Zeynep Altıok Akatlı – Karanlık Günlerden…

page_zeynep-altiok-akatli-ileri-demokrasi-cumhuriyetinde-hak-ariyoruz_202161046“En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür…”*

Belki de ülkemiz tarihinin en karanlık gülerinden geçiyoruz. Bu, ilk bakışta her dönem söylenen klişe bir söz gibi algılanabilir. Ancak ölüm ve acıların coğrafyasındaki ülkemizin ağır bir savaşta parça parça paylaşıldığı ve savaşın ardından gelen bitkin, acılı, yoksul günlerde bile böylesi bir nefret kültürü ile karşı karşıya kalmamıştık. Cumhuriyetimizin kuruluşunu takip eden aydınlanma hareketiyle gelişen çağdaş düzen her dönem muktedirlerin ikbal planlarının, muhterislerin ve fırsatçı asalakların sisteme yönelik çıkarcı politikalarının hedefi olmuştur. Ancak gerçek bir dünya liderinin hayranlık duyulacak derin vizyon ve öngörüsüyle gençlere seslenirken ne diyordu Atatürk? “Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.” 93 yıllık Cumhuriyetimizin tüm kazanımlarını çıkarları doğrultusunda kullanarak bir dirhem ileriye taşımak şöyle dursun ket vuran hıyanet ilk kez bu kadar et can tutuyor.

Ağır bilanço

Kin ve nefretin egemenliği örgütleniyor. Ülkenin en başındaki, kendisine muhalif olan herkesi yok etmek isteyen bir anlayışla çöreklenmiş saray saltanatı sürerken, ülkenin geldiği hale şöyle bir bakalım: Yoksulluğa çare olacağız diyenlerin yönettiği Türkiye’de nüfusun en varlıklı %1’lik kesimi 2000 yılında toplam milli servetin %38’ini alırken 2014 yılında %54’e ulaşmış. Nüfusun %22,4’ü ise yoksulluk sınırının altında. İşsizlik oranı %10,2. Aile gelirinin borca oranı 2002 yılında %4,7 iken 2015’te %55,2. Uluslararası yolsuzluk endeksine göre, Türkiye 168 ülke arasında 66. sırada. Kadına yönelik şiddet %1400 dolayında, cinsel taciz %449, çocukların cinsel istismarı %678, cinayet %261 artmış.

Bu rakamsal gerçeklerin yanında “darbe anayasası ile yüzleşeceğiz” diyerek darbe anayasasının bütün olanaklarını kullanan iktidarın güçlendikçe artan baskısı ve hak ihlalleri bilançosu çok ağır: İfade özgürlüğü tam anlamıyla yok edildi. Türkiye, gazeteci tutuklaması ve öldürülmesinde başı çekerek dünyayı 7’ye katladı. Türkiye, dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 151. sırada. Sansür, vatandaşların şahsi sosyal medya hesaplarının takibine ve yasaklanmasına kadar her yere erişti. Sadece son iki yılda erişimi engellenen internet sitesi sayısı %202 arttı. Türkiye, hak ihlalleri için AİHM’ye en çok başvuran ülke oldu ve en çok hak ihlali hükmü alan ülke olmayı da ihmal etmedi. 2002-2016 yılları arasında tutuklu ve hükümlü sayıları 13 yılda %215 artmış. Toplumsal barışın iktidar tarafından açıkça hedef alındığı; vatandaşını hedef gösteren, ayrıştıran Cumhurbaşkanı’nın kin ve nefreti körükleyen mezhep odaklı politikaları sonrası ülkemiz savaş alanına dönmüş durumda. Çözüm süreci başlamadan önceki yıl 150 şehidimiz varken sürecin bitişinden bu yana 10 ayda verdiğimiz şehit sayısı –bugün itibariyle- 491. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu yerlerde ölen sivil vatandaşlarımızın sayısı, 78 çocuk olmak üzere 338.

İktidar partisinin başında tarafsızlık ilkesini hiçe sayan bir diktatör var. Yerleştirmek istediği tekçi sistem sadece kendisinin ikbaline dönük. Rejimi değiştirmek ve hükümdar olmak için kararlılıkla çıktığı yolda eğitim, hukuk, demokrasi ve özgürlükleri de ülke kaynakları gibi talan ederek ilerlerken karşısına çıkan ‘kullanışlı aptalları’ da bir bir atının terkisinden uçuruma iteleyiveriyor. İstatistikleri, rakamları çoğaltmak elbet mümkün. Yan yana gelmeden tek tek değerlendirdiğimizde bile tokat gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız Bu yıkıcı bilançoyu, umutsuzluğu perçinlemek için değil ama şöyle bir silkinmek için iyi okumalıyız. İşte tam da şimdi bu ahval ve şeraitte dahi bize düşen bir vazifemiz olduğunun bilinciyle hareket etme zamanı.

Toparlanıp silkinmenin zamanıdır

Peki bu tablonun neresindeyiz? İyi düşünmek ve karar vermek zamanı. Artık herkes safını net olarak belirlemeli. İyi olandan güç almak, iyileri birleştirerek çoğaltmak yerine daima şikâyet ederek muktediri güçlendirmek mi? Aynı idealler uğruna emek veren muhalefet güçlerini ince fikir ayrılıkları nedeni ile iterek tahammülsüzlükten beslenmek, yerinde saymak mı? On yıllardır aynı sözleri söyleyerek klişeler üzerinden sözün özünü yitirmek mi? Yoksa şimdilerde bazılarının yaptığı gibi kişisel adaylık peşinde bu tablodan nemalanmak için kullanışsız bir alternatif olmaya çalışmak mı?

Çözüm için üretimin, emeğin, eşitliğin ve özgürlüklerin yeniden inşası gerekli. Sol ve sosyal demokrat ahlakın ve vicdanın devreye girmesine ve belki de en önemlisi dayanışma duygusunun ve sendikal örgütlenmenin yeniden yapılanmasına ihtiyaç var. Ancak artık solun temeli olan fikir tartışmalarından çok, değerli akıl ayrışmalarından sıyrılıp derin ayrılıkları değil beraberliği, emeği yeniden örgütlemek ve yan yana durabilmeyi başarmak gerekli. Ne yazık ki, uzunca bir süredir, çizgiler arası mücadeleler ayrılıklarla sonlanıyor. Öte yandan, sol tam da budur aslında; sürekli kendisini yenileyen bir sentezdir. Düşüncelerin asla bir vesayetin altında pranga vurulmuş, hareket alanı tamamen kısıtlanmış, her şeyin ve herkesin tek merkezden yönetildiği bir sistem değil.

Ülkemizin içinde bulunduğu tabloda ana muhalefet partisi olarak çözümün en güçlü alternatifi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) büyük bir sorumluluk taşıyor. CHP kendi tarihinde yarattığı gelişim ve değişimlerle sosyal demokrasiyi Türkiye’ye taşıyan, Cumhuriyet modernleşmesinin gerçek sahibidir. Kadroları aydınlanmayı ve cumhuriyetçiliği temsil eder. Ağır bir savaşın ve yıkımın ardından yokluklar içinde kurulan Cumhuriyetimizin kurucu partisi CHP’yi yalnızca Cumhuriyetin ve devrimlerin bebeklik hastalıkları ile anmak, zamanın ve günün koşullarından bağımsız teorik eksikliklere hapsetmeye çalışmak ve belli dönemlere sıkıştırmaya kalkışmak büyük bir hata kuşkusuz. Bu, değişimin ve solun doğasına da aykırı. Devrimler ve aydınlanma bir süreçtir. Sürdürüldükçe temellenir ve kalıcı olur. Geçmişin eksiği değil bugünün niyeti esas olmalı. Hesap sormak değil görev beklemek, bugünün eksiğini saptamak ve bugünün iyisini büyütmek zamanı şimdi. Toplumsal barış için en çok ihtiyacımız olan, kim olursa olsun ”şimdi benim sıram” diyeni değil “önce Türkiye” diyeni güçlendirmek zamanı.

Bu girişle birlikte dünden bugüne doğru yavaş yavaş gelelim. Ülkemiz çeşitli dönemlerde kritik kırılmalar yaşadı. Darbeler, krizler, süreklileşmiş Kürt sorunu ve en önemlisi bizzat Erdoğan’ın kişiliğinde biçimlenen AKP iktidarının, Türk – Kürt ayrışmasını çözmek şöyle dursun karşımıza getirdiği Sünni – Alevi, üretim – tüketim, biat -bilim ayrışmalarını iyi anlamak gerek. Bunlar arasında AKP’nin kendisi siyasetin, ülkenin dününün ve geleceğinin en büyük kırılmalarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti ilk defa bu denli ciddi şekilde rejim değişikliği tehdidi yaşıyor. Meclis Başkanı düzeyinde açıkça hedef alınan laiklik karşıtlığını sadece Meclis Başkanı’nın kişisel düşünceleri olarak değerlendirmek büyük hata olur. Meclis Başkanı, özel olarak Erdoğan tarafından oraya yerleştirilmiş ve kendisine yeni anayasayı yapacak olan parlamentonun başkanlık misyonu biçilmiş durumda. Başbakan Davutoğlu’na yönelik saray darbesi de çok iyi gösteriyor ki, Erdoğan’ın ülkeyi götürmek istediği yer, Osmanlı’nın fikri devamı niteliğinde tek adamın yönettiği teokratik bir Ortadoğu ülkesi. “Karşı devrimi” gerçekleştirmek isteyenlere karşı, “devrimi” savunanlar da olacak elbet. AKP’de ise bu karşı devrim sürecine karşı çıkacak ya da sultanın yoluna çıkacak bir grup varsa derhal derdest edilecek, tez boynu vurulacaktır elbet. Görülüyor ki AKP kaynıyor ve çöküş başladı.

MHP’nin içinden geçtiği süreç daha da karmaşık. Kendi istikbali için Erdoğan’la bile ittifak yapabilecek düzeyde koltuğa sarılmış, her gün havuz medyası tarafından övgülere boğulan, “gerekirse iktidara hukuki zeminde de destek olmaya hazırız” diyebilen Bahçeli, AKP’nin çöküşüne engel olmak için seferber olmuş gibi. Siyasi arenada sağlıklı demokratik sistemin işleyebilmesi için olmazsa olmaz kurultay dahi iktidar partisinin ikbali ve kişisel hırslar için akıl almaz bir hukuk mücadelesine muhtaç halde. AKP’nin “düşük profilli başbakanı” ile saray arasındaki uzlaşının sürdürülebilir olmayışı gibi, kurultay savaşlarının da Bahçeli’yi koruyarak AKP’ye hizmet etmeyi sürdürür şekilde sonlanması mümkün değil. MHP de kaynıyor ve Bahçeli’nin gidişi yakın.

Kürt sorununun, uzun yıllar boyunca bilinçli şekilde çözümsüz bırakıldığı; iktidarlarınn devamı için silahlarla ve çatışmayla beslendiği travma yüklü günlerin ağırlığı altındayız. Çatışmanın çözüm olmayacağını 40 yıla yakın bir yıkımla deneyimledik. Süreç adı altında tarafların çıkar çatışmalarına alet edilen Kürt vatandaşların eşit koşullara kavuşturulmasını talep etmek bile ikincil boyutta kalıyor; zira gündemde yaşama hakkı ve yaşam alanlarının yok edilişi var. Ağustos 2015’ten bu yana, devletin açıkladığı resmi rakamlara göre, 5000’den fazla PKK’lının, 700’den fazla güvenlik görevlisinin; Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın verilerine göre, 320 sivil yurttaşın yaşamını yitirdiği; 1,3 milyon insanın doğrudan etkilendiği, 320 bin insanın evsiz, yurtsuz kaldığı bu dönem asla unutulmayacak. Üstelik yaz aylarında bizi neyin beklediğini de tahmin etmemek mümkün değil.

Dolar 3 liraya yaklaşmış; giderek büyüyen bir mülteci sorunu; roketlerle vurulan kent merkezleri; çökmüş Suriye politikasının enkazı altında kalmış Türkiye dış politikası ve hepsine rağmen sıkı sıkıya rejimi değiştirmek, laikliği kaldırmak, tek adam olmak isteyen bir musibetle mücadele etmeye çalışan bir CHP var.  Dahası, yalnızca AKP ve Erdoğan karanlığının değil aynı zamanda “eski milletvekilleri” sıfatıyla makam / mevki hevesiyle yönetime bayrak açanların, ülke çıkarları için çalışmak yerine kendi partisini hedef alarak yenilgiye doymayan pehlivanların, kaostan beslenerek kendine alan açmak isteyen arsızların da hedefinde CHP var. Üst üste 8 seçim kaybetmiş, son 53 senedir partide yer alan, partiyi sol ve sosyal demokrat kadrolardan “arındırıp” ihtiyar heyetiyle şifreli kapılar ardından yöneten, -daha üzücüsü de- partinin dümenini soldan sağa çevirerek, eleştirdikleri mezhepçi çizgiye tersinden yaklaştıran politik bunalımın eski ve yeni temsilcilerinin “6 defa üst üste seçim kaybetti” diyerek Genel Başkana karşı bayrak açması en hafif tabiriyle aymazlıktır.

Türkiye’nin karanlık bir dönemden geçtiği, rejimin tehdit altında olduğu bu kritik dönemde “önce Türkiye” değil “önce ben” diyen; tek dertleri -ne yazık ki saraydaki zatla örtüşür şekilde- koltuk olan, değişime ve yeniliğe kapalı bu sabit ihtirasın temsilcilerinin böylesine bir dönemde yaptıkları, Türkiye’ye hizmet etmek olmayıp ona ilkesizlikle zarar vermektir. CHP 1995’te, 1999’da, 2002’de, 2007’de genel seçimlerde galip mi gelmiştir? CHP 1994’te –üstelik tam anlamıyla kişisel ikbal kavgasından-, 1999’da, 2004’te, 2009’da yerel seçimlerde başarısız olmamış mıdır? Kemal Kılıçdaroğlu bir iktidar partisini mi devralmıştır? Statükocu mudur? Partiyi ideolojik nedenlerle birilerine kapatmış, onları partiden uzaklaştırmış mıdır? 7 Haziran’dan sonra değil balkona, pencereye bile çıkamayan Zatın can simidi olmuş, yardımına yetişmiş midir? Hayır! Kişisel fayda ile kolektif faydayı birbirine karıştırdığımız zaman ortaya çıkan ve yanıtı çok açık olan soru şudur: Partiye en fazla zarar veren kişinin, salt partisi ya da ülkesi adına kaygıları olduğuna inanmak mümkün olabilir mi?

CHP’nin genel başkan sorunu yoktur. CHP’nin en temel kaygısı Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, bu Cumhuriyet’in temel felsefesi ışığında laik, hukukun üstünlüğü çerçevesinde adil, eşit ve özgürce çağdaş bir yaşamdır. Bunun kavgasını vermekten de asla vazgeçmeyecektir. CHP bu coğrafyada en büyük değişim önderidir ve değişimden de asla korkmayacaktır. CHP Türkiye’dir.
En güzel sözümüzü söyleyeceğimiz günleri emek ve hak mücadelesi veren milyonlarla kucaklayacağız.

Zeynep ALTIOK AKATLI
CHP Genel Başkan Yardımcısı
z.altiok@gmail.com

Bir cevap yazın