Ufuk Saka – Cumhuriyetçiler, Demokrasiciler..

Cumhuriyet şu.

Demokrasi bu.

Parlamento şu.

Başkan bu.

Batı meseleye şöyle bakıyor.

Ortadoğu’da işler böyle yürüyor.

Kapitalizm zaten şudur.

Vesayet zaten budur.

Öyle..

Böyle..

Şöyle..

Peki yeni zamanlarda savaşa dair, barışa dair, ekonomiye dair, siyasete dair, sınıflara dair, her şeye dair kamuoyu(?)nca bilinenlerin, o “bilgi”nin kaynağı ne?

Özellikle yeni zaman kanaat kadılarının o “bilgi”lerinin kaynağı ne?

Yahut kim?

Kimler?

Elbette gönül ister ki örneğin şu akademik emek, bu düşünür, şu kitap, bu makale olsun bu sorunun yanıtı.

Peki öyle mi?

Yeni zamanlarda o “bilgi”nin kaynağı büyük çoğunluk itibarıyla başka kanaat kadıları.

Dağdan taştan fışkıran kanaat kadıları.

Kerameti kendinden menkul kanaat kadıları.

Gerçek hayata dair gerçeklik algılarını yitirmiş, gerçek heyecanlarını yitirmiş yeni zaman şaşkınları.

Sağdan soldan birbirlerini besleyerek şişiyorlar.

Eklektik, derinliksiz, boş, anlamsız..

Ama pek etkili..

Peşlerinden milyonlar yürüyor.

Nadiren ve her nasılsa ağızlarından belki bir iki makul(?) cümle çıkıyor ve bozuk saatlerin de günde iki kez doğru saati gösterebildiğini hatırlıyoruz.

Erken kalkanın kanaat kadısı kesildiği günümüzün bu vasatı bir anda ortaya çıkmadı kuşkusuz.

Bunun da bir müktesebatı var.

Ama konumuz bu değil.

Cumhuriyet Devrimi..

Bu uzunca giriş, yaşadığımız bu vasatta Cumhuriyet ve Demokrasi konularında aklımızdan geçenlerin, söylemeye çalışacağımız sözlerin, yaşamda hangi karşılığı hak edeceğine dair tedirgin farkındalığımıza işaret etmek için.

Cumhuriyet bir devrimdi. Ufkunda aydınlanma, özgürlük ve tam bağımsızlık olan gerçek bir devrimdi. Devrim sözcüğüne yüklenecek tüm anlamlar itibarıyla tam teşekküllü bir devrimdi.

Cumhuriyetin inanmış, tutkulu, genç kadroları büyük heyecanlarla işe koyuldular. Eğitimde, yargıda, endüstride, tarımda, ekonomide hayatın bütün alanlarında muazzam işler yaptılar. Zaferle sonuçlanan kurtuluş savaşını yeni bir ülke, çağdaş, aydınlık bir ülke yaratma ülküsüyle taçlandırdılar.

Tarihsel olarak bu süreç, hiç kuşkusuz, cumhuriyet devriminin ufkundaki değerleri, yani aydınlanmayı, özgürlükleri ve tam bağımsızlığı genç ülkemizde kurumsallaştıracak demokrasi mücadelesiyle sürecekti ve öyle de oldu. Cumhuriyet tarihimiz aynı zamanda, demokrasi mücadelesi yani esas itibarıyla özgürlükler mücadelesi yolunda örgütlenmelerin, eylemlerin, bu yolda çekilen acıların da tarihidir. Cumhuriyet tarihimiz, aynı zamanda, katledilen, sürülen, cezaevlerinde çürütülen aydınlanmacı, özgürlükçü, tam bağımsızlıkçı bilim insanlarının, sanat-edebiyat insanlarının, gazetecilerin, araştırmacıların, öğrencilerin, kadınların, erkeklerin de tarihidir.

Yapay ayrışma

Böyledir böyle olmasına ama bir yandan da bir tuhaf  “dil”ler kaosunun içindeyiz son yirmi, yirmi beş yıldır. Aralarında geçişli alanlar olsa da Cumhuriyet sevdalıları ile Demokrasi sevdalıları arasında tuhaf biçimde bir mesafe var. Dilde hemen görünen, bakışta hep bilinen ve eylemde nadiren aşılabilen bir mesafe var.

Örneğin “Gezi” günlerinde aşılmıştı bu mesafe ve o müthiş sonucu biliyoruz. Örneğin “Adalet Yürüyüşü”nün ardından Maltepe’de gerçekleştirilen “Adalet Mitingi”nde aşılmıştı bu mesafe ve iki milyonun üzerinde insan bir araya gelebilmişti.

Her ikisi de esas itibarıyla aydınlanmacı olan bu iki büyük blok öncelikleri itibarıyla birbirine uzak. Bu iki büyük grup, Türkiye siyasetine yansımaları itibarıyla çok ciddi bir farklılık olarak mesela Kürt sorununa yaklaşımları bakımından birbirine uzak.

Her iki grubun beslendiği ve hiç kuşku yok siyasi iktidarın iştahla desteklediği farklı “propaganda kaynakları” bu uzaklığın sürdürülmesinde son derecede önemli bir rol oynuyor. Mesela hiç bir fırsatı kaçırmadan “CHP’yi küçümsemek” bir yanda olağan bir davranış alışkanlığı iken, diğer yanda mesela Kürt sorunu üzerinden karşı tarafa “bölücülük” yakıştırmaları, bu iki grubun arasındaki mesafenin muhafazasına büyük katkılar sunuyor.

Örnekler çoğaltılabilir elbette. Mesela “Yetmez ama evet”, mesela “Ekmeleddin”, bu gruplara yakıştırılsa da yakıştırılmasa da bu gruplar arasındaki mesafenin propaganda kaynakları olarak etkisini hiç yitirmiyor.

Halbuki, bu iki grubun seçmen tabanları, birlikte ya da ayrı ayrı, siyasi iktidara karşı aynı blok içinde mücadele edemezlerse Türkiye siyasetinin varacağı ve çoktandır her vesileyle kendini müjdeleyen karanlık kaçınılmaz. Aralarındaki bütün sorunlara karşın, siyasi iktidarla emperyalizm arasındaki ittifak güçlü ve etkili.

Cumhuriyetçilerin ve Demokrasicilerin temel konulardaki ayrılıklarını bir zaman askıya alıp ortak mücadele yürütmeleri bir zorunluluk. Taraflardan bu yönde “kanaatler” zaman zaman paylaşılsa da, henüz ciddiye alınır bir yol kat edildiği söylenemez. Peki bu buluşma olanaksız mı? Elbette değil..

Zor zamanlar, kendi zor çözümlerini dayatırlar. Tarih böyle yazılır. Siyasi toplumsal refleksleri askeri darbelerle defalarca saldırıya uğramış, özgürlükçü kuşakları defalarca telef edilmiş olsa da, güzel ülkemizin bunu sağlayacak tarihsel birikimi, bunu kotaracak siyasi gücü vardır.

Güzel ülkemizde, ufkunda aydınlanma, özgürlük ve tam bağımsızlık olanların iktidarı mümkündür. Bu önemli buluşma gerçekleştiğinde, yakındır da..

*Ufuk SAKA
Mühendis
ufuksaka@gmail.com 

Bir Cevap Yazın