Öğretim Üyesi
bahri@sabanciuniv.edu
Giriş
Yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde, Amerikan demokrasisinin en üst düzeydeki temsilcisi ile Venezuela’da başlayan serüvenimiz,İran ile devam ediyor; arkasından kendisiyle muhtelen Küba ve daha sonraları Grönland krizleriyle ile tekrar birlikte olacağız.
Amerika, Avrupa’nın anladığı anlamda laik bir ülke değildir. Trump’ın Beyaz Saray’da Evanjelistler ile birlikte düzenlendiği haçlı seferi ayini ile ilgili video bu tezimizi açıkça doğrulamaktadır. Birlikte çalıştığı kadroları, kendisine biat eden, aynı inançtaki muhafazakar kişilerden oluşmaktadır. Son aylardaki olaylarda ismi geçen Trump, Avrupa’ da bir gün dahi görevde kalamazdı. Bu olaylara ismi karışan Avrupalı kişilere ve politikacılara nasıl ve hangi adli işlemler yapıldığını hep birlikte izliyoruz.
Trump, önce Iran ile ABD -Israil arasındaki savaşın en kısa sürede biteceğini ve bir sonraki konuşmasında ise 4-5 hafta daha sürebileceğini söyledi. Son konuşmasında, İran’ın tamamen tahrip edildiğini ileri sürdü. Bence Trump şu anda ne yaptığını biliyor. Ama bu stratejisiz, ertesi gün için planı olmayan bir savaşı yönetmeğe çalışıyor. Bundan dolayı, ABD de Trump’ın Iran’a karşı İsrail ile birlikte açtığı savaşa karşı kendi ülkesinde ve dünya kamu oyundan güçlü tepkiler almağa başladı. Amerikan füzeleri ile yapılan saldırılarda Iranlı 168 kız çocuğunun öldürülmesi büyük bir tepki yarattı.
Savaşın uzaması halinde, özellikle Kasım ayında yapılacak ara seçimler, Donald Trump ve partisinin kongre adayları için kötü bir yenilgi ile sonuçlanabilir. Son CNN anketine göre, Amerikalıların %59’u İran’a karşı yürütülen savaşı onaylamıyor ve seçmenlerin önemli bir bölümü uzun süreli bir savaşın muhtemel olduğunu düşünüyorlar.[1]
Diğer bir tehlike de, savaşın bir sonraki aşamada tüm Körfez ülkelerine ve bölgeye yayılması tehlikesidir. Bunun ilk işaretleri gelmeğe başladı. İran’ın Suudi Arabistan’daki Aramko tesislerini vurması bu muhtemel gelişmeye örnek olarak gösterilebilir.
Bir başka önemli bir gelişmede, Tahrandaki rejimin dini liderinin ve üst düzey yöneticilerinin öldürülmelerine rağmen, rejimin halen ayakta kalabilmesi ve Amerika ve Avrupa da beklenen iş başındaki rejime karşı güçlü bir toplumsal ayaklanmanın şu ana kadar ortaya çıkmamasıdır.
İran halkının dış güçlere ve emperyalizme karşı tepkisi
İran halkı, bünyesindeki farklı siyasi görüş ayrılıklarına rağmen,,1980-1988 yılları arasında, ABD tarafından desteklenen Irak lideri Saddam Hüseyin ile giriştiği ”Sekiz Yıl” süren savaşta büyük bir dayanışma ve direnç göstermiştir. Dışarıdan gelen her türlü saldırıya karşı, İran toplumunun birlikte tepki verme içgüdüsünün ortaya çıkmasında ve birlikte mücadele etmesinde, “Şii din adamlarının” (Shiite Clergy)”toplumdaki etkisi ve baskısı her dönemde çok önemli bir rol oynamıştır.
İran’ın dış dünya ile ilişkileri 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişmeye başladı. Bu nedenle de, dış güçlere karşı dayanışmanın Iran tarihindeki ilk örneği 19 yüzyılın sonunda yaşandı. O tarihe kadar, İranlılar büyük loncalar ve pazar ekonomisi içeresinde, Şii din adamlarıyla ittifak halinde şehirlerde ve geleneksel koşullarda yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlardı. Sosyal ve ekonomik yaşam, kapitalizm öncesi dönemi yaşıyordu ve mevcut sistem, henüz sömürgeciler ile karşı karşıya gelmemişti.
1870’lerden itibaren, neredeyse ülkenin tüm ithalat ve ihracatı, İran’da güç ve nüfuz sahibi olan Rusya ve Britanya kökenli tüccarlar ve firmalar tarafından yürütülüyordu. Özellikle, İngilizler İsfahan çevresindeki afyon üretimini kontrol ediyor ve Çin’e ihraç ediyorlardı. Son derece güçlü bir Şii inançlı din adamları topluluğu, yabancı devletlerin ekonomiye girmesini büyük bir huzursuzluk ve endişe ile takip ettiler.[2]
Dışarıdan alınan ve artan borçlar nedeniyle oluşan büyük ulusal bütçe açığını kapatabilmek için, Nâsırüddin Şah (Nāṣer al-Dīn Shāh), Avrupalı finansörlere kârlı imtiyazlar verdi. İngiliz binbaşı ve iş insanı Gerald F. Talbot’a tütün alım, satış ve ihracatında 50 yıllık bir tekel hakkı verildi ve o dönemde tütün en önemli ticaret mallarından birisiydi. Şahın bu kararı, 1979’daki İran Devrimi öncesi isyanlara benzer şekilde birçok eyalette kadınlarında katıldığı öfkeli protestolara ve kitlesel gösterilere dönüştü.[3]
Bu kitlesel hareket, 1891/92 tütün isyanı olarak tarihe geçti ve İran’ın kendi ülkesinde Batılıların yayılmasına ve sömürü düzenine karşı gösterdiği direnişlerin ilk denemesi oldu ve geleneksel olarak din adamlarının bu mücadelelerde toplum içinde lider rolünü oynamalarına ve tepkilerin itici gücü olmalarını sağladı. Şii din adamları, önce sömürge karşı hareketinin sözcüleri ve liderleri olarak, önce İngilizlerin, sonra da ABD’nin düşmanları oldular. 1891/92 tütün isyanı sadece emperyalizme karşı verilen mücadelenin başlangıcıydı.
Avrupalı liderlerin bu savaşa bakışı
Son bir haftadır, Orta Doğu savaşı tüm hızıyla devam ederken, önde gelen Avrupa ülkelerinin ve liderlerinin, ABD-İsrail işbirliği ile İran’a karşın yürütülen bu saldırı harekatı ile ilgili görüşlerinde ve tutumlarında ilginç gelişmeler oldu.
Avrupalılar, Trump ve yönetimini, kızdırmadan eleştirebilmekte zorlanıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in ortak açıklamalarında “Müzakerelerin yeniden başlaması tiep ediliyor ve İran liderliği müzakere yoluyla bir çözüm bulmaya çağrılıyor”. İran’ın bölgedeki devletlere yönelik saldırılarını ayrım gözetmeksizin sadece kınıyorlar.[4]
Avrupa devletleri, ABD ve İsrail’in İran’a karşı birlikte yürüttükleri savaşa karşı genelde pasif bir tutum almışlardır. ABD yanlısı Avrupalı muhafazakarlar Trump’ın İran’a saldırı kararını destekliyorlar. Sadece, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Gazze savaşından itibaren İsrail’e ve ABD’ne karşı sert bir tepki vermiş ve Israil ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini dondurmuştur. Başbakan Pedro Sánchez ve İspanyol Hükümeti, Gazze’deki İsrail saldırılarına karşı dokuz maddelik bir yaptırım ile yanıt vermişlerdi. Bunlar arasında silah ambargosu ve “katliam”a doğrudan karışan kişilere İspanya’ya giriş yasağı da vardı. “İspanya tarihin doğru tarafında olacak” demişti Sosyalist Başbakan Sanchez.
ABD ve Israil’in İran’a açtığı savaşa en net ve açık eleştiri yine sadece İspanyol Sosyalist İşçi Partisi(PSOE) lideri Pedro Sánchez’ten geldi. İspanya hükümet başkanı X kanalında . “Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in tek taraflı askeri eylemini reddediyoruz; bu bir tırmanmayı temsil ediyor ve belirsiz bir uluslararası düzene katkıda bulunuyor “dedi.[5] İspanya’nın bu sert tutumuna karşı Trump, “dostça değillerdi” dedi ve bu yüzden Hazine Bakanı Scott Bessent’e İspanya ile “tüm anlaşmaları” durdurması talimatını verdi.
Trump bunları söylediği sırada, Alman Şansölyesi Merz de kendisi ile birlikte oval ofisteydi. Merz, iki müttefikini (İspanya ve Birleşik Krallık)açıkça savunmaktan kaçındı. Çünkü sert bir tepki verseydi, Trump ile açık bir çatışma riskini göze alması kaçınılmazdı. Trump, diğer ülkelerin liderleri ile Beyaz Saray’da yaptığı bu tür açık basın toplantılarında, karşısındaki liderlere tam bir baskı uyguluyor ve her türlü seviyesiz davranışlarda bulunabiliyor.
İşçi Partisi Hükümeti ikilem içerisinde kaldı
ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı başlatmasının ve İran’ın da Körfez’deki ABD üslerine karşı saldırısının ertesi günü, Başbakan KeirStarmer, Londra hükümetinin çatışmaya iki şekilde müdahil olacağını açıkladı. Birincisi, daha önce çatışmaya dahil olmayan devletleri füzelerden korumaktı. İkincisi ise, ABD’nin Körfez ortaklarına saldırı için kullanılan İran füze tesislerine karşı “özel ve sınırlı” savunma faaliyetleri için İngiliz üslerini kullanmasına izin vermekti.[6]
1Mart’ta hükümetin tutumunu açıklayan konuşmasında Starmer, İran füzelerinden gelen tehdidi durdurmanın tek yolunun “füzeleri kaynağında, depolarında veya füzeleri ateşlemek için kullanılan fırlatıcıları imha etmek olduğunu” açıkladı. Birleşik Krallık’ın ABD ve İsrail’in saldırı saldırılarına katılmayacağını, bunun yerine “savunma eylemlerine” odaklanacağını söyledi. [7]
Birleşik Krallık hükümeti şunları vurguladı: (1) Londra hükümeti, ABD, İsrail ve İran arasındaki daha geniş bir çatışmaya katılmıyor;(2) Bu savaşta esas görevi tamamen savunma niteliğindedir ve savaşın tırmanmasını önlemeyi amaçlamaktadır; (3) BM Şartı’nın 51. Maddesi uyarınca, BM Güvenlik Konseyi’ne bildirecektir. BM Şartı’nın 51. Maddesi, “devletlerin silahlı saldırıdan sonra bireysel veya kolektif meşru savunma amacıyla güç kullanmalarına izin verir; bu eylem, BM Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve konsey barışı yeniden tesis etmek için önlemler alana kadar devam eder “.[8]
Ancak, Başbakan KeirStarmer, ABD ve İsrail askeri saldırılarını prensipte kınamadı. Londra hükümeti, “Ne savaşın içinde yer aldı, ne de dışında kaldı.” Bunun üzerine, Trump “Birleşik Krallık’tan da memnun değilim,” dedi. İngiltere Başbakanı KeirStarmer’e de yüklenen Trump, “…Kendisi Winston Churchill değil. Onun performansı hayal kırıklığı. Bize sorgusuz ve tereddütsüz destek vermeli, mesela üsleri kullanma konusunda…” diye konuştu.[9]
Londra hükümeti bu yöndeki kararını sadece askeri nedenlerle almadı; Britanya’nın kolektif bir savaş travması var ve o da,2003 ABD ile birlikte katıldığı Irak savaşı. Bu konu, Avam Kamarası’ndaki tartışmada, İngiltere’nin İran’a yönelik son ABD ve İsrail saldırılarına ilişkin tutumu konusunda açıkça ortaya çıktı. İşçi Partisi milletvekili Diane Abbott, Başbakan Keir Starmer’a, seçim bölgelerindeki birçok kişinin hâlâ Irak savaşını çok iyi hatırladığını anımsattı. Tony Blair hükümeti, uluslararası hukuku ihlal eden bir savaşta ABD’nin tarafında savaşa girmişti -. Abbott’un Avam Kamarası’nda insanlara hatırlatmak istediği konu, tam da bu idi.[10]
Almanya nerede duruyor?
Trump’ın en yakın destekçisi, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz oldu. Alman Hükümeti, ABD ve İsrail’in İran rejimine karşı uyguladığı sert tavrı destekliyor; ancak daha ileri tırmanmanın, Almanya’nın ekonomik ve güvenlik çıkarlarını tehlikeye atabileceğini de tartışıyor. Şansölye Merz için Washington gezisi, ittifaka sadakat ile risk sınırlaması arasında hassas bir denge unsuru oldu. Bunu yaparken, Almanya’nın İran’daki liderliği nasıl gördüğünü bir kez daha açıkça ortaya koydu: “Molla rejimi, İran halkına yönelik onlarca yıllık baskıdan sorumlu bir “terör rejimi”dir. dedi.
Almanya’da binlerce kişi ,özellikte sürgünde yaşayan İranlılar, Berlin başta olmak üzere, özgürlük umudu ile birkaç büyük şehirde sokaklara çıktı. Avrupa’nın dört bir yanından on binlerce insan Münih’teki İran’daki insanlarla dayanışma gösterdi. Molla rejiminden kurtulmak isteyen İranlılar her yerde sokaklara fırladı.
İtalya ve Fransa’nın yaklaşımları
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, İran savaşının altıncı gününde İran saldırıları karşısında Körfez ülkelerine hava savunma yardımı sözü verdi.[11]Fransa, ABD’ye ait askeri uçakların Orta Doğu’daki Fransız askeri üslerini geçici olarak kullanmasına izin verdi.
Sonuç olarak, özellikle Avrupa Birliği içinde, şu ana kadar, sadece İspanya Hükümeti ABD ve Israil’in İran’a karşı giriştiği savaşa karşı çıktı ve bu sert tutumunu devam ettiriyor. Avrupa’nın önde gelen diğer ülkeri, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve Italya -savaşa aktif olarak katılmasalar da- ABD’nin yanında yer alıyorlar. Diğer Avrupa ülkelerinin pek de sesleri çıkmıyor ve herkes sipere yatmış sessizce gelişmeleri izliyor.
Özelliklede AB’ye üye ülkeler, dış politikalarını salt kendi ulusal çıkarlarını dikkate alarak belirliyor. Trump’a karşı tek sesli ve ortak bir politika izlemekten çok uzaktalar. Dolayısıyla, Trump’ın baskıcı ve tehditkar tutumuna karşı açıkça tepki veremiyorlar. Bu açıdan bakıldığında, Avrupa Birliği bugün dünyanın üçüncü ekonomik gücü durumunda, fakat bir süper güç olmaktan çok uzakta duruyor. Bunun da en önemli nedenlerinden birisi, Avrupa’da iktidardaki liderlerin, Avrupa tarihinin geçmişteki güçlüve karizmatik “devlet adamları”nın yerlerini dolduramayan ve olağanüstü koşulların üstesinden gelemeyen politikacılardan oluşmasıdır.
Savaş nasıl ve ne zaman sona erer?
Savaşın başladığı 28 Şubat tarihinden bu yana en sıklıkla beliren ve en can alıcı soru, bu savaş ne zaman ve hangi koşullarda biteceği yolundaki sorudur.
Trump’ın güya savaşı önleme gerekçesiyle başlattığını iddia ettiği bu saldırıların en önemli hedefleri, ABD işbirliği ile İsrail’in Orta Doğu’daki süresiz egemenliğini sağlanmak ve birlikte bu bölgeyi yeniden düzenlemektir. Bu savaşın sona ermesinin üç önemli koşulu olduğunu düşünüyorum. Bunların birincisi, ABD’nin ve İsrail’in İran’da savaşı her koşulda kazanarak, amaçladıkları hedeflerine ulaşmalarıdır. İkincisi ise, İran’ın lider kadrosunun bu savaşı ne kadar sürdürebileceğine ve rejim karşıtı güçlerin molla yönetimine karşı direnişine ve başarısına bağlıdır. Üçüncüsü de, savaşın uzaması halinde öncelikle körfez ülkelerinin, enerji ithalatına bağımlı ülkelerin ekonomik ve güvenlik nedenleriyle ABD’ne ve Israil’e verecekleri tepkilerdir.
- Bu sorunun ilk yanıtı, Iran halkının ve yönetiminin dışarıdan gelen saldırılara karşı maddi, manevi bakımdan ülkeyi savunma gücüne bağlıdır. Asıl sorun, savaşın uzaması ve halkın ve yönetimin saldırılar karşısında dirençlerinin kırılması halinde ortaya çıkacaktır. Böyle bir durumda, en büyük tehlike, lider kadrosunun savaşı kaybedeceklerini anlamaları durumunda, -aynen Hitler’in yaptığı gibi- tüm Almanya’nın felaketine neden olan kayıtsız şartsız topyekûn savaşa devam kararıdır. Hitler’in bu yöndeki kararı milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştu.
İran, tarihi boyunca demokratik bir sistem içinde hiç yaşamamış ve demokrasi ile karşılaşmamıştır. Mevcut İran rejimi, hiç şüphesiz ülkeyi bugüne kadar koyu bir despotizmle yönetti. Bu nedenle de, rejimin barışçıl bir şekilde el değiştirmesi zor gözüküyor. Diğer taraftan, ABD ve Israil, savaşı uzatmamak için, önümüzdeki günlerde hava saldırılarını daha da yoğunlaştıracaklardır. Fakat, mevcut bombalamanın, İran halkını, nüfusun büyük bir kısmının taleplerine uygun bir rejimi getireceğine inandırdığını düşünmüyorum.
- Amerikalıların kendi kara birlikleriyle İran’da rejim değişikliğini yönetmek istedikleri konusu hiç gündeme gelmedi. Son günlerde gündeme gelen diğer bir konuda, ABD ve İsrail’in bölgedeki Kürtleri ve de illegal örgütleri İran’a yapılacak bir kara harekatında kullanmalarıdır Eğer şimdi Kürt milislerini veya diğer güçleri seferber edip silahlandırırsanız, bu, aslında bir iç savaşa ve savaşın daha da genişlemesine yol olur. Vekil ordular yoluyla İran’a yapılması muhtemel kara harekatı savaşın daha da uzamasına ve milyonlarca insanın ABD ve Israil için ölmesine neden olabilecektir. Geriye, tahrip edilmiş ve hayatta kalan insanlarında yoksulluk içinde yaşamak zorunda olacakları bir ülke kalacaktır.
- Orta Doğu savaşı bölgedeki petrol üreticisi ülkelere yayılabilecek ve bunun sonucunda petrol fiyatları artabilecektir. Nitekim Orta Doğu’daki gerilimin tırmanması nedeniyle, petrol fiyatları Mart 2026 başında dramatik şekilde yükseldi. Brent ham petrol fiyatı, 9 Mart’ta, varili 115 ABD doları üzerine çıktı; kısa süreliğine 120 dolara yaklaştı. Bu, neredeyse 4 yılın en yüksek seviyesi; yani fiyat yakın zamanda %15-28 oranında yükseldi. Hürmüz boğazının uzun bir süre kapatılması bu krizi dahada derinleştirecektir. İran, dünyanın en büyük 16. petrol ihracatçısıdır; toplam İran petrol ihracatı değeri 2024’te 43 milyar dolara ulaşmıştır. Petrol satışları, ülkenin toplam ihracat gelirlerinin yaklaşık %57’sini oluşturuyordu. Savaşın uzaması da, İran’ı çok ciddi bir ekonomik yıkım ile karşı karşıya bırakabilir.[12]
- Savaşın uzaması ve bölgeye yayılması, aynı şekilde Körfez ülkelerinin üretimini ve ihracat gelirlerini etkileyebilecektir. Körfez İş Birliği Konseyi (GCC) ülkeleri, dünyanın en büyük petrol üreticileri ve ihracatçıları arasındadır. 2023 yılında, küresel ham petrol üretiminin %23,2’sini ve küresel ham petrol ihracatının %28,2’sini oluşturuyorlar. GCC devletleri ayrıca önemli rezervlere sahip bulunup küresel ham petrol rezervlerinin %32,6’sını oluşturur. 2024 yılında en önemli ham petrol ihracatçısı Suudi Arabistan idi. Ardından Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri geliyor.[13]
- Bu bölgeden yapılan ihracatın durması, petrol ve doğal gaz bağımlısı ülkelerde kısa dönemde, enerji kaynaklı enflasyonun yükselmesine ve de üretimin düşmesine neden olabilecektir. İkinci olarak da, öncelikle İran ve Körfez ülkeleri ile dış ticaret ve yatırım ilişkileri olan ülkelerin bu gelişmelerden olumsuz etkilenmeleri kaçınılmazdır.
- Savaş uzadığı sürece, petrole bağımlı Japonya, Çin, Güney Kore başta olmak üzere, tarafları tekrar barış müzakerelerine zorlayacaklardır veya belki de savaşın sona ermesi için bazı ülkeler ABD’ye lojistik ve askeri yardımlarda bulunmak zorunda kalabileceklerdir. Diğer bir deyişle, savaşın olumsuz ekonomik etkileri artmaya başlayınca, hem gelirleri daralan bölgedeki petrol üreticisi ülkelerden ve enerji darboğazına girecek tüketici ülkelerden gelecek baskı nedeniyle, Tahran ve Washington tekrar müzakere masasına dönmeye zorlanabilirler. Öncelikle, Çin Hükümeti, Tahran yönetimine, savaşı sona erdirme konusunda olumlu bir karar almaları için destek vererek yardımcı olabilir.
Sonuç olarak, en önemli soru, savaşın daha fazla yayılmadan ve uzamadan nasıl durdurulabileceği ve Trump’ın bir sonraki savaş girişimlerinin nasıl önlenebileceğidir. Bu konuda en etkin rolü Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünya kamuoyunun kitlesel muhalefeti üstlenebilir. Halklar, kendi ülkelerindeki iktidarlara baskı uygulayarak politikalarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir ve savaş karşıtı hareketi, aynen Amerika-Vietnam Savaşı döneminde olduğu gibi başarı sağlayıncaya kadar sürdürebilirler.
[1]By Jennifer Agiesta and Ariel Edwards-Levy, CNN, 03.03.2026, https://edition.cnn.com/2026/03/02/politics/cnn-poll-59-of-americans-disapprove-of-iran-strikes-and-most-think-a-long-term-conflict-is-likely.
[2]Michael Lüders, DrecksArbeit, 2025, Goldmann,s.18-21.
[3]Michael Lüders,a.g.e.
[4]Merz, MacronundStarmerverurteileniranischeGegenangriffe, DieZeit, 28. Februar 2026,.
[5]Sánchezbekräftigt Kritik am Iran-Krieg,TagesSchau, 04.03.2026,https://www.tagesschau.de/ausland/europa/spanien-trump-iran-krieg-100.htmlhttps://www.zeit.de/politik/ausland/2026-02/iran-angriff-usa-friedrich-merz-erklaerung-gxe SpaniensRegierungschefPedroSáncheztanztaus der Reihe, ZDF Heute, 05.03.2026, https://www.zdfheute.de/politik/ausland/trump-iran-position-spanien-sanchez-100.html
[6]AleksPhillipsandFionaNimoniStarmerspeakstoTrumpafter UK joinsdefensiveoperation in MiddleEast,BBC, https://www.bbc.com/news/articles/c20l1v0ldqzo
[7]Starmer’s Iran responseangersTrump — andtheleft,Politico, https://www.politico.eu/article/iran-war-crisis-uk-leader-keir-starmer-fresh-political-bind/
[8]SondosAsemIs theUK’sintervention in Iran warlegal?Middle East Eye,4 March 2026, https://www.middleeasteye.net/explainers/uk-intervention-iran-war-legal-international-law
[9]Chris Mason ,AfterTrump’s ‘no Churchill’ jibe can thespecialrelationshiprecover?BBC., https://www.bbc.com/news/articles/c4gqqdy847jo
[10]We say notothis illegal war, Morning Star, 07.03.2026, https://morningstaronline.co.uk/article/we-say-no-illegal-war.
[11]MelonisichertGolfstaatenHilfebeiLuftabwehrzuNTV, 03.03.2026,https://www.n-tv.de/ticker/Meloni-sichert-BirliğiGolfstaaten-Hilfe-bei-Luftabwehr-zu-id30433817.html.
[12]Iran OilExport Data 2024-25: Iran OilExportsby Country & Iran OilProduction,TradeImeX Oct 13, 2025, https://www.tradeimex.in/blogs/iran-oil-export-data-by-country-and-production-stats,
[13]GCC Leads Global EnergyRankings in OilProduction, Reserves, andExports,Arabian Daily, February 15, 2025, https://arabiandaily.com/gcc-leads-global-energy-rankings-in-oil-production-reserves-and-exports/