Öğretim Üyesi
bahri@sabanciuniv.edu
Baden-Württemberg eyaletindeki sarsıcı seçim yenilgisinin ardından SPD, kalesi sayılan Rheinland-Pfalz eyaletinde de iktidarı kaybetti. Seçim sonuçlarına göre, Sosyal Demokratlar 35 yılın ardından son kalelerinden birini daha kaybetmekle kalmıyor, eyalet tarihindeki en kötü sonucu da elde ediyordu. Parti giderek daha derin bir krize sürükleniyor ve bu durum Berlin’deki federal koalisyon hükümetini de etkilemeğe başladı. Seçimin yapıldığı 22 Mart akşamı sonrasında, parti içinde ve kamuoyunda SPD’nin geleceğine ilişkin yoğun bir tartışma başladı.
Rheinland-Pfalz’da, CDU (%31) oy oranı ile 35 yıl sonra SPD’nin yerine Mainz’da iktidar partisi oldu. SPD (%25.9) oy oranı ile şimdiye kadarki en düşük seçim sonucunu aldı. AfD, %19.5 oy oranı ile eyalet meclisinin üçüncü en güçlü partisi oldu. AfD, batı eyaletlerinde şimdiye kadarki en yüksek oy oranını elde etti ve 2021’deki oylarının iki katından fazlasını aldı.
9 Mart 2026 tarihinde Baden-Württemberg’de açıklanan seçim sonuçlarına göre Yeşiller %30,2, CDU %29,7, AfD %18,8 ve SPD %5,5 oy aldılar. SPD, 157 sandelyalı eyalet meclisinde sadece 10 sandalye alabildi ve SPD için bir başka hüsranla biten bir eyalet seçimi oldu.
Öte yandan, 23 Şubat 2025 tarihinde 21. Alman Federal Meclisi seçimi yapılmıştı. CDU, %22,6 oy oranıyla ikinci sıradaki AfD’nin önüne geçti; AfD ise %20,8 oy aldı. Onları SPD (%16,4), Yeşiller (%11,6), Die Linke (%8,8) ve CSU (%6,0) izledi.. Bu, SPD’nin 1949 yılndan bu yana genel seçimlerde aldığı en düşük oy oranıdır. Bu sonuçların en üzücü tarafı, SPD’nin CDU ve AfD nin arkasından üçünçü parti olarak parlementoya girmesidir. İkincisi de, bir önceki dönemde SPD’nin Olaf Scholz’nin başkanılığındaki koalisyon hükümetinin sona ermesi ve şimdi de, CDU ‘nun yönetiminde koalisyona ortak partner olarak katılmasıdır.
Diğer beklenmeyen bir sonuç da, Münih Belediye başkanlığı ikinci tur seçimlerinde, Yeşiller Partisi adayı Dominik Krause’nin oyların yüzde 56,4’ünü alması oldu. Dieter Reiter (SPD) ise, oyların yüzde 43,6’sını elde etti. Bunun sonucunda, SPD, uzun yıllar kalesi durumunda olan Münih’de yenilgiye uğradı. Kısacası, son genel ve eyalet seçimleri bize, Almanya’da CDU ve AfD’nin yükselişte olduğunu ve SPD’nin ise düşüşte olduğunu göstermektedir.
Bu yıl içersinde, Sachsen-Anhalt (6 Eylül), Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin (20 Eylül) üç eyalet parlamentosu için yeni seçimler yapılacak. Özellikle, Doğu Almanya bölgesinde yapılacak seçimlerin tüm ülke için geniş kapsamlı sonuçları olabilir.
Seçim sonuçlarının analizine geçmeden önce, SPD tarihi ile ilgili okuyuculara kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum.
Almanya Sosyal Demokrat Partisinin (SPD) Tarihsel Rolü
SPD, 1875 yılında Ferdinand Lassalle liderliğindeki Genel Alman İşçi Birliği ile August Bebel ve Wilhelm Liebknecht liderliğindeki Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin güçlerini birleştirmesiyle kuruldu. Parti, 1890 yılında bugünkü Almanya Sosyal Demokrat Partisi adını aldı.
Partinin erken tarihi, revizyonistler ve ortodoks Marxsistler arasındaki sürekli ve şiddetli iç tartışmaların yanı sıra, Alman hükümeti ve şansölyesi Otto von Bismarck’ın baskısıyla ve olağanüstü hal ilanıyla mücadele etmekle geçmiştir. SPD’nin yöneticileri ve üyeleri zaman içersinde iki ana gruba ayrıldılar. Çeşitli zamanlarda Ferdinand Lassalle ve Eduard Bernstein tarafından yönetilen revizyonistler, işçi sınıfı için sosyal ve ekonomik adaletin, şiddetli sınıf mücadelesi ve devrim olmaksızın demokratik seçimler ve kurumlar yoluyla sağlanabileceğini savunuyorlardı. Ortodoks Marxsistler ise, serbest seçimlerin ve sivil hakların gerçek anlamda sosyalist bir toplum yaratmayacağına savunuyorlardı. Ayrıca egemen sınıfın savaşmadan iktidarı asla bırakmayacağına inanıyorlardı. 19. yüzyılın sonlarında Alman elitleri, sosyalist partiyi yeni birleşmiş imparatorluğun güvenliği ve istikrarı için bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle parti 1878’den 1890’a kadar resmi olarak yasaklandı.
Zaman içersinde, Marksist ideolojiye bağlı kalan ve devrim ile iktidara gelmeyi düşünen, Spartakus grubu içersinde yer alan Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg başkanlığında ayrılmışlardı. Demokrasi ve seçimler yoluyla işbaşına gelmeyi düşünen reformistleri 1919’dan 1925’e kadar Weimar Cumhuriyeti’nin Başkanı olan Friedrich Ebert (1871–1925) yönlendiriyordu. Kendisi bugünkü SPD‘nin kurucu lideri olarak kabul edilmektedir.
İkinci Dünya savaşı sonrasında. Nazi rejiminden kaçan SPD üyeleri ülkelerine geri dönmeğe başladılar. Bunların arasında, Kurt Schucmacher ve Ernst Reute’inr SPD’nin tekrar siyasi hayata dönmesinde önemli katkıları olmuştur. 1959’daki Bad Godesberg Programı ile SPD, piyasa ekonomisini kabul ederek kendini yeniden yapılandırıp Marksist presiplerden uzaklaşıp reel politikaya dönebildi. Bu yapısal değişiklik sayesinde, SPD Marksist bir partiden Sosyal Demokrat partiye dönüşme konusunda büyük bir başarı kazanmış oldu.
SPD açısından Seçim Sonuçlarının Analizi
SPD’nin son seçimlerdeki başarısız sonuçlarını iki ana başlık altında analiz edeceğiz. Birincisi, kısa dönemde SPD’nin karşılaştığı ve seçmen beklentilerini yerine getiremediği sorunlardır.
Son günlerde yapılan ve SPD hakkındaki görüşleri içeren anket sonuçlarına göre, (1) Seçmenlerin % 71’i, SPD’nin bugün artık çalışanların yanında olmadığını düşünüyor; (2) Son genel seçimlerde, SPD’nin çok şeyler vaat ettiğini, ama bu verilen sözlerin çok azının yerine getirildiğine inanıyor (%64); (3) SPD, çalışkan ama az kazanan insanlardan çok, temel gelir yardımı alanlarla daha fazla ilgileniyor (%53); (4) SPD o kadar uzun süre iktidarda kaldı ki, artık ülkenin çıkarlarıyla partinin çıkarlarını birbirinden ayırt edemiyor (%51).
Diğer bir sorun da, Alman ekonomisinin içinde bulunduğu durumdur. Almanya ekonomisinin 2026 yılında %1,1 ila 1,5 oranında büyümesi bekleniyor. Koalisyon hükümetinin birinci hedefi, ekonominin büyüme potansiyelini güçlendirmek ve tüm vatandaşların refahını artırmak olarak açıklandı. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için, Alman hükümeti, yatırımlara, yapısal reformlara ve konsolidasyona öncelik verdi. Önümüzdeki haftalarda en az bir alanda büyük bir reform paketinin hayata geçirilmesi bekleniyor. Ancak, sürdürülebilir bir toparlanma sağlamak için yapısal reformlar gereklidir: Bu reformaların arasında bürokrasinin azaltılması, deregülasyon, şirketlerin uygulanacak vergi indirimleri, daha iyi bir altyapı ve düşük enerji maliyetleri. Bu ekonomik durum SPD yönetimi tarafından biliniyor ve hızlı bir şekilde harekete geçilmesi gerekiyor.
21. yüzyılın ilk yarısında küreselleşme, toplumlarda sınıfsal yapının değişmesi ile birlikte teknoloji devrimlerinin SPD’nin seçmen potansiyelindeki sapmaları üzerinde üç önemli nedeni olduğunu düşünüyorum:
- 1968 öğrenci olaylarını Almanya’da yaşamış bir öğrenci olarak, 1960’lı yıllarda ve sonrasında Almanya Sosyal Demokrasi hareketinin en dinamik itici gücünün, öğrenci ve gençlik örgütleri olduğunu saptamıştım. Geçen yıl FU misafiri olarak bulunduğum Berlin’in Rudi Dutschke’nin adı verilen sokağında yürürken de o günleri anımsadım Özellikle, 1914’te yaşama geçen ve Alman üniversite öğrencilerinin üye olduğu JUSOS, üniversitelerde öğrenci hareketleri üzerinde etkiliydi. Yaşadığımız dijital çağda, öğrenciler toplumsal eleştirlerini sosyal medya yoluyla gerçekleştiriyorlar. Bu nedenle de, gençliğin sokaktaki toplumsal ve üniversitelerdeki muhalefetinin etkisi azaldı ve pasif bir muhalefet hareketine dönüştü.
- Ünlü Sosyolog Ralf Dahrendorf 1989 yılında “ Sosyal Demokrasi” hareketinin sonunu ilan etmişti. Bu iddasının temel nedeni, Sosyal Demokrasi hareketinin diğer itici gücü olan işcilerin örgütlendiği sendikalar ve toplumsal kuruluşlardır. Aynı zamanda, ve Sosyalist ve Sosyal Demokrat Partiler onların parlementodaki siyasi temsilcileri idi. Fakat geçen zaman içersinde bu güçlü sendikalar ve toplumsal kuruluşlar bu geleneksel rollerini ve kaybetmeğe başladılar.
2000 yıllında Londra’da Britanya Endüstri Devrimi’nin güçlü işçi sendikası TUC (Trade Union Congress) ziyaret ettim. Görüşme sırasında, uzmanlar bana Margaret Thatcher dönemindeki, 1984/85 grevlerinin arkasından, kömür maden ocaklarının kapanması ile birlikte üye sayısının azaldığını ve ekonomik ve teknolojik gelişmeler ile birlikte klasik işci kimliğinin de değiştiğini, artık beyaz ve mavi yakalı ve eğitimli çalışanları üye kaydettiklerini belirtmişlerdi.
Bu dönüşümün sonucunda, radikal ve meydanlarda gövde gösterileri yapan işçi sendikaları sözleşmelerini masa başında sonuçlandırımaya çalışılıyorlar. Burada, işçi sendikalarının yanı sıra teknoloji devriminin yetiştirdiği üst düzey mavi ve beyaz yakalı çalışanları, sosyal demokrasi ideolojisi ile eğiterek kazanmanın önemli olduğunu düşünüyorum.
- 1968 sonrası ve 70’li yıllar Almanya’da SPD’nin en güçlü olduğu dönemdir. Willy Brandt, Helmut Schmidt, Herbert Wehner gibi, 2. Dünya savaşının içinden gelen liderler sosyal demokrasi hareketinin genişlemesinde ve partinin uzun bir süre iktidarda kalmasında çok önemli rol oynamışlardır. Aynı zamanda, tabandan yetişmiş ve SPD’nin ideoljisini içselleştirmiş çok güçlü parti kadroları vardı. Diğer bir özellik de, her dönemde parti içerisinde ideololojik alanda sert tartışmaların olmuş, fakat her zaman ortak bir uzlaşma kültürünün benimsemiş olmasıdır.
- SPD’nin kurulduğu 1895 yılından bu güne kadar 131 yıl geçti. Bu süre içersinde SPD, mevcut aristokrasi ve Otto von Bismarck yönetimine, Hitler rejimine karşı büyük ve uzun soluklu bir mücadele vermiştir. Ikinci Dünya Savaşı sonrasında, Almanya’nın yeniden inşasına ve demokratik yapılanmasına önemli katkıları olmuştur. Ayrıca, gerek iktidarda oldukları zaman ve gerekse muhalefette kaldıkları dönemlerde hep güçlü, donanımlı ve liyakatli kadrolarla çalışmışlardır. Zaman içerisindeki gelişmelere ve değişime uyum sağlamışlardır. Bugün bu liderlerin ve kadrolarının yerinin doldurulması beklenmektedir.
Sonuç
SPD şu anda, kısa bir süre önce seçimlerdeki yaşadığı başarısızlıkların travmasını yaşıyor. İlginç olan, seçimden bir gün sonra, SPD’nin gücünü nasıl yeniden kazanması gerektiği konusunda derin bir fikir yok gibi görünüyor. Önümüzdeki günlerde parti liderliğine yönelik eleştirilerin başlaması ve bu eleştirilerin her geçen gün daha da yüksek sesle dile getirilmesi bekleniyor. Nitekim Juso lideri Philipp Türmer, Rheinland seçiminden hemen sonra yapılan turda parti liderliğinin istifasını talep etti.
Böylesine uzun ekonomik ve siyasi mücadeleler içinden geçen SPD’nin, tekrar ve en kısa zamanda başarılı günlerine geri döneceğine inanıyorum. Seçim yenilgilerinin ardından SPD artık reformlarla puan toplamayı hedefliyor. Sosyal demokrasiyi yeniden canlandıracak olan, sadece reformların hayata geçirilmesi değildir. Aynı zamanda kaybedilen eyalet ve yerel siyaset üzerine parti içi yapısal reformlara da yoğunlaşılması gerekiyor. Ayrıca, İspanyol Sosyalist Partisi’nin (PSOE) yükselişinin yanısıra, Fransa da yapılan son yerel seçimlerde Fransız Sosyalistler Paris, Lyon ve Marsilya da belediye başkanlıklarını kazandılar. Bu olumlu gelişmeler SPD’ye gelecek için olumlu bir motivasyon olabilir.