Syriza1

Emre Özdemir – Yunanistan Seçimleri: PASOK Seçmenleri İktidarda

emre_ozdemir

 

 

 

 

[huge_it_share]

25 Ocak’ta gerçekleşen Yunanistan Genel Seçimleri beklendiği gibi Radikal Sol Koalisyonu’nun (SYRIZA), seçim sisteminde birinci partiye tanınan ilave 50 milletvekili kontenjanına rağmen, tek başına çoğunluğu sağlayamadığı, ancak %36.3 oy alarak seçimin mutlak galibi olmasıyla sonuçlandı.

2004’te demokratik sosyalist, solcu, yeşil solcu, yeni-komünist ve aralarında Avrupa-şüphecilerinin de bulunduğu on üç farklı grubun birliğiyle kurulan SYRIZA, kurulduğu yıl %3.3, 2007’de %5, 2009’da ise %4.6 oy almıştı. Ağırlaşan ekonomik krizin etkisiyle 2012’deki Mayıs seçimlerinde %16.8, bu seçim sonucunda hükümet kurulamamasıyla yenilenen bir buçuk ay sonraki seçimlerde ise %26.9 oyla ana muhalefet partisi olan SYRIZA, son dönemde iktidara talip olmanın getirdiği etkiyle ideolojik bir oluşumdan kitlesel bir partiye dönüşmeye başlamıştı.

Aynı dönemde ülkenin iki ana akımından birisi olan sosyal demokrat PASOK ise 2004’de aldığı %40,6 oy oranını 2009’da % 44’e yükseltmesine rağmen 2012’de sert bir düşüşle %12-13 oy oranına indi ve nihayetinde son seçimlerde %3’lük seçim barajını zorlukla aşarak %4.7 oy aldı ve ancak yedinci olabildi. Papandreu’nun PASOK’dan ayrılarak seçimlerden hemen önce kurduğu Demokratik Sosyalistler Hareketi’nin (KIDISO veya KINIMA) aldığı % 2.5 oyu da kemik PASOK seçmeni oyu olarak değerlendirsek bile iki partinin toplam oy oranı yüzde 7’nin biraz üzerinde kalmakta.

Bu aritmetik de bize göstermektedir ki, sosyal demokrat PASOK tarihi hezimet yaşasa da kadim seçmenleri bugünkü iktidarı seçmiş durumda.

PASOK’un düşüşü

Peki PASOK, parti olarak, niçin sınıfta kalmıştır?

Kısaca parti ilkelerinden uzaklaşıldığı ve nihayetinde kimliğini kaybettiği için denilebilir.

Eylül-2009’da dönemin başbakanı ve Yeni Demokrasi lideri Kostas Karamanlis daha da ağırlaşacağını öngördüğü ekonomik kriz üzerine siyasi kurnazlıkla -zaten kamuoyu araştırmalarında gerideyken aslında seçimi kaybetmek isteğiyle- erken seçime giderek, enkazı Ekim-2009 seçimleriyle PASOK’a devretti.

PASOK, %44 ile seçim zaferi kazandığını düşünedururken iki ay içinde sırayla Fitch, S&P ve Moody’s ülkenin kredi notunu düşürdü. Bu zorlu süreçte PASOK lideri Papandreu’nun niçin başbakanlın yanısıra dışişleri bakanlığı görevini de üstlendiğini kimse anlayamadı. PASOK ekonomide hakimiyetini kısa sürede yitirdi; süreci yönetemediği gibi Yeni Demokrasi’nin harekete geçirdiği trene binmesi yani partinin sosyal demokrat ilkelerinden –özünden-  ayrılması, seçmenleri nezdinde hemen karşılık buldu.  Parti, 2012 seçimlerinde, 30 puanının üzerinde oy kaybıyla %12-13’lere indi.

2012 seçimleri sonrası koalisyon ortağı olarak Yeni Demokrasi’den ayrışamaması, Papandreu’dan sonra gelen Venizelos ile liderlik sorunu yaşanması ve yolsuzluk iddiaları ise PASOK seçmenini partilerinden tamamen uzaklaştırdı.

SYRIZA’nın Yükselişi

Bu süreçte -2012’de ana muhalefet olduktan sonra- SYRIZA bir yandan kemer sıkma politikalarına karşı sol savlar kullanarak PASOK ve Yeni Demokrasi’den ayrışırken, öte yandan özellikle seçimlere yaklaşan süreçte eski söylemlerini yumuşatarak daha merkeze hitap etmeye başladı. Yani pragmatik bir denge kurdu… Öyle ki, 2012 seçimleri öncesinde parti politikası olarak yayınlanan askeri harcamaları kısma, dış borç ödemelerinin askıya alınması, tüm bankaların millileştirilmesi, 750 bin avrodan fazla geliri olanlara uygulanan verginin %75’e yükseltilmesi, ülkedeki tüm yabancı üslerin kapatılması, NATO’dan çekilme, Kilise’nin finansal ayrıcalıklarına son verme, vicdani red hakkı ve İsrail’le askeri işbirliklerin durdurulması ve 1967 sınırlarına göre Filistin’in kurulmasına destek verme gibi politikalara[i] Eylül-2014’de açıklanan “Selanik Programı”nda ya hiç yer verilmedi ya da bu politikalar yumuşatıldı. Bu dönemde SYRIZA üyeleri ve seçmenlerinin yaklaşık %30’unu oluşturan ve avrodan çıkarak ekonomik zorlukların üstesinden gelineceğini savunan yeni-komünistler ve daha çok Aleksis Çipras’ın liderliğinden etkilenen ve avroda kalarak sol politikalar üretilmesini savunan bir o kadarlık kesim de birbiriyle uyumlu hale getirildi.

Netice olarak Yunan halkının oy vermedeki başat parametresinin partilerin kemer sıkma politikaları nezdindeki pozisyonu olduğu bir seçimde “umut vadeden” tek parti, PASOK’un oyundan düşüşü ve denenmemiş olmaması sebebiyle SYRIZA oldu.

Kemer sıkma politikaları ve ekonomi politikası ile ilgili duruş o kadar önemli ki, SYRIZA, ideolojik olarak örtüşemeyecek olmasına rağmen bu alanda benzer düşünceye sahip bir parti olan Bağımsız Yunanlar’ı (ANEL) koalisyon ortağı seçerek seçim vaadini yerine getirdi. Bu aşamada zaten çok da fazla seçeneği yoktu; zira kemer sıkma politikalarına karşı olan sadece iki parti daha bulunmaktaydı:  Komünist Parti ve Altın Şafak. Ancak SYRIZA Komünist Parti herhangi bir işbirliği yapmayacağını seçim öncesinde açıklamıştı. Altın Şafak ise ırkçı söylemleriyle SYRIZA için ehven-i şer bile olamayacak konumdaydı.

Geçen sene kurulan Nehir Partisi (To Potami) ise, AB destekli ve toplumdan kopuk bir entellektüel oluşum olarak halk nezdinde karşılık bulamadı. Öyle ki, bir milletvekili adayının “Ben Paulo Coelho’nun arkadaşıyım” sloganıyla oy istemesi eleştirilere neden oldu ve Çipras AB’nin beklentileri aksine Nehir Partisi’ni bir koalisyon ortağı olarak görmedi.

SYRIZA’yı ne bekliyor?

Seçim sonrası kurulan koalisyon hükümetinin birincil işi koalisyonu devam ettirebilmek olacaktır. Farklı fraksiyonların birleşmesiyle oluşan SYRIZA içerisinde çeşitli politikalar nedeniyle ayrılıklar yaşanabileceği gibi; aşırı sağcı, ulusal-muhafazakar, popülist, komplo teorileriyle beslenen koalisyon ortağı ANEL’i memnun etme zorunluluğu da Başbakan Aleksis Çipras’ın önünde olası bir sorun olarak durmaktadır.

Ayrıca Çipras’ın başbakan oluşuyla bürokrasinin de dengeleyici unsurunu göz önüne alırsak seçim vaatlerinin bir kısmını uygula(ya)mayacağını öngörebiliriz. Zira Çipras kemer sıkma politikaları döneminde ancak %28’den %25.8’e düşen işsizliği, %58 bandından sadece %50’ye gerileyen genç işsizliği[ii] azaltma hedefi ve kamu borcunun gayri safi milli hasılaya oranının %178’den makul seviyelere indirilmesi planı ile yoksullara ücretsiz sağlık, elektrik ve gıda hizmeti  -ki bütçeye 2 milyar avro ek getirmekte- ve asgari ücretin 684 avro’dan 751 avro’ya yükseltilmesi vaatleri arasında sıkışabilir.

Bu iç sıkışmayla birlikte, elbette bununla birebir bağlantılı olarak alınan borç karşılığında uygulamaya konan eğitim ve sağlığa daha az kaynak ayrılması, çalışanların haklarının sınırlanması, maaş ve ücretlerde kesintiler, devlet harcamalarının kesilmesi, vergilerin artırılması gibi Çipras’ın vaatlerine ters düşen durumların hangi yöne gideceği bilinmezlik konusudur. Tüm bunlar, ayrıca dış aktörlerle sıkışmayı da beraberinde getirebilir. Bu durum da, muhtemeldir ki, Çipras’ı vaatlerini zamana yaymaya götürecek ve ona umut bağlayanlara sabırlı olmalarını telkin etmesine sebep olacaktır.

Bu seçimle ekonomik krizlerin günümüzde seçim sonuçlarını dramatik olarak değiştirecek tek unsur olduğu teyit edilmiş oldu. Bundan sonrasında Çipras bu fırsatı iyi kullanarak, popülist politikalar yerine ihracatı artıracak ve doğrudan yabancı yatırım getirecek uygulamalarla hizmet sektöründe turizm ve deniz taşımacılığına dayalı ekonomiyi daha az riskli hale getirebilirse, ülke ekonomisi için katma değer yaratabilir. Zira dünya ekonomisi yavaşladığında ilk azalan gelir kaleminin hizmet sektörü kazançları olması gerçeği, önlem alınmazsa Yunanistan için tehdit olmaya devam edecektir.

SYRIZA’nın Avrupa’ya etkisi        

SYRIZA’nın iktidara gelişi Avrupa için de iki farklı yönde sonuçlar doğurabilir. Dünyada faşizan sağın, çoğunlukla umut olarak iktidara gelen sol partilerin doğru yönetim gösterememesi sonrasında yükselişe geçtiği unutulmamalıdır. Bu nedenle, SYRIZA’nın başarısız olması, Avrupa’da ırkçı sağın yükselişini tetikleyebilir.

Ancak SYRIZA’nın seçim başarısı nasıl İspanya’da benzer “Yapabiliriz Hareketi”ni (Podemos) olumlu etkilediyse, hükümette kaldığı dönemde popülist olmadan yürüteceği sol politikalar, hem Güney Avrupa’da benzer sol partileri harekete geçirebilir hem de Kuzey’deki benzer oluşumları cesaretlendirebilir. Ancak bunun için eşgüdümlü ortak çalışmalara ihtiyaç vardır. SYRIZA, içerideki çekişmeleri yola koyup daha Avrupa odaklı bir siyaset yürütebilirse, sadece Yunanistan için değil tüm Avrupa için “umut” olabilir…

 

*Emre Özdemir
Bağımsız Analist
emre@emreozdemir.net

 

[i] “Greece: SYRIZA’s 40 point program”, LINKS International Journal of Socialist Renewal, http://links.org.au/node/2888

 

[ii] Trading Economics, http://www.tradingeconomics.com/greece/youth-unemployment-rate