Siyasal Kriz – Milletle İnatlaşmak

Aydın CINGI
Araştırmacı
acingisdv@gmail.com

AKP’nin CHP’ye karşı Kemal Kılıçdaroğlu (KK) eliyle yürüttüğü kimliksizleştirme hareketi, 30 Mayıs Cumartesi günü, aynı anda yapılan iki CHP toplantısı ile doruk noktasına ulaştı. CHP binasının kolluk güçlerince işgali ve bu son gelişmeler, toplumsal bünyede hiçbir yurttaşı kayıtsız bırakmayacak yoğunlukta hissedildi.

Uluslararası boyut

Aslında CHP’yi kendi içinde kavgaya tutuşturmaya ve atanmış resmi genel merkez kesimi eliyle kimliksizleştirmeye dönük bu operasyonun iki boyutu var. Bunlardan birincisi, Ortadoğu’ya ABD tarafından verilmek istenen biçimi getirmeye yönelik küresel oluşmaların içerdiği boyut. “Büyük İsrail”in kendisini çevreleyen etkisizleştirilmiş devletlerle çevrili olacağı Ortadoğu projesinin Türkiye ayağına ilişkin operasyonun CHP’ye dönük ayağı şu anda uygulamaya konuyor.

Esasen müteahhitlikten devşirme patavatsız ABD Büyükelçisi böyle bir Ortadoğu’nun, ancak demokrasiden “arınmış” ülkeler topluluğu ile mümkün olacağını söyleyip duruyor. Dolayısıyla projenin gerçeğe dönüşmesi için, bölgenin en güçlü ülkesinin kumandasında amaca uygun bir tek adamın, Erdoğan’ın kalması gerekli. Esasen ABD’nin İsrail karşıtı Sanchez nefreti ve Erdoğan sevgisi de, söz konusu yönelimin göstergeleri. Konjonktür, mevcut iktidarın ülkemizde kalan demokrasi kırıntılarını da yok etmesine elverişli. Dünya bu çirkinliklere seyirci kalıyor; gelen bir iki cılız tepki de Avrupa’nın belirli çevreleriyle sınırlı ve etkisiz. Ancak ben, eldeki kısa yazı çerçevesinde, söz konusu demokrasisizleştirme operasyonunun yalnızca Türkiye içindeki aktörlerini, yani salt CHP’ye ilişkin boyutunu ele alacağım.

Benzeri görülmemiş kapsamda bir siyasal kriz

Krizin irdeleme denemesi, öncelikle KK’nın ruh durumunu anlamayı gerektirir. Bu zat, kendisine gerçekten de geçmişte büyük bir haksızlık yapılmış olduğuna iman etmiş. Genel başkanlığı yitirdiği kurultay gününden bugüne değin kamusal çevresiyle her türden iyicillik içeren ilişkiyi bırakıp içindeki kini besleyip büyütmüş. Bu, o ölçüde görünür durumda ki, artık kendini, çocuklarını boğazlamak için düşmanla iş birliği yapan bir mitolojik baba figürüne dönüştürmüş. Benzetmenin çarpıcılığı, kendi eliyle CHP’yi tasfiye etme çabasındaki iktidara tek sözcükle bile sitem etmemesinde somutluk ediniyor. Kamuoyuna tek mesajı, yok yere hapse atılmış CHP kadrolarına yönelik AKP iftiralarını büyüterek doğrulamak. Oysa inatla “benimdir” diyerek sarıldığı konum, “ana muhalefet partisi” genel başkanlığı. 

Fazla uzatmayalım: KK bir kin yumağı ve kininin dikte ettiği davranışı sürdürmekte kararlı; nitekim gelen her kurultay önerisini “tabii ben de çok isterim ama hukuk, mahkeme ne diyorsa o yapılır” veya “o konuyu bilmiyorum” gibi siyaset dışı savsaklamalarla yokuşa sürüyor. Özgür Özel’in iktidarı ele geçirme amacına karşılık, onun amacı yalnızca partiyi ele geçirmek; gerisi onu ilgilendirmiyor.

İktidar, önce etkili olduğunu düşündüğü CHP’li yerel yönetimlere saldırıyor. Cumhurbaşkanlığına aday olacak kişiyi nötralize ediyor. Ancak muhalefet, yine de alan kazanmayı sürdürüyor. CHP’nin ilk seçimde iktidarı ele geçireceğini ve göstereceği adayın da Erdoğan’ı alt edeceğini gören iktidar, rakibini bölmek için, bu dönem yönetimden ayrılmak durumunda kalmış kadroların ve KK’nın kin ve rövanş duygularından yararlanmayı düşünüyor. 

İşe İstanbul’da Gürsel Tekin ile başlıyor, ama o tutmuyor. Sonra ana muhalefetin gövdesine saldırıyor. Mutlak butlan kararının ve yanına takıştırılan “tedbir”in ne anlama geldiğini biliyoruz. CHP binasına top-tüfek ile giriliyor. Bahçeli’nin “sözde uzlaştırıcı” önerilerini dikkate alan olmuyor ve AKP, “artık bu kez herhalde bu iş tutar; parti ile birlikte oylar da bölünür” diye düşünüyor. Bu, AKP’nin anayasayı ilk çiğneyişi, yasaları ilk zorlayışı değil. Ama bu kez kriz öyle hak yemekten ve yolsuzluk yapmaktan ibaret değil; anayasal düzlemde ve gerçekten çok ciddi ve çok kapsamlı.

Seçilmiş CHP neler yapmalı?

Buna karşılık, başta “Özgür Özel ve arkadaşları” diye nitelenen kesim, büyüyerek “esas CHP” olma yoluna giriyor. Koşullar,  Özgür Özel’den bir kahraman, halk lideri çıkarma aşamasında. O da nesnel verileri doğru değerlendiriyor ve cesaretle yol alıyor. Bu kesimi, şimdilik SCHP (Seçilmiş CHP) olarak adlandırıyorum. 

SCHP öncelikle parti içinde tüm hukuksal mücadele yollarını tüketmeli. Bu bağlamda, kamuoyuna dönük eylemler ve parti içi mücadele bir arada yürütülmeli. KK ve yönetimi fazla dikkate alınmadan, eylemler doğrudan doğruya iktidar muhatap alınarak sürdürülmeli. Olan bitenin CHP’nin iç sorunu olmadığı, otokrat anlayışın milletle hesaplaşması sürecinde tüm muhalefetin taraf olması gerektiği vurgulanmalı. Eylemlerine öncelikle tüm demokrat yurttaşları katmalı. Ayrıca, uygun gören başka muhalefet partileriyle, bir Türkiye muhalefeti oluşturmak üzere, ortak eylemler de düzenlenmeli. Bu, işin siyasal yönü…

Hukuksal açıdan yapılabilecekler belli. Kuramsal açıdan, PM’nin toplanıp kurultay kararı aldırması olanaklı. Ancak öyle bir PM toplatılmaz. Delegeler imza toplayıp kurultay talep ederler; bu yapıldı. Şimdi de güya bu parti içi çekişmenin hiçbir yerinde olmayan iktidar, imza veren delegelerin mal varlıklarının incelenmesini istedi. KK ve ekibi kurultay düzenlememek için elinden geleni yapacak; onun bu alanda en önemli desteği de, çekişmenin hiçbir tarafında olmadığını öne süren iktidar olacak. Bütün bunlar denensin; ama bu yolla kurultay yaptırmak yine de pek kolay görünmüyor.

Bu arada bir de kamuoyuna dönük ve hatta ilgili her bir yurttaş tarafından kendiliğinden yapılabilecek eylemler var. Örneğin her bir seçmen, -seçimler konusunda kararına itiraz edilemez merci olan- YSK’ya dilekçe sunarak CHP Genel Başkanı’nın kim olduğunun, mazbatanın kimde bulunduğu dikkate alınarak, ismen belirtilmesini talep edebilir? Aynı YSK’ya başvurarak, 2019’da aynı zarftan çıkan oylardan niye bir tekinin geçersiz sayıldığını; 2017 referandumunda verilen mühürsüz oyların hangi anayasal gerekçeyle geçerli kabul edildiğini sorabilir. Çok sayıda yurttaş, -madem iktidar mümkün görüyor- değişik Asliye Hukuk mahkemelerinde 2017 referandumunun iptaline ilişkin dava açabilir. CHP binasına cebren girişin “anayasayı ilga” anlamına geldiği yolunda çok sayıda dava açılabilir. Öte yandan, tıpkı 23 Mart 2025 günü yapıldığı gibi, tüm ilçelere sandık konup Özgür Özel yönetiminin ve SCHP’nin meşruluğunun üyelerce onaylanması istenebilir. 

Yeni bir parti mi?

Ne ki, bütün bunlardan sonuç alınamazsa, gelecek seçim için seçmene bir adres göstermek gerekir. Dolayısıyla CHP’yi ülkenin birinci partisi yapan kadrolar, halkın öfkesi soğumadan ve enerjisi kısmen sönümlenmeden yeni bir partide boy göstermek durumunda kalacaklardır. 

Bu kadroların yeni bir partide toplanmasının bir büyük avantajı ve bir de büyük sakıncası bulunuyor. Özel’in eylemlerine, hele son TBMM’ye yürüyüşüne ve Güvenpark-Anıtkabir eylemine katılanların hepsinin CHP’li olmadıkları, bunların belirli bir kesiminin CHP’ye oy vermeyen ama AKP’den ve otokrasiden bıkıp usanmış seçmenler olduğu biliniyor. Ancak bu kitle, Özgür Özel’in temsil ettiği muhalefete katılmaya, onun temsil ettiği anlayışa oy vermeye hazırdır. Esasen bu nedenledir ki, birçok kamuoyu araştırmasına göre “yeni parti”nin oy potansiyeli, saldırı öncesi Özgür Özel’in genel başkanlığındaki CHP’ninkinden de fazla görünüyor. Bu, normalde CHP seçmeni olmayan muhaliflerin de bu “yeni parti”de birleşmesi anlamına geliyor. 

Seçime “yeni parti” ile girmenin sakıncası ise, CHP tabanının özellikle orta yaş ve üstü kesiminin aidiyet duygusundan sıyrılma konusunda karşılaşacağı sorun olacaktır. Hiçbir yıllanmış CHP’li, cüzdanında kimlik kartının yanında CHP kartını da taşımadan sokağa çıkmaz. Bu nedenle, kurulacak yeni parti seçmenlerinden CHP’den istifa etmeleri, kartlarını KK CHP’sine iade etmeleri önerilmemelidir. Çünkü 6 Ok ile vedalaşmak onları psikolojik bir savrulmaya itebilir. Onlar, “yeni parti”nin bir seçimlik seçmenleri olarak kalmalı; AKP iktidarı ile birlikte tarihe karışacak olan KK yönetimindeki CHP’yi bir seçimlik görmezden gelmelidir. 

Sonuç

KK, CHP’de tasfiye derken aslında CHP’yi tasfiye yolundadır. KK’nın CHP içinde kurmayı tasarladığı yargı mekanizması, Akın Gürlek’in AKP yargısı eliyle ürettiği süreçlerin parti içi benzeridir. İkisi de, yargı eliyle siyasetin düzenlenmesine ve demokrasinin yok edilmesine dönüktür. Türkiye siyasetinde, toplumun bütününde gerçek “arınma”, ancak bu ikilinin çabalarının boşa çıkarılmasıyla mümkün olacaktır. Türkiye’yi ikinci bir “kurtuluş” bekliyor.