
İktisatçı
cetinduzce@hotmail.com
14.04.2026 tarihinde Şanlıurfa’da bir lisede yaşanan saldırının ardından, ertesi gün Kahramanmaraş’ta da bir okulda meydana gelen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırı ile ülke sarsıldı.
Öğrencilerin okullarına yaptıkları silahlı saldırı olaylarını bizler dönem dönem, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) meydana geldiğini başta sosyal medya olmak üzere görsel ve yazınsal basından görür ve okurduk.
Yeri gelmişken bunu yazmak gerekir; geçmişte ülkemizi yönetenlerin “Küçük Amerika olma hayali…”
Bu söylem, her ne kadar Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkileri, Soğuk Savaş sürecinde küresel sisteme entegrasyonu, Batı dünyası ile yakınlaşması, kalkınması ve piyasa ekonomisinin geliştirilmesi gibi hususlarda çeşitli siyasetçiler tarafından dile getirilen bir ifade olarak ve geçmişte farklı isimlerce dile getirilmekte olsa da, sözü ilk dile getiren kişinin net şekilde ortaya konulamadığı, (Celal Bayar ya da Nihat Erim gibi) söylenmektedir.
Sanırım ülkemizde yaşanan bu iki okul katliamı, ABD’deki okul katliamlarıyla benzerliği nedeniyle “Küçük Amerika olma hayalimize” giden süreci gerçekleştirmiş olacaktır…
Bize ne oluyor? Toplum olarak nereye gidiyoruz? Çocuklarımızı bu duruma hangi olgular, hangi ruh hâli getiriyor ve ne yapmalıyız ki bu tür olaylar bir daha yaşanmasın? Bunları sormakta fayda var.
Okullardaki şiddet eğilimi ve Millî Eğitim yapısı arasındaki ilişki, sadece bireysel davranışlarla değil, aynı zamanda sistemin işleyişi, müfredat ve toplumsal dinamiklerle de yakından bağlantılı çok boyutlu bir meseledir.
Bu durumu birkaç ana başlık altında görebiliriz:
- Eğitim Sisteminin Yapısal Etkileri
Millî Eğitim yapısındaki bazı temel unsurlar, dolaylı yoldan şiddet eğilimini besleyebilen bir zemin oluşturabilir:
Sınav Odaklılık ve Rekabet: Eğitim sisteminin büyük ölçüde akademik başarıya ve merkezi sınavlara odaklanması, öğrenciler üzerinde yoğun bir kaygı ve baskı oluşturur. Kendini sadece notlarıyla ifade edebilen veya başarısızlık hissi yaşayan çocuklar, bu stres ve yetersizlik duygusunu saldırganlık yoluyla dışa vurabilir.
Sosyal-Duygusal Öğrenmenin Eksikliği: Müfredatın yoğunluğu nedeniyle empati, öfke kontrolü, çatışma çözme becerileri gibi “yaşam becerilerine” yeterince zaman ayrılamayabilmektedir. Bu becerilerden yoksun büyüyen çocuklar, sorunlarını iletişim yerine fiziksel veya sözel şiddetle çözmeye yönelebilir.
Kalabalık Sınıflar ve Rehberlik Hizmetleri: Özellikle büyükşehirlerdeki kalabalık sınıflar, öğretmenin her öğrenciyle bireysel bağ kurmasını zorlaştırır. Ayrıca okul psikolojik danışmanlarının (rehber öğretmen) öğrenci sayısına oranla yetersiz kalması, risk grubundaki çocukların erkenden fark edilmesini engelleyebilir.
- Şiddetin Türleri ve Yeni Boyutlar
Günümüzde okullardaki şiddet sadece fiziksel kavgadan ibaret değildir:
Akran Zorbalığı: Bir veya daha fazla öğrencinin, kendilerinden daha güçsüz gördükleri bir öğrenciye karşı sistematik olarak uyguladığı baskıdır.
Siber Zorbalık: Okul duvarlarını aşan bu durum, sosyal medya üzerinden hakaret, dışlama veya ifşa şeklinde gerçekleşir.
Millî Eğitim’in dijital okuryazarlık ve etik eğitimlerini bu yüzden müfredata daha entegre hâle getirmesi kritiktir.
- Çözüm Yaklaşımları ve Millî Eğitim’in Rolü
Şiddeti azaltmak için sistem düzeyinde yapılabilecek bazı iyileştirmeler şunlardır:
Disiplin Yerine “Onarıcı Adalet”: Sadece cezalandırmaya odaklanan bir disiplin anlayışı, çocuğu sistemin dışına itebilir ve öfkesini artırabilir. Bunun yerine, hatanın telafi edildiği ve mağdurun duygularının anlaşıldığı “onarıcı adalet” modelleri okullarda uygulanabilir.
Okul-Aile İş Birliği:
Millî Eğitim Bakanlığı’nın aile eğitimlerini (ASEP gibi programlar) daha yaygın ve zorunlu hâle getirmesi, okulda verilen şiddet karşıtı eğitimin evde de desteklenmesini sağlar.
Değerler Eğitimi ve Sanat/Spor:
Çocukların enerjilerini ve duygularını sağlıklı bir şekilde boşaltabilecekleri sanat ve spor faaliyetlerinin “seçmeli” olmaktan öte, eğitimin merkezine alınması şiddeti azaltan en güçlü etkenlerden biridir.
Sonuç
Okullardaki şiddet, sadece okulun içinde çözülebilecek bir sorun değildir. Ancak Millî Eğitim yapısı; daha kapsayıcı, sınav baskısından uzak ve bireyin duygusal gelişimini de akademik gelişimi kadar önemseyen bir modele evrildikçe şiddet eğiliminin azalması beklenebilir.
Okulun sadece bilgi aktarılan bir yer değil, bir “yaşam alanı” ve “güvenli liman” olarak tasarlanması; öğrenciler arasında kolektif birlikteliği, dayanışmayı artıran sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere kanalize edecek uygulamaların hayata geçirilmesi, asıl çözüme giden yol olarak hedefe konmalıdır.
Yine; evde, işyerinde, trafikte, maçta, siyasette; kısaca hayatın her alanında büyükler arasında görülen kavga ve şiddet görüntüleri gibi eğilimler ve davranışlar, çocukların rol modeline dönüşebiliyor. Kesinlikle bunlardan kaçınmak da gerekli ve zorunlu bir durumdur.