Yavuz Okçuoğlu – Kürtler ve Sol

Bilindiği gibi Türkiye’de sol, 1960’lı yıllara kadar, ciddi bir varlık gösteremedi. 1960’tan önce var olan TKP, hedef kitlesi olan emekçi kesimler içinde bir örgütlülüğe sahip değildi. Aydın kesimlerin bir kısmını kapsasa dahi, bu yapılanma oldukça zayıftı. Bunun ötesinde mensupları, yaşanan sürgün ve tutuklamalara rağmen, iktidarla bağlarını koparamamıştı. Çünkü, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere yönelik katliamlarda Komintern’i “feodalizm tasfiye ediliyor” diye yanıltmış, iktidarın yanında yer almıştı. Buna paralel olarak Kürtlerin de içinde bir sol yapılanma yoktu veya mevcut TKP’nin içinde Kürtler yoktu. Bunun nedeni, Kürtlerin içinde eğitimli aydın kesimin zayıf olması veya olanların da, Kemalistlerin ve TKP’nin Kürtlere inkarcı yaklaşımından dolayı, kendi etnik örgütlülükleri içinde yer almalarıydı. Kürt Teali Cemiyeti içinde yer alan Abdürrahim Zapsu, Yusuf Ziya Bey, Cibranlı Halit gibi bazı Sünni Kürt aydınları, sonraki süreçte Şeyh Sait’in de içinde bulunduğu Azadi isimli Kürt örgütü içinde yer almışlar; Şeyh Sait isyanının bastırılmasından sonra da İstiklal Mahkemeleri tarafından idam edilmişlerdi. Dersimli Nuri ve Alişer gibi Alevi Kürt aydınları da önce Koçgiri isyanı, sonra da Dersim süreci içinde yer aldılar. Alişer, Dersim’de karısı Zarife ile birlikte öldürüldü. Dersimli Nuri de daha önceki Şeyh Sait ve Ağrı-Zilan isyanından kaçabilenler gibi, Suriye’ye geçti. 1959 yılında tutuklanıp Harbiye Cezaevi’ne atılan ve 49’lar diye tanımlanan ve çoğunluğu öğrenci olan Kürt aydınlarına kadar, Kürtler içinde ciddi bir aydın hareketi olmadı. O zamana kadar olanların tamamı da sol değil, etnik kaygılarla hareket eden kimselerdi. İçlerinde Şerafettin Elçi, Musa Anter, Naci Kutlay, Canip Yıldırım, Ali Karahan, Medet Serhat, M. Ali Aslan gibi isimlerin de bulunduğu 49’ların bir kısmı, sonraki yıllarda sol yapılanmalar içinde yer alsalar da 1960’lara kadar Kürtler içerisinde bir sol damardan bahsetmek mümkün değildir.

Yakın geçmiş

1960 darbesinden sonra TİP’in kurulması ile birlikte Tarık Ziya Ekinci, M. Ali Aslan, Kemal Burkay ve Naci Kutlay gibi bazı Kürt aydınları TİP içinde yer aldılar. TİP 1967 yılında yapılan doğu mitingleriyle Kürtler içinde tanınmaya başladı. Buna paralel olarak THKO, THKP-C, TİKKO gibi bazı radikal sol örgütler içinde de metropol üniversitelerinde okuyan bazı Kürt gençleri yer aldı. Aynı zamanda Kürt gençliğinin bir kısmı Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO) içinde örgütlendiler. Bunun dışında daha radikal olan bazı Kürt gençleri de Dr. Said Kırmızıtoprak’ın (Doktor Şıwan) örgütlediği TKDP (Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi) içinde yer almışlardı. Bu sıralarda İsmet İnönü, TİP’in ve sol yapılanmaların hızla gelişmesi karşısında, CHP’nin ortanın solunda olduğunu ilan etmişti. Daha sonra Bülent Ecevit CHP’nin demokratik sol bir parti olduğunu ilan edecekti; ama CHP’nin bazı söylemleri dışında program ve tüzüğünde buna uygun herhangi bir değişiklik de yoktu. Bu arada 12 Mart darbesi olmuş; TİP, 1970 Kongresi’nde aldığı “Türkiye’nin doğusunda Kürtler yaşar” kararından dolayı kapatılmıştır. Yukarıda adı geçen Kürt ve Türk örgütleri kadrolarının bir kısmı katledilir. Geri kalanları da cezaevlerine konur. 1973 seçimlerine bu koşullarda gidilir.

Bu seçimde artık CHP’nin başında, “toprak işleyenin su kullananın” diyen, Köy-Koop projesi, genel af gibi sol söylemler kullanan Bülent Ecevit vardır. Ecevit’in CHP’si 1973 ve 1977 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. Bu seçimlerde Ecevit, Kürtlerden de ciddi oylar aldı. Ama Ecevit’in söylem değişikliğine rağmen, CHP sola ve Kürtlere kapalıydı. Mitinglerinde halklara özgürlük diyenleri alanın dışına çıkarttırıyor, CHP’nin geleneksel politikalarından vazgeçmiyordu.  Ecevit’le bu işin olmayacağına inanan solcular ve Kürtler kısa bir süre sonra yeni örgütlülükler oluşturmaya başladılar. 1977 seçimlerinde Kürt sol hareketlerinden Özgürlük Yolu, Ağrı’da Orhan Alpaslan, Diyarbakır’da da Mehdi Zana ile belediye başkanlıklarını kazanmıştı. !979 ara seçimlerinde TSİP adaylarına verdikleri destekle, TSİP adayları bazı Kürt illerinde on binlerle ifade edilen oylar aldılar. Metropollerde de binlerce Kürt genci solun hemen hemen her fraksiyonunda mücadele ediyorlardı.  1976’dan itibaren de mevcut Kürt yapılarından farklı olarak PKK öncülü UKO (Ulusal Kurtuluş Ordusu) Kürt şehirlerinde örgütlenmeye başladı. UKO mevcut Kürt harekelerinden farklı olarak bağımsızlık istiyor, barışçıl mücadele biçimlerini reddederek silahlı mücadeleyi savunuyordu. Ama 12 Eylül öncesi ciddi bir gücü yoktu. Bu koşullarda 12 Eylül darbesi yapıldı. Darbeden sonra devlet sol hareketlere ve Kürtlere karşı adeta bir imha hareketine giderek idamlar, toplu kıyımlar, işkenceler, gözaltında kayıplarla korkunç bir vahşete girişti. Kürt coğrafyasında  ve Diyarbakır cezaevinde yapılan zulüm ve  insanlık dışı uygulamalar PKK’nin gelişmesine yaradı. Bilindiği gibi 40 yılı aşan bu şiddet sarmalında 50 bin civarında insanımız öldü.

12 Eylül sonrası siyasi partiler yeniden kurulmaya başlayınca, solda yer alan ve barışçıl mücadele biçimlerini savunan Kürtler önce SODEP, sonra da SHP’de yer almaya başladılar. Özellikle Erdal İnönü’nün demokrat ve uzlaşmacı tavrı bu durumu epey olumlu yönde etkiledi. Ayrıca SHP, artık CHP’nin aksine, sosyal demokrat bir parti olduğunu söylüyor ve ona uygun politikalar belirlemeye çalışıyordu. SHP metropollerdeki Kürtler ve bölge insanı tarafından benimsenmişti ve ciddi oylar alıyordu. 1989 yılında Paris’teki Kürt konferansına giden Kürt milletvekilleri devletin düzenlediği ince bir operasyonla Deniz Baykal eliyle SHP’den atılınca, yeni bir ayrışma başladı. O süreçten sonra SHP’den atılan bu Kürtlerin -devlet tarafından kapatıldıkça yeniden- kurdukları tüm partiler esas olarak sosyal demokrasinin evrensel değerleri olan barış, özgürlük, demokrasi, ekoloji, dezavantajlı kesim ve inançların hakları, kadın ve insan hakları gibi temel değerlerini savundular. Bugün HDP’de kendileriyle beraber hareket eden Türk kökenli siyasi yapılanmalarla aynı değerleri savunmaya devam ediyorlar. Haziran 2015 seçimlerinde çok ciddi bir başarı kazandılar. Ama devlet bu başarıyı hazmedemedi ve AKP eliyle o seçimi tekrarlattı. Kasım 2015’te de yine barajı aştılar. Sonrasında -eş genel başkanları dahil- tutuklu 12 vekil, aldıkları tüm belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyum atanması ve binlerce partilinin tutukluluğu sürecini yaşadılar ve bu devam ediyor. Peki sol kesimde durum ne oldu? Radikal sol yapılanmalar daha da küçülerek ayrı bir mecrada yürüyorlar. Demokratik siyaseti benimseyenlerin bir kesimi HDP ile yürürken, ÖDP, EMEP ve TKP gibi bazı yapılarda kendi kulvarlarında yürüyorlar. Ya sosyal demokrat sol ne yaptı? SHP, 1994 yılında SHP’den ayrılıp CHP’yi yeniden kuran Deniz Baykal’ın CHP’sine katılarak eski SHP’den daha geri bir konuma düştü. Sonraki yıllarda da sosyal demokrasi ile geleneksel CHP politikaları arasında yalpalayarak, %25 bandına sıkışıp kaldı.

CHP-HDP olsa…

Bunca geniş bir özeti neden mi yaptım? Geleceği tasarlarken geçmişin iyi bilinmesi gerektiği düşüncesiyle yaptım. Bugün ülkenin içinde bulunduğu durum malum.  AKP’nin faşizan uygulamaları hız kesmeden sürüyor. Tek adam diktatörlüğü adım adım parlamenter sistemin tüm mevzilerini yıkarak, iktidarını pekiştiriyor. Bu durumdan nasıl çıkılır peki? Bana göre bu durumdan güçlü sosyal demokrat bir iktidarla çıkılır. Bu iktidar,  parlamenter sistemi savunan diğer toplum kesimleriyle geniş bir mutabakat yaparak, parlamenter sistemi ve hukuk düzenini yeniden tesis ederek adım adım ülkeyi demokrasiye taşımalı. Peki bu nasıl olur? Bana göre CHP ve HDP’nin başını çekeceği  bir ittifakla bu sorun çözülür. Bu ittifak neyi temel almalı. Bu ittifakın temel alacağı şey sosyal demokrasinin evrensel değerleri olmalı. HDP’nin programı incelendiğinde zaten sosyal demokrasinin evrensel değerlerini savunan bir yapı olduğu görülür. HDP’nin 2015 Haziran seçimlerine girerken yayınladığı on maddelik seçim bildirgesi çağdaş bir sosyal demokrat partinin neler yapması gerektiğinin manifestosudur. Esasında HDP bu birlikteliğe açık bir politika izlediğini de her fırsatta pratik uygulamalarıyla dile getirdi. HDP son Cumhurbaşkanlığı ve İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde CHP’ye ortak CHP’li adaylar önerileriyle gitti. Bu konuda ayak diretip bu ortaklığı kabul etmeyen CHP’dir.

CHP 1930’lu yılların inkarcı ve asimilasyoncu politikalarını açıkça reddetmelidir.  Ana dilde eğitim dahil Kürtlerin doğuştan gelen bütün haklarını kabul etmelidir. Geçmişte Kürtlere yapılan haksız uygulamaların özeleştirisini vermelidir. Parti programında bulunan milliyetçilik gibi sola yabancı kavramları sosyal demokrat söylemlerle değiştirmelidir. Yerel inisiyatifleri güçlendiren, yerinden yönetim biçimlerini savunan projeler geliştirmelidir.  Esasında CHP tabanının büyük bir kısmı bu anlayışa sıcak bakmaktadır. Sorun, CHP üst yönetiminin kuruluştan gelen ulusalcı politikaları terk edememesi; halk ne der kaygısıyla cesaret gösterememesindedir.  CHP yöneticileri bilmelidir ki Türk halkı huzur, barış ve refah istemektedir.  Bir an için AKP’nin başlatıp da bitirdiği barış sürecini düşünsünler. Çok daha geri olan AKP seçmeni İmralı ve Kandil ile görüşmeler hakkında yapılan müzakerelere hoşgörüyle bakmış; tepki göstermemiştir. Bence esas sorun CHP’nin Kürt fobisinden kaynaklanmaktadır. Bu politika değişiklikleri sağlanınca -korktukları gibi- ülke bölünmeyecek, bilakis ırka dayalı olmayan bir vatandaşlık anlayışıyla herkesin ülkeye karşı aidiyet duygusu daha fazla gelişecektir.

Şimdi bazı CHP’li dostların “iyi güzel de peki ya PKK” itirazlarını duyar gibiyim.  Kürtlere inkarcı ve asimilasyoncu politikalar dayatılmasa, temel insan haklarını kullanmış olsalar, yasal zeminde politika yapmaları engellenmemiş olsa PKK’de, bu şiddet sarmalı da olmayacaktı. Unutulmasın ki, PKK neden değil uygulanan politikaların sonucudur. Bugün yasal zeminde politika yapmaya çalışan Selahattin Demirtaş, İdris Baluken gibi politikacılara verilen ve istenen cezalar, maalesef şiddet eksenli politika yapan kesimlerin elini güçlendirmektedir. Seçtiği belediye başkanının alınarak yerine belediye meclisinden bir kişinin seçilmesine bile izin verilmeyen Kürtün önüne siyaset içi bir seçeneği konulduğu kuşkuludur. CHP sosyal demokrat bir zeminde HDP ile yapacağı bir ittifakla, barışın elini de güçlendirir, halkın nezdinde saygınlığını ve oy oranını arttırır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak, değinmeye çalıştığım bu konular aşılmaya çalışılırsa; Türkler, Kürtler ve diğer toplumsal kesimlerin birlikte politika yaptığı geniş bir sol-sosyal demokrat ittifak sağlanır ve sosyal demokrasinin evrensel değerlerini ilke edinen bir sol kitle partisinin oluşmasının önünü açılır. Bu  partinin ilk seçimde de tek başına iktidar olacağına inanıyorum. Olmaması içinde hiçbir neden yok; yeter ki inanalım ve olabilirliği için samimiyetle emek verelim.

*Yavuz OKÇUOĞLU
SODEV YK Üyesi
yavuz@okcuoglu.com

Bir Cevap Yazın