Ulaş Aydın – Memleket ve CHP Üzerine Tezler

LSu_Rc8JAğır bir seçim sonucu ile karşı karşıyayız. %49’luk bu sonucu hiçbirimiz öngörememiştik. Seçimlerde önce bana sorulan; “Nasıl bir sonuç bekliyorsun?” sorularına hep aynı yanıtı vermiştim. “Kestiremiyorum. Bu bir seçim değil. Bunun seçme – seçilme eylemi üzerinden tariflenebilecek herhangi bir dinamiği yok. Bunun tek dinamiği var o da; kaos, çatışma, ölüm, saldırı, talan, yakma, yıkma, düşmanlık yani korku ve endişe. Sonuçlara dair söyleyebileceğim tek şey; yine aynısı olur galiba.” Aslında biraz hissetmiştim. Seçim gibi bir şey değildi çünkü yapılan. Her taraftan saldırı vardı. Sokaklarda bombalar patlıyor, kentlerde sıkıyönetim ilan ediliyor günlerce oralara milletvekilleri bile giremiyor, şehit cenazeleri isyanlarla defnediliyordu. Her gün tehdit, her gün şantaj, her gün baskıyla geçen 5 koca ay geçirdik. Sonuç bütün çıplaklığıyla bu; Yüzde 49 oy, 317 milletvekili AKP.

7 Haziran seçimlerinden önce öne sürdüğüm tezlerden biri şuydu; Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa devam edebilmesi için HDP mutlaka barajı geçmeli. Zira HDP’nin barajı geçtiği durumda görünen, AKP’nin ya tek başına iktidar olamaması ya da çok az bir farkla tek başına iktidar olmasıydı. Dediğim gibi oldu; AKP tek başına iktidar olamadı ve bırakalım Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığının sorgulanmasını, Kemal Kılıçdaroğlu birden bire başbakanlığın en güçlü adayına dönüştü. %60’lık muhalefet bloğu önerisi, ardından Bahçeli’ye “Başbakan sen ol” teklifi, meclis başkanını muhalefet seçsin tespiti, hepsi son derece yerindeydi. MHP, her zamanki gibi, tarihsel misyonunu üstlendi ve bu önerilerin tamamını boşa düşürdü, CHP’yi AKP ile “koalisyon” görüşmelerine mahkum etti ve sonunda Erdoğan’ın “Siz koalisyon kuramayacağınızı söylediniz zaten, neden bir de size hükümet kurma görevi vereyim?” soru cümlesiyle süreç tamamlandı ve 1 Kasım seçimlerine gidildi. 7 Haziran gecesi alınan tekrar seçim kararına MHP sebebiyle adım adım yaklaşıldı. Kılıçdaroğlu’nun uzlaşmacı tavrı, CHP’nin oyun bozan taraf olmama arzusu 45 günün dörtte üçünü yedi. Her şey Saray’ın çizdiği hatta şekillendi ve sonuç malum; 1 Kasım 2015.

Yakın gelecekte zor günler var

Türkiye’yi çok zor günler bekliyor. AKP asla uzlaşmacı ve toplumun tüm kesimlerini dikkate alan tüm ülkenin hükümeti gibi davranmayacak bu 4 yıllık süreçte. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na hala gitmeyen ve gideceğine dair de bir emare sergilemeyen bir muhalefet lideri var. Hepsi bir yana, Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin bu tavrı bile Erdoğan’ı çıldırtmaya yeterli. AKP’nin bürokraside, yargıda ve emniyette uykuya yatmış ve 1 Kasım sonuçlarının 7 Haziran gibi sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bekleyen kadroları uykudan uyandı. Her alanda saldıracaklardır. Arkalarında %49’luk bir siyasal iktidar desteği var. Her köşeye HES’ler, RES’ler, yeni özelleştirmeler, yeni maden katliamları, tutuklamalar, gözaltılar, kapatılan sendikalar, dokunulmazlığı kaldırılan milletvekilleri, milletvekillerine randevu bile vermeyen kaymakamlar dönemine kapı aralandı. Türkiye çok büyük bir fırsatı kaçırdı.

Sokakta ise işler hiç iyi gitmiyor. Ardı ardına patlayan bombalar ve 5 ayda sadece patlayan bombalarla 135 insanın katledilmesi, toplumsal muhalefete uzun süre sessizlik olarak yansıyacaktır. Sendikalar, kitle örgütleri, siyasi partiler güvenliğinin sağlanmayacağını düşüneceği eylem ve etkinlikleri gerçekleştirme konusunda endişe yaşayacaktır. Devlet, toplumsal muhalefetin dizginlenmesi konusunda IŞİD’in etkisini test etti ve bunu fırsata çevirmekten asla geri durmayacaktır. Tarihi paramiliter güçler, kontrterör uygulamaları ile dolu bir devletin IŞİD gibi bir korku mitini uzun süre elinde bir terbiye aracı olarak kullanacağından hiç şüphemiz olmasın.

CHP için durum iyidir diyemiyorum, durum kötüdür de diyemiyorum. CHP çok sert bir %25’lik bloğa oturdu. Buradan ne yukarı çıkabiliyor, ne de aşağı iniyor. Bu baskı ve terör ortamında CHP’nin hala bu ülkenin dörtte birini inatla ve inançla temsil etmesini değerli buluyorum. Daha da önemlisi, bu ülkeyi ülke yapan, değer üreten, bilgi üreten, kültürü yeniden üreten, iyi eğitimli, çağdaş, aydınlanmacı, yüzü batıya dönük geniş bir kesimin neredeyse tamamına yakınının da bu %25’lik blokta yer alışı başlı başına umut verici. Peki neye yarar? Pastadan Kur’an yapan bir kültürel toplamın siyasal iktidara tek başına demir atması, daha da kötüsü pastadan Kur’an yapacak yeni milyonlar yetiştirmeyi hedeflemesi, ülkenin hızla geriye doğru gitmesi herkes için son derece endişe verici. CHP’nin bu endişelenen %25’lik toplulukla, gençlerle, işçilerle, yok fiyata ürünleri giden çiftçilerle, geleceği belli belirsiz öğrencilerle, ücretsiz işçi ev kadınlarıyla organik bir ilişki kurması zorunlu. Seçimden seçime oy verme davranışı ile muhalefet edilemez artık. Önümüdeki günlerde göreceğimiz gibi TBMM son derece anlamsız ve işlevsiz bir kuruma dönüşecek. Muhalafet olarak 276’nın altında kaldığınız zaman AKP gibi despot bir partinin çoğunluğunun gölgesinde ya çok iş yapılır ya da hiçbir şey yapılamaz. Burada kitlelerin mobilize edilmesi, parti binalarının birer kampa dönüşmesi, gençlerin akın akın buralarda yeni bir muhalefet kültürü inşa etmesi hedeflenmeli. Yani muhalefeti kitlelere yayıp, kitlelerle beraber örgütlemeyi hedeflemeli CHP. 1 Kasım’dan sonra CHP’nin uzlaşmacı olmasının, dini söylemleri kullanıp kullanmamasının, parti yönetim organlarına daha fazla sağcı, liberal almasının hiçbir anlamı kalmadı. Çünkü karşımızda son derece tehlikeli bir AKP var. Yıkmaya, yakmaya, kalanı da darmadağın etmeye geliyor. Artık CHP için kavga zamanı.

Bugün artık farklı bir sol, farklı bir CHP gerek

7 Haziran seçimlerinden önce Kılıçdaroğlu’nun izlediği seçim çalışmasını son derece başarılı bulmuştum. Fakat artık durum değişti. Bu çizgi 4 yıl sonra da benzeri bir sonucu verecek. Sorun genel başkanlık sorunu değil. Kemal Kılıçdaroğlu CHP için çok büyük şans. Çok iyi bir genel başkan, dürüst, temiz ve kibar birisi. Bir Cumhuriyet prototipi. Tırnaklarıyla kazıya kazıya hayata tutunmuş, okumuş, çalışmış ve CHP Genel Başkanı olmuş bir kişi. Ama artık bu nezaketi kaldıramayacak düzeyde saldırıya maruz kalacağımız bir iktidar süreci bizi bekliyor. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun öncelikle MYK’yı, PM’yi, yakın çalışma arkadaşlarını, 1 Kasım öncesi parti politikasını ve sonrasını düşünüp, tartışıp yeniden şekillendirmesi gerekiyor. Bu ideolojik hat, bu siyasal perspektif devam ettiği müddetçe partinin başında Kılıçdaroğlu olmuş veya bir başkası olmuş hiç farketmeyecek. Sonuçlar yine aynı olacak. Kılıçdaroğlu’nun baskının yoğunluğunu kaldıracak bir direnişi örmesi gerekiyor. Partiyi bir okula çevirmesi; umudun, o %25’lik bloğun ve dahasının mevzisine dönüştürmesi şimdilik tek çare görünüyor. AKP 13 yıllık iktidarı süresince toplumsal kesimler arasında çok kalın bir duvar ördü. Oy geçişkenliği çok azaldı. İnsanlar siyasal partileri, demokrasinin gereği, ülkeyi yönetme organizasyonları olarak değil birer mevzi, birer kale gibi görmeye başladı. Kemik seçmen grupları oluştu. Bunlar çok zor yer değiştiriyor. Bu gerçeği göz ardı ederek siyaset üretemeyiz. Dolayısıyla kendi kitlemizi canlandırmamız, kitleler ile birlikte muhalefeti örgütlememiz öncelikli işlerimizden olmalı. Bürokrat siyasetçi modelinin milletin vekili olarak muhalefeti örgütlemesi “eski Türkiye’de” kaldı.

Dünyada sosyal demokrat hareketler hızla eriyor, güç kaybediyor. Neoliberal politikalar karşıtı, emek yanlısı bir hat yavaş yavaş şekilleniyor. İspanya, Yunanistan, Portekiz, son olarak İngiltere İşçi Partisi Genel Başkanlık seçimleri bunun en önemli işaretleri. AB’de hızlı bir ekonomik ayrışma var. Gelir, refah, işsizlik alanlarında ülkeler arası makas gözle görülür bir biçimde açılıyor. Geleneksel sosyal demokrat partiler muhafazakarların gölgesinde yavaş yavaş eriyor. Buna karşı yeni bir sol hat da kendisini hissettiriyor. Türkiye’de insanlığı temsilen barbarlık ile mücadele etmek zorunda kaldığımız için bu emek hattının yükselişini henüz kavrayamadık. Fakat tarihsel olarak da geleceğimiz nokta burası olacak. Türkiye bu şekilde ne kadar devam edebilir? Gelir dağılımında adaletsizlik, hukuksuzluk, yüksek işsizlik, büyüyememe, Kürt Sorunu, Ortadoğu’da karılan kartlar ve dahası derken Türkiye’deki geçişin sert bir geçiş olacağını öngörememek büyük eksiklik olur. CHP’yi, solu, sosyalistleri ve hatta Kürtleri yakından ilgilendiren bu hattın önümüzdeki yıllarda çokça tartışılacağı açık. Tartışmaların gerisinde kalmadan olacağı öngörmek ve buna göre hazırlıklarımızı yapıp konumlanmak da bizim görevimiz. Hem bizim hem de CHP kadrolarının…

*Ulaş Aydın,
Psikolojik Danışman,
ulas.aydin@hotmail.com

Bir cevap yazın