile, hiç durmaksızın mükemmelleşen bilgi ve iletişim olanaklarının kişisel hayatımızı da ele geçirmesiydi. Gelişen iletişim teknolojileri günümüzde bir takım siyasal ve toplumsal sonuçlara da yol açtı. Arap Baharı ve Gezi Direnişi ileri iletişim olanaklarının etkin bir şekilde kullanıldığı toplumsal olaylar olarak hafızamızda yer aldı.

Hayatın her alanını derinden etkileyen ve değiştiren bilgi ve iletişim teknolojileri, siyasi hayatımıza yön veren uygulamaları da yeniden düzenleyip mükemmelleştiremez mi?

Günümüzde yeni bir siyaset dilinin oluşturulması, siyasi ilişkilere daha kapsayıcı ve çok yönlü bir bakış açısını gerektiriyor. Bu bakış açılarından belki de en önemlisi; bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, değişen toplumsal yapılarla birlikte siyaset hayatını yeniden düzenleyecek olmasıdır.

‘’Bilgi ve iletişim teknolojilerinin en üst düzeyde kullanıldığı ülkelerde Elektronik Dönüşüm kavramı; mevcut kültürün, herhangi bir iş modelinin, ürün ve hizmetlerin, çalışan, vatandaş vb. diğer tüm sosyal katmanlar yararına bir bütünlük içerisinde değiştirilmesi anlamına gelir.

Teknolojik ve sosyal gelişmeler geleneksel devlet örgütlenmesinin yetersizliğini ortaya çıkarmıştır. Devleti oluşturan insanların birey olarak varoluşlarının değişmesi, insan hak ve özgürlüklerinin gelişmesi talebi, yığınları yönetmeye alışmış devletin bireylere önem verme zorunluluğunun ortaya çıkması, demokrasi kavramının sadece çoğunluğun hakkı olması yerine bireylerin ve azınlıkların da hakkı olabileceği şeklinde zenginleşmesi gibi nedenlerle devletin yeni yapılanma enstrümanları ve e-devlet örgütlenmesi ortaya çıkabilmektedir.’’

E-parti mi?

Türkiye’de elektronik dönüşüm sürecinde e-devletin e-adalet ayağını oluşturan Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) başarı ile işletilmekte ve gün geçtikçe geliştirilmektedir. Böylelikle Adalet teşkilatının merkez ve taşra birimleri arasında yargı birimlerinin iş süreçleri hızlanmış, güvenilirlik artmış ve çağdaş bir bilgi sistemine geçiş sağlanmıştır. Böyle hassas ve büyük bir alanda, ulusal yargı ağı içinde dijital sinir sisteminde düşünce hızıyla çalışan ve başarılı olan e-devlet, neden partiler ve sivil toplum kuruluşları için de seçme seçilme sürecini hızlı ve güvenilir bir şekilde düzenlemesin? Neden yakın bir gelecekte ülke içinde, tüm sayım ve seçim süreçleri elektronik ortamlarda gerçekleşmesin? Eğer devlet bu alanda bir hizmet üretmek istemiyorsa da neden partimiz intranet sistemi ile parti içi iletişim olanaklarını geliştirerek seçme-seçilme sürecinin temel esaslarını kurmasın? Örneğin parti üyeliği statüsü, parti içi intranet sisteminde herkese kişisel bir hesap hakkı verebilir. Tıpkı Facebook ve İnstagram hesapları gibi… Üyenin tüm üyelik süreci başından sonuna kadar kayıtlara geçebilir. Üyelik tarihi, sorumluluk alanları, yapmış olduğu görevler, partimizin bilim, kültür ve fikir dünyasına yapmış olduğu entelektüel katkılar, adaylık süreçleri, partimizin önemli dönemeçlerindeki, siyasi, sosyal ve kültürel yol ayrımlarındaki ana akım tercihleri… Örneğin devletin ekonomi içerisindeki kapsama alanına ilişkin düşünceleri, milliyetçilik olgusuna bakış açısı, seküler bir hayatın neresinde olduğu ya da ülkemizin en yakıcı sorunları olan iç ve dış barışın nasıl sağlanacağına ilişkin almış olduğu tutumlar vermiş olduğu kararlar ve düşünsel gelişimleri…

Günümüz dünyasında ömür boyu yaşayacağı eşlerini bile iletişim teknolojileri sayesinde internet ortamında seçen milyonlar varken, insanlar neden birkaç yıllığına yöneticilerini bu teknolojik araçlar, gelişmiş metodlar, yepyeni siyasi etik ve hukuki esaslarla seçmesin? Diğer yandan parti içi eğitim olanaklarının interaktif modüller ve konferans sistemleri ile geliştirilmesi, üye ve yöneticilerin karşılıklı etkileşimlerinin en üst noktada kesintisiz sağlanması daha bilimsel ve daha örgütlü bir yapıyı karşımıza çıkartmaz mı?

Evlilik ve partner bulma sitelerinde sayıları milyonları bulan üyeler, seçme-seçilme sürecini yaşarken kendilerini en güzel şekilde ifade edebiliyorlar, yapmış oldukları sınıflandırmalar, beklentiler ve kategoriler tüm bu sürecin iletişim olanaklarını artırıp hız kazandırıyor. Şimdi tekrar parti içi ön seçim sürecini hatırladığımızda neden olmasın? Üyeleri milyonları bulan kitle partileri hem de sosyal demokrat bir parti için bunu gerçekleştirmek ekonomik ve teknik olarak ne kadar güç olabilir ki? Teknolojinin olanaklarından yararlanarak oluşturulan çağdaş bir parti örgütü, demokratik yarış, eşitlik adalet ve siyasi etik açısından partimizde, ekonomik faydalanma ve siyasal katılım anlamında da ülkemizde, halkın çoğunluğu yararına, büyük bir devrimi gerçekleştirebilir.

İleri teknolojik araçların CHP’de parti içi iletişime ve seçme- seçilme sürecine yapacağı devrim niteliğindeki katkıyı önemsemeyen yöneticilerimize; 1895 yılında ‘’Havadan daha ağır makinelerin uçması olanaksızdır’’ diyen İngiliz Kraliyet Kurumu Başkanı fizikçi ve matematikçi William Thomson’un, 1911 yılında ‘’Uçaklar ilgi çekici oyuncaklar, ancak hiçbir askeri dayanakları yok” diyen Fransız Askeri stratejisti ve 1. Dünya Savaşı komutanı Mareşal Ferdinand Foch’un içine düştükleri durumu hatırlatmak isterim.

Daha bilimsel ve örgütlü bir şekilde planlanmış, sağlıklı ve bilinçli üyelere dayalı bir CHP önce parti içinde sonra da ülkemizde ihtiyaç duyduğumuz ekonomik, sosyal ve kültürel politikaları hayata geçirerek demokratik bir kamuoyunun yaratılması yolunda siyasi bir değişimin lokomotifi olacaktır. Bilgi teknolojilerini kullanan bir CHP, adeta antik Yunan’ın Atina Meydanı’nda toplanıp doğrudan demokrasi uygulamalarıyla başlatmış oldukları katılımcı anlayışı, ileri iletişim olanakları sayesinde dijital meydanlarda sağlayarak 21. yüzyıla taşıyabilir. CHP, çağdaş dünyada, parti içinde ve ülke genelinde insanların kendi geleceklerine kendilerinin karar vermelerini, dijital sinir sistemi ile düşünce hızında gerçekleştirebilir.

Siyasi kişiler, kurumlar ve seçmenler arasındaki siyasal iletişimin mükemmelleşmesi önce parti içi sonra da tüm ülkede siyasi iletişimin mükemmelleşmesi anlamına gelecektir. Bu da daha sağlıklı bir siyaseti hem parti içinde hem de ülke genelinde olanaklı hale getirecektir. Bilgi teknolojilerini kullanarak parti içi seçme-seçilme ilişkilerini düzenleyen, örgütsel yenilenmeyi ve yeniden yapılanmayı sağlayan bir CHP, iktidar hedefine daha kolay ulaşabilir.

*Bülent KILINÇ
Ekonomist
bkilincb@yahoo.com