si (1)

Aydın Cıngı – Sol, İlerici İttifak, Sosyalist Enternasyonal ve İstanbul Toplantısı

aydin cingi as

 

 

 

 

 

Sol, insana iyimser bir yaklaşımın ürünüdür. Tarihsel perspektiften baktığımızda Sol, “değişim” demek; çalışan lehine yani toplumun geniş katmanlarının yaşam koşullarının iyileşmesine dönük bir değişim demektir. Sağ ise geleneksel yapıyı, hiyerarşik düzeni koruyan bir anlayış bütünüdür.

Sağ ile Sol’un temel farkı

Sağcı, insan doğasına güvenmez; ona karşı kötümser bir bakış benimser. Nitekim sağın ekonomik düzeni olan kapitalizm, insanın yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda davranacağı ve bu düzenin, kişisel çıkarların toplamının toplumun bütününe de yarar sağlayabileceği varsayımı üzerine kuruludur. Esasen sağ temelde şöyle düşünür: “Bir ilahi düzen var, bir doğal gidiş var. Bu çerçevede kendiliğinden oluşan hiyerarşik yapıyı insanların bozucu eğilimlerinden korumalıyım”.

Solcu, insana güvenir ve der ki: “Mevcut düzen yapay bir düzendir; eşitsizdir ve insan doğasına yabancı ve zararlı yönleri vardır. Verili düzeni, insanların mutluluğunu esas alarak değiştirmeliyim”. Nitekim insanın, topluma “verebildiği kadar vermesi” ve ondan “gereksindiği kadar alması” ilkesi, geçen yüzyıllarda solun insan doğasına iyimser bakışını simgeler.
Artık çağımızda en tutucu sağ bile hiyerarşik düzeni savunmaz; “değişim olmasın” diyemez. Değişim talep etmekten artık sağ da geri duramaz ve iktidara gelince bazı şeyleri değiştirir. Ama sol ile arasındaki fark şudur: Sağ, toplumu olsa olsa göstermelik bir değişime tabi tutar. Sol ise daha çok, daha hızlı ve daha kökten değişim talep eder. Solun özelliği budur. Hiçbir şey “gerçekten” değişmeyecekse veya her şey belli belirsiz dokunuşlarla olduğu biçimde sürüp gidecekse, sağ zaten hep oradadır ve hazırdır. Yolu göstermesi, başı çekmesi gereken soldur. Esasen son on yılların Avrupa’sında bu böyle olamadığı içindir ki sosyal demokratlar yenilgiye uğrayıp durmuşlar, bugün Fransa’da olduğu gibi, iktidara tırmanabilenler de ilk seçimlerden kayıplı çıkmaya aday hale gelmişlerdir. Sol, başarısız olduğu yerlerde, rolünü yeterince etkin biçimde oynayamadığı için başarısızdır.

Aslında solun veya sosyal demokrasinin sosyoekonomik ve kültürel performansını, seçim başarılarının ötesinde, başka bir perspektiften değerlendirmeliyiz. Geçmiş yüzyıllarda “sol”, en değişmez sanılan yapıları ve ölçüleri yerinden kımıldatmıştır. Özünde “değişmezliği ve eşitsizliği savunan sağ” da, günümüzde toplumların tercihine ancak bir ölçüde değişmek ve değiştirmek zorunda kalarak kavuşabiliyor. Toplam ilerleme; toplumlara değişimi, özgürlüğü, eşitliği ve “dayanışmayı” öneren ve bu anlayışını “sağ”a da empoze eden “sol” sayesinde gerçekleşmiştir.

Sol dayanışma, Sosyalist Enternasyonal ve İlerici İttifak

“Dayanışma” solun ve sosyal demokrasinin temel kavramlarındandır. Solcu dayanışması, geçmişten beri ulusal birimlerle sınırla kalmamış; uluslararası düzleme yayılmıştır. Nitekim kökeni 19. yüzyıla dayanan, ancak dünya savaşları yüzünden kesintiye uğramış olan uluslararası emekçi dayanışmasının “evrimci” kolu, 1951’de Sosyalist Enternasyonal adı altında yeniden kurulmuştur. Bugüne değin varlığını sürdüren Sosyalist Enternasyonal’in şu andaki Başkanı, eski Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’dur.

Sol değişmezliklerden hoşlanmaz. Nitekim temel felsefesi bir buçuk yüzyıldır yürürlükte olup bugünkü varlığı da yarım yüzyılı epey aşkın bir süredir devam eden Sosyalist Enternasyonal içinde de son yıllarda bazı anlaşmazlıklar belirdi. Bazı Avrupalı sosyalistler ve sosyal demokratlar, Sosyalist Enternasyonal’in bir süredir hantallaştığını ve işlevini yerine getiremez hale düştüğünü öne sürüyorlardı. Gerçekten de Sosyalist Enternasyonal’in, son dönemde, “atılım” diye nitelenebilecek hiçbir yaratıcı görüş üretemediği açıktı. Öte yandan bu kurumun, despotik rejimleri temsil eden veya bunları destekleyen bazı Afrika ve Latin Amerika partilerini de bünyesinde barındırdığı biliniyordu.

Yeni ve farklı bir “ilerici, demokrat, sosyal demokrat ve işçi partileri” birliği girişimini tetikleyen ilk jest, SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) Genel Başkanı Sigmar Gabriel’in 2012 Sosyalist Enternasyonal ödentisini ödemeyi reddetmesi oldu. Çoğu Sosyalist Enternasyonal üyesi 42 partinin katılımıyla 2012 sonunda Roma’da gelişen süreç, 22 Mayıs 2013 Leipzig toplantısıyla somut bir sonuca ulaştı. Bu tarihten itibaren Avrupa’nın SPD ve PS (Fransız Sosyalist Partisi) gibi en önemli sosyal demokrat partilerinin de katıldığı İlerici İttifak (Progressive Alliance) ortaya çıktı. Kendini “21. yüzyılın ilerici güçleri için bir ortaklık” olarak niteleyen İlerici İttifak, temel değerlerini “dayanışma, adalet, özgürlük” olarak tanımlıyor.

Sosyalist Enternasyonal’in İstanbul toplantısı

Bu gelişmeler sol partilerin mevcut en büyük uluslararası örgütü olan Sosyalist Enternasyonal’in önemini kuşkusuz azaltmıyor. CHP’nin de üyesi olduğu bu kurum 2013 toplantısını, 11-12 Kasım tarihlerinde İstanbul’da, CHP’nin ev sahipliğinde yaptı. Bu toplantının başarılı geçmiş olduğunu umuyoruz. Önümüzdeki günlerde ayrıntılı açıklamaları göreceğiz; ancak bugün için daha fazla görüş belirtme olanağı bulamıyoruz, çünkü toplantıya katılamadık. Oysa orada olmamız uygun düşebilirdi. Okura bu konuda da biraz bilgi sunmak yararlı olabilir.

SODEV, bilindiği üzere, CHP’den bağımsız ama ülke sosyal demokrasisinin ve CHP’nin uluslararası düzlemde tanıtımı yolunda yıllardır çaba göstermiş bir sosyal demokrat sivil toplum kuruluşudur. Esasen çağdaş sosyal demokrat partilerin, güçlerini bir ölçüde de kendilerini destekleyen sivil toplum kuruluşlarından aldıkları malumdur. Geçtiğimiz yıllarda AKP’nin içteki ve dıştaki “borazanları”, CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den ihraç edilmesi için kulis yapıyorlardı. Bu anlamsız ama belirli ölçüde de etkili taleplerin yoğunlaştığı zor dönemlerde, ülke gerçeklerinin yurt dışındaki partnerlerimize tanıtılması konusunda SODEV’in belirleyici çabaları olmuş; sağlanan kişisel temaslar bu yönde olumlu gelişmelere yol açmıştı.

Öte yandan SODEV, sosyal demokrat sivil toplumun AB bünyesindeki şemsiye örgütü olan FEPS’in 2011’den bu yana gözlemci üyesi olup son yıllarda değişik düzeylerdeki uluslararası toplantılarda temsil edilmiştir. Hal böyle iken, Sosyalist Enternasyonal’in İstanbul toplantısına SODEV’den hiç bir görevlinin davet edilmemiş olması şaşırtıcı ve üzücü olmuştur. Yukarıda da açıkladığım tarihsel gerekçeler, Sol’u Sağ’a göre daha az soğuk ve hoyrat, daha duyarlı bir akım olarak geliştirmiştir. Dolayısıyla CHP’den de solun bu genel yapısına uygun davranması beklenir.

Bizlerin, Sosyalist Enternasyonal’e katılarak yapacağımız temaslarla ülke sosyal demokrasisi lehine sağlayabileceğimiz somut yararlar bir yana, yurtdışından gelmiş ve bizleri tanıyan katılımcı dostlarımızın, bu önemli toplantıda hazır bulunmamamızı bizim kişisel umursamazlığımız olarak yorumlamış olmaları mümkündür. Zira bu dostların, sosyal demokrat sivil toplum kuruluşlarından hiç kimsenin bilerek davet edilmemiş olmasına kesinlikle ihtimal vermeyecekleri açıktır. Bundan böyle CHP’nin, gereksindiğinde en yakınında bulabildiği kurum ve kişileri bu ölçüde gözden kaçırmayacağını, kendisine siyasal getiri sağlama potansiyeli olan toplantılara katılım konusunda en azından “meritokratik” yani liyakate dayalı ölçütleri esas alacağını ummak isteriz.

*Aydın Cıngı, Siyaset Bilimci,
acingisdv@gmail.com