Zeynep Altıok Akatlı – Demokrasi, Özgürlükler ve İnsan Hakları Bağlamında Türkiye

Şu dünyada insanca yaşamak da yoksa

Ne kalıyor geriye, yüzyıllardan?*

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu, 25 Nisan Salı günkü oturumunda, 45’e karşı 113 oyla Türkiye’nin denetim sürecine yeniden alınmasına karar verdi. Böylece Türkiye, denetim altında olan 9 ülkeye (Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bosna Hersek, Gürcistan, Moldova, Rusya, Sırbistan ve Ukrayna) katılmış oldu. Türkiye, 13 yıl sonra Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) tarafından yeniden siyasi denetim sürecine alınarak, AKPM tarihinde ilk defa ikinci kez denetim sürecine alınan ülke oldu.

Avrupa Konseyi, Türkiye’nin de kurucuları arasında yer aldığı çok önemli bir hükümetler arası kuruluş. Ülkeler arası ekonomik ve sosyal gelişmeyi destekleyen, norm oluşturucu ve koruyucu bir role sahip. Bizim de milletvekilleri ile temsil edildiğimiz, hatta bugün Dışişleri Bakanı olan Mevlüt Çavuşoğlu’nun geçmiş dönemde başkanlığını yürüttüğü AKPM’de alınan kararlar AB adayı ülkeler için son derece önemli. Çünkü her ne kadar AB ile Avrupa Konseyi arasında organik bir bağ olmasa da, özellikle insan hakları alanında çok yakın bir çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmalar da AB üyelik sürecinde önem taşıyor. Nitekim Avrupa Konseyi üyesi olmayan hiçbir ülke AB üyesi olamadı. Avrupa Konseyi’nin norm ve sözleşme ürettiği alanlar arasında hukukun üstünlüğü, insan haklarının ve demokrasinin korunması, seçim gözlemciliği, kültürel mirasın ve eğitim hakkının korunması gibi konular yer alıyor ve bu konulara ait sözleşmeler bulunuyor.  Şimdi biz, özellikle şaibesiyle tün dünyada gayrı meşru görülen referandum başta olmak üzere, ülkemizde süregelen baskı ve hukuksuzluklar nedeniyle bu alanda bir alt lige düşmüş durumdayız. Peki bu durum birdenbire mi gerçekleşti? Elbette hayır.

Alt lige düşme süreci 

Türkiye, özellikle 15 Temmuz’dan sonra hızla otoriterleşiyor. Olağan hukuk, yerini olağanüstü hukuka bırakmış durumda. OHAL birinci yılını dolduracak ve biz bu koşullar altında şaibeli bir referandum gerçekleştirdik. Üstelik bu referandum rejimi kökünden değiştiren bir referandum oldu. Türkiye işgal edilmiş olsaydı ancak bu hoyratça yönetilebilirdi. 15 Temmuz’dan bu yana 47 bin insan tutuklandı. Hapishaneler ve gözaltı merkezlerinden işkence iddiaları hiç eksilmiyor. 104 bin 771 kişi sorgusuz sualsiz görevlerinden ve memuriyetten ihraç edildi. 5 bin 295 akademisyen üniversiteden kopartıldı, bu akademisyenlerin 451’i barış imzacısı akademisyenlerden oluştu. KHK’lar ve yüksek disiplin kurulu kararlarıyla KESK üyesi 3 bin 249 demokrat, solcu, ilerici kamu emekçisi ihraç edildi. Bugün 159 gazeteci tutuklu bulunuyor. Toplam 180 gazete, dergi, yayınevi, TV, radyo ve ajans kapatıldı, mallarına el konuldu. Çağdaş Hukukçular Derneği gibi ömrü insan hakları mücadelesi ve hukuksuzlukla mücadelede geçmiş Türkiye’nin en köklü hukuk derneği tek kalemde kapatıldı. Kapatılan dernek sayısı 1583, vakıf sayısı 141 oldu.

Durumu zaten pek de iyi olmayan Türkiye, 15 Temmuz sonrası tam anlamıyla karanlık bir girdabın içerisine hapsedildi. Kültür ve sanat dünyası da bu yıkımdan nasibini aldı. Kitapevleri basıldı, kültür merkezleri kundaklandı, oyunlar yasaklandı, salon tahsisleri iptal edildi, belediye tiyatroları kapatıldı, Kültür Bakanlığı ve Şehir Tiyatroları’ndan sanatçılar ihraç edildi. Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say müfredattan çıkartıldı, yine bir dünya sanatçısı maestro İbrahim Yazıcı sorgusuz sualsiz ihraç edildi. Sivil siyaset ise tam anlamıyla daraltıldı. Toplam 13 milletvekili tutuklandı, 86 belediyeye kayyum atandı. Referandumda partilere ve STK’lara propaganda yasağı getirildi. Kampanya yürütebilecek partiler iktidar tarafından belirlendi.

Türkiye’de manzara böyleyken, Avrupa; AB adayı Türkiye’yi uzaktan izlemedi ve bir aday ülke olduğunu hatırlatarak düzenli olarak raporlar ve değerlendirmeler yayımladı, açıklamalarda bulundu. Avrupa ile birlikte, uluslararası insan hakları örgütleri, basın örgütleri ve BM de Türkiye’de demokrasiyi, insan haklarını ve özgürlüklerini mercek altına aldı, görüş ve tavsiyeler yayınladı.

Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin Başkanı Mykola Gnatovskyy’nin Türkiye’nin işkence raporlarının açıklanmasına izin vermediğini söylemesi kayıt altına aldığımız son açıklama oldu. Bu son açıklamayla birlikte demokrasi, özgürlükler ve insan hakları üzerinden Avrupa’ya meydan okuyan hükümete yönelik sadece 15 Temmuz sonrası Avrupa’dan, uluslararası kuruluşlardan ve BM’den yapılan açıklamaları, raporları ve değerlendirmeleri hatırlatmakta yarar var. ​

Tek tek anımsayalım

  • 22 Eylül 2016 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye’de gözaltında kaybedilenlerin akıbeti konusunda kapsamlı bir çalışma yapılmadığına dair rapor hazırladı. BM Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu hazırladığı raporda ihmâl tespitinde bulunarak kayıp yakınlarının ‘terörist’ olarak damgalandığını belirtti. Grup, hükümetlerin yüzleşmeye yanaşmaması ve kapsamlı bir politika izlenmemesi neticesinde birçok ailenin sevdiklerine ne olduğuna dair gerçeği halen bilmemekte olduğunu ifade etti ve hükümeti bu kapsamda göreve davet etti.
  • 9 Kasım 2016 tarihinde AB 2016 Türkiye İlerleme Raporu yayımlandı. Türkiye için önemi yüksek bu raporda neredeyse her alanda gerileme olduğuna işaret edildi. Özellikle ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve demokrasinin uygulanması gibi konularda yaşanan gerilemeye dikkat çekildi. Türkiye’ye uygulamalarında ölçülülük çağrısı yapıldı.
  • 15 Kasım 2016 tarihinde Merkezi Washington’da bulunan Özgürlük Evi (Freedom House) ülkelerde internetin ne kadar özgür olduğunu incelediği yıllık raporunu açıkladı. Türkiye’nin kategorisi “kısmen özgür” seviyesinden “özgür olmayan” seviyesine indirildi.
  • 2 Aralık 2016 tarihinde Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Temmuz 20015’te başlatılan terörle mücadele operasyonları ve bu operasyonlar kapsamındaki sokağa çıkma yasaklarının “siviller açısından ciddi insan hakkı ihlallerine neden olduğunu” belirten bir memorandum yayımladı.
  • 13 Aralık 2016 tarihinde Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Türkiye’nin en fazla ‘profesyonel gazetecinin’ hapiste bulunduğu ülke konumuna yükseldiğini açıkladı. Sözcü Hilpert: “Türkiye’de gazetecilere yönelik cadı avı tüm bilinen boyutları aşmıştır.” ifadesini kullandı.
  • 15 Aralık 2016 tarihinde, Türkiye’nin güneydoğusundaki sokağa çıkma yasaklarına ilişkin şikayetleri değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ankara’dan açıklama talep etti. Mahkemeye, konuya ilişkin 160’dan fazla başvuru yapıldı.
  • 15 Aralık 2016 tarihinde İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Türkiye’de basın özgürlüğünün durumuyla ilgili açıkladığı raporda Ankara’ya sert suçlamalarda bulundu. Raporda, ‘Ankara yönetiminin, sözde düşmanlarına karşı acımasızca girişimlerine yönelik kontrol ve eleştirinin önüne geçmek amacıyla sistematik olarak bağımsız medyayı hedef aldığı’ belirtildi. Yine aynı raporda ‘insan hakları ve hukuk devletinin temel prensiplerinin kasıtlı olarak görmezden gelindiği’ ifade edilerek, Türkiye’de 148 gazeteci ve medya mensubunun hapiste ya da gözaltında olduğu açıklandı.
  • 16 Aralık 2016 tarihinde AKPM bünyesinde Türkiye’deki gelişmeleri takip için oluşturulan bir komisyon, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki “gerilemeyi” gerekçe göstererek Türkiye’nin yeniden “siyasi denetime” alınması önerisinde bulundu. Raporda özellikle Kanun Hükmünde Kararnamelerle 100 binden fazla kişi hakkındaki idari cezalar, on binlerce kişinin “somut delil olmaksızın” gözaltına alınması, bazı parlamenterlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve medya kuruluşlarına yönelik operasyonlar “kaygı verici” olarak değerlendirildi.
  • 18 Aralık 2016 tarihinde RSF Almanya Başkanı Christian Mihr Türkiye’de gazetecilerin bir korku iklimi içinde yaşadığını söyledi. Mihr “Gazeteciler kiminle buluşuyorum, ne zaman telefon etmeliyim diye düşünüyor, taksiciye nereye gitmek istediklerini söylemiyor sadece gidecekleri sokağın köşesinde iniyorlar” saptamasında bulundu.
  • 25 Ocak 2017 tarihinde Avrupa Konseyi Ankara’ya “gazetecileri serbest bırakın” çağrısında bulundu. AKPM’nin, “OHAL döneminde çıkarılan KHK nedeniyle medya kuruluşları ve gazetecilerin içinde bulunduğu dramatik durumdan endişe duyduğu” dile getirildi. AKPM bu kapsamda Türk makamlarından, “terör eylemlerine aktif biçimde katıldıkları gerekçesiyle suçlanmamış gazetecilerin serbest bırakmasını” istedi.
  • 31 Ocak 2017 tarihinde Freedom House bu kez 2017 Dünyada Özgürlükler raporunu açıkladı. Küresel Demokrasiye Çifte Tehdit başlıklı raporda Türkiye düşüşünü sürdürdü. Türkiye, 100 puan üzerinden yapılan puanlamada 38 puan ile 2016’da da kısmen özgür ülkeler arasında sayıldı. Ancak Türkiye 2016’da özgürlüklerin en çok gerilediği ülkeler arasında birinci oldu. 15 puan birden kaybeden ülke, son 10 yılda da özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke konumuna geldi.
  • 15 Şubat 2017 tarihinde Uluslararası Af Örgütü 2016 raporunu açıkladı. Dünyada insan haklarının durumunun incelendiği raporda, Türkiye’de işkence ve kötü muamelede artış olduğu, soruşturmaların ise sonuçsuz kaldığı belirtildi. Raporda ayrıca işkence ve kötü muamelede artış, muhalif görüşlere şiddet ve ceza, internet sansürü, düzmece sebeplerle toplanma özgürlüğü engellenmesine dikkat çekildi.
  • 1 Mart 2017 tarihinde Uluslararası Basın Enstitüsü Almanya Komitesi Başkanı Prof. Dr. Eberle Türkiye’de gazetecilerin Terörle Mücadele Kanunu ve terörist ile gazeteci arasında ayrım yapamayan mahkemelerin kurbanı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Carl-Eugen Eberle, Türkiye’de hâkimlerin, Türk siyasi liderliğinin emirleri doğrultusunda hareket ederek gazeteciler aleyhine kararlar aldığını, basın ve ifade özgürlüğünün güvence altında olmadığını ifade etti.
  • 4 Mart 2017 tarihinde ABD İnsan Hakları Raporu açıklandı. Raporun Türkiye’yle ilgili bölümünün girişinde 15 Temmuz darbe girişimi ve girişim sırasında yaşanan sivil kayıplar dile getirildi. Raporda, çok sayıda medya kuruluşuna baskın yapıldığı, çoğunun kapatıldığı, kitapların yasaklandığı, gazeteciler ve editörler hakkında ‘teröre destek’ suçlamaları ile davalar açıldığı, internet sitelerinin engellendiği ve yayın yasakları getirildiği kaydedildi. İnsan hakları ihlallerine karışan yönetici ve güvenlik güçleri hakkında soruşturma açılması ve cezalandırılmaları konusunda hükümetin attığı adımların sınırlı kaldığı da hatırlatıldı.
  • 8 Mart 2017 tarihinde AKPM Denetim Komisyonu, demokratik kurumların Avrupa standartlarında işlememesini gerekçe göstererek Türkiye’nin 2004 öncesi olduğu gibi yeniden siyasi ve hukuksal planda denetime alınmasını kararlaştırdı. Raporda Türk hükümetinin OHAL adı altında Türk anayasası ve uluslararası hukuk kurallarının ötesine geçerek “orantısız” önlemler aldığı ifade edildi. Örnek olarak KHK ile on binlerce devlet memurunun işine son verilmesi gösterildi. Kararda ifade ve medya özgürlüğü konularına da geniş yer verildi. Gazetecilerin tutuklanması ve muhalif gazetecilere yönelik baskının “demokratik bir toplumda kabul edilemez” olduğu kaydedildi. Denetim Komisyonu, bu kapsamda Ankara’dan; OHAL uygulamasına derhal son vermesini, KHK yayımlamayı ve toplu işten çıkarmaları durdurmasını, suçları kanıtlanmamış tutuklu parlamenterler ve gazetecileri serbest bırakmasını, OHAL inceleme komisyonunu işletmesini, adil yargıyı güvence etmesini, medya ve ifade özgürlüğü için acil önlem almasını, 16 Nisan referandumunu Avrupa Konseyi standartlarında düzenlemesini ve Anayasa değişikliği konusunda Venedik Komisyonu tavsiyelerini temel almasını istedi.
  • 10 Mart 2017’de Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, 16 Nisan’da halk oylamasına sunulacak anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde Türkiye’nin “otoriter bir başkanlık sistemine sürükleneceği” görüşünü ifade etti. Raporda OHAL kapsamında anayasal referandum için demokratik bir ortamın bulunmadığı görüşü dile getirildi. Venedik Komisyonu, Avrupa standartlarında anayasal referandum için, “ya OHAL uygulaması sona erene kadar referandumun ertelenmesi, ya da özgürlükler üzerindeki sınırlamaların kaldırılması” önerisinde bulundu.
  • 10 Mart 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) “Türkiye’nin Güneydoğusunda İnsan Hakları Durumu”na ilişkin bir rapor yayımladı. Cenevre’de kamuoyuna tanıtılan 25 sayfalık raporda Türkiye, ağır insan hakları ihlalleri ile suçlandı.
  • 13 Mart 2017’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) baş seçim gözlemcisi Georg Link, Alman gazetesi Heilbronner Stimmung’a yaptığı açıklamada, 16 Nisan’daki referandum öncesinde adil kampanya ortamı önündeki engellerin arttığı uyarısı yaptı. Kampanyaların büyük bir güvensizlik ortamı içinde yapıldığını dile getiren AGİT yetkilisi, muhaliflere yönelik tehditlerin de belirgin artış gösterdiğini kaydetti.
  • 16 Mart 2017 günü Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri “Kuvvetler ayrılığına saygı duymayan ve denge ve fren mekanizmalarının olmadığı bir Türkiye’nin AB’ye giremeyeceği açıktır” diye konuştu.
  • 17 Mart 2017 günü AGİT Türkiye’deki ‘partili cumhurbaşkanlığı’ referandumunun eşit koşullarda yapılmadığını belirterek, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) şeffaf davranmadığını açıkladı
  • 20 Mart 2017 günü Avrupa Konseyi gazetecilere tehditte Türkiye’nin ilk sırada olduğunu açıkladı.
  • 20 Mart 2017’de Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin Başkanı Mykola Gnatovskyy, komitenin Türkiye’ye ilişkin raporunun hükümet tarafından engel olunduğu için açıklanmayacağını bildirdi.

Yüzü Batı’ya dönük, AB adayı çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin AKP iktidarının baskıları altında getirildiği konum ve görünümü algı oyunlarının güdümüne muhtaç açıklamalardaki gibi değil, bahsedilen kayıtlı rapor ve açıklamalardaki gibidir. Demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının Türkiye’de geldiği nokta yine OHAL’in olağan (!) bulunduğu bu “baskı rejimi”nin başkan adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye hiç bu kadar özgür olmadı.” açıklamasına somut veriler ışığında yapılacak açıklamayla tam da şöyle:

  • Türkiye kişisel özgürlük sıralamasında 159 ülke arasında 75. sırada
  • 2002-2016 yılları arasında tutuklu ve hükümlü sayısı % 231,9 artmış,
  • Türkiye Küresel Hukukun Üstünlüğü Endeksinde 113 ülke arasında 99. sırada, iktidar üzerinde en az denetim olan 6. Ülke konumunda,
  • Türkiye AİHM’e en çok başvurusu olan 2. En çok başvurusu kabul edilen 1.ülke,
  • Dünya Demokrasi Endeksi’nde Türkiye 167 ülke arasında 97.sırada,
  • Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 151.sırada,
  • Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Raporunda dünyada en çok gazeteciyi hapseden ülkeler sıralamasında 1.sırada,
  • Dünya İnternet Özgürlüğü Endeksi’nde “özgür olmayan ülke” seviyesinde,
  • Küresel Cinsiyet Eşitliği’nde 144 ülke arasında Türkiye 130.sırada,
  • Kadınların Ekonomiye Katılım ve Fırsatlar Endeksi’nde 144 ülke arasında 129.sırada,
  • Türkiye OECD ülkeleri arasında Çocukların Fırsat Eşitliği sıralamasında 35 ülke arasında 34. sırada,
  • Kadına yönelik şiddet son 7 yılda %1400, kadına yönelik cinsel taciz son 14 yılda %449, çocuklara yönelik cinsel istismar son 14 yılda %434.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en antidemokratik hükümetin bu manzara eşliğinde Batı’ya demokrasi, özgürlükler ve insan hakları dersi vermesi; bu çerçevede mağduriyet yaratmaya çalışması gerçeklikten kopuktur. Demokrasiyi, özgürlükleri ve insan haklarını savunacaksak önce kendi evimizden başlamalıyız. Başlamalıyız ki, bu insanlığın tarihsel birikimi sonucu oluşmuş bu değerlerin içi boşaltılmasın; ciddiyetini yitirmesin. İnsanlığın ve Türk halkının demokrasiye, özgürlüklere ve insan haklarına ihtiyacı var.

“Büyük insanlığın toprağında gölge yok

sokağında fener

penceresinde cam

ama umudu var büyük insanlığın

umutsuz yaşanmıyor.”**

 

 

*Behçet Necatigil / Panik

**Nazım Hikmet / Büyük insanlık

 

Bir Cevap Yazın