Tolga Karagöz – Amerikan Rüyasının Kabusa Dönüştüğü Yolculuk

Dünyanın pek çok yerinde insanlar, ekonomik ve siyasal krizler, iç savaş, şiddet ve doğal afetler nedeniyle doğup büyüdükleri, yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalıyorlar. Göç, özgür irade ile verilmiş bireysel bir kararın çok daha ötesinde zorunlulukların baskın geldiği; göç edeni, geride bıraktığı yakınlarını ve toplumu ilgilendiren uluslararası bir sorun alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak çok boyutlu etkiye sahip olan göç, Birçok ülkenin, uluslararası ve uluslarüstü oluşumun öncelikli gündemi haline gelmiş durumda.

Bulunduğumuz coğrafyaya olan uzaklığı nedeniyle, tarafımızca biraz göz ardı edilmiş olan önemli göç trafiğinin yaşandığı alanlardan bir tanesi de, Güney Amerika ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasındaki güzergâhtır.

Orta Amerika ülkeleri Guatemala, Honduras, El Salvador’daki yoksulluk ve şiddet birçok kişiyi göçe zorlamaktadır. Guatemala Meksika arasında sınırı oluşturan Suchiate nehrinden geçerek başlayan göç yolculuğu ortalama bir ay sürmekte, bu yolculuğun önemli bir kısmı yük trenleriyle kat edilmektedir.

Meksika üzerinden ABD’ye uzanan göç, Akdeniz rotası ile birlikte göçmenler için en tehlikeli yolculuklardan biridir. Yolculuğun biçimi ve zorlukları farklılık göstermekle birlikte, her iki rotada da devletlerin göçe yaklaşımları nedeniyle düzensiz göçmenler hayatlarını riske ederek güvenli olmayan bir yolculuğa çıkmakta, sınırları geçmeye çalışmaktadırlar. Dikenli teller ve duvarlar göç ve sınırlara ilişkin sıklıkla zihinlerde beliren imgelerdir. Oysa Meksika’dan ABD’ye uzanan yolda sadece kuzey ve güneydeki devletler arasındaki resmi sınırlar değil, koridordaki haydutlar, çeteler, güvenlik kuvvetlerinin şiddeti, açlık, susuzluk, yürüyerek aşılması gereken uzun yollar, iklim şartları ve çöller gibi farklı sınırlar da aşılmalıdır.

Çeşitli sorunlar nedeniyle tekinsiz bir rotada ilerleyen göçmenler, kaçırılma, soygun, yaralanma, tecavüz ve öldürülme risklerini bilerek, geride kalanları için daha iyi bir gelecek sağlayabileceklerini düşünerek göçe başlıyorlar.

Kadın göçmenlerin kaçırılmaları, tecavüze uğramaları ve kendilerinden bir daha haber alınamaması da göç yolundaki zorlu gerçeklerden biridir. 

Her on göçmen kadından altısının taciz ya da tecavüze uğradığı çeşitli kaynaklarda belirtiliyor. Kadınların tecavüz sonrası hamile kalmamak için göç yoluna çıkmadan önce uzun süre etkili korunma iğnelerinden yaptırdıkları da bilinen gerçekler arasında.

Popülist Sağ’ın Göçmen İstismarı

Son yıllarda en çok tartışılan konulardan biri otoritaryen popülizmin dünya çapındaki yükselişi oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında ve başkan seçildikten sonraki yabancı düşmanı ve ırkçı söylem ve uygulamaları tartışmaları alevlendirdi. Trump, 2016 başkanlık seçimini “Önce Amerika” (“America First”) ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (“Make America Great Again”) sloganlarıyla yürütülen milliyetçi kampanyayla kazandı.

Seçim öncesinde verdiği “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap”ma “sözü”nü hayata geçirmek için uluslararası anlaşmaları yeniden değerlendiren, yasadışı göçmenleri sınır dışı etmek ve Müslümanların ülkeye girişini yasaklamak için çalışan Trump, ülkeye göçmen girişini engellemek için Meksika sınırına duvar inşa etme konusunda ısrar ediyor ve sınıra asker yığıyor. Amerika’yı yeniden büyük bir ülke yapma vaadinin arkasında siyahlara, Hispaniklere, göçmenlere kaptırdığını düşündüğü siyasi ve ekonomik üstünlüğü yeniden ele geçirerek “beyaz Amerika”yı güçlendirme düşüncesi bulunuyor.

Klasik Amerikan demagogları gibi Trump da elitlerin arkasında bırakıldıklarına inanan insanların korkuları, sıkıntıları ve öfkeleri üzerine oynayarak; onları harekete geçirmek için Wall Street’ten Meksika sınırından geçtiği iddia edilen göçmenlere kadar uzanan günah keçilerini hedef göstermekte.

Otoriter popülist bir lider olarak bir yandan elitler karşısında “halkın sesi” olduğunu iddia ederken bir yandan da “Önce Amerika” söylemini kullanarak ve düşmanlar (ya da günah keçileri) karşısında “Amerikayı yeniden büyük yapma” vaadinde bulunmakta. Cleveland’da yaptığı adaylık konuşmasında kendi planıyla rakipleri arasındaki en önemli farkın kendilerinin “Önce Amerika” demeleri olduğunu söyleyen Trump amentülerinin küreselleşme değil, Amerikancılık olacağını söyleyerek kitleleri coşturmayı başarmıştı. Amerika’nın “Önce Amerika” demeyen politikacılar tarafından yönetildiği sürece “hak ettiği saygı”yla karşılaşmayacağını söyleyen Trump (2016) göreve başlama töreninden bugüne kadar bu söylemini yüksek sesle devam ettirdi.

Trump’ın söylemlerinde politik popülizm net biçimde görülebilmektedir. ABD-­‐Meksika sınırına duvar örülmesi projesi, ABD sınırını yasal olmayan yollardan geçen göçmenlerin sayısının fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Trump’a göre bu göçmenler, toplumun güvenliğini tehdit etmektedir. Haziran 2015’te yapmış olduğu bir konuşmada ülkeye gelenlerin “problemli” olduğunu ve suça sebebiyet verdiğini şu şekilde iddia etmiştir:

“Meksika vatandaşlarını gönderirken, en iyilerini göndermiyor… Bir sürü sorunu olan insanları gönderiyor ve o insanlar sorunlarını da beraberlerinde getiriyor. Uyuşturucu getiriyorlar. Suç getiriyorlar. Bu insanlar tecavüzcü.”

Bu açıklamada, Meksika’dan gelen göçmenlerin uyuşturucu ve tecavüz gibi çeşitli suçlardan sorumlu olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, “Meksika… en iyilerini göndermiyor” ifadesindeki “göndermiyor” kelimesi, Meksika’nın vatandaşlarını ABD’ye özellikle gönderdiği anlamını çıkarmak mümkündür. Bu açıklamayla Trump, ülkede artan suç oranlarıyla ilgili Meksikalı göçmenleri ve dolaylı yoldan da Meksika’yı hedef göstermektedir. Meksikalı göçmenler toplumun ötekisi haline getirilirken, Meksika ABD’deki suçların dış kaynağı ve/veya sorumlusu olarak gösterilmektedir. Benzer şekilde, Trump yaşanan suçları ve düzensiz göçmenleri Demokratlarla ilişkilendirip, onları sorumlu ilan etmiştir. Demokratların düzensiz göçmenleri oy potansiyeli olarak gördüklerini savunan Trump’a göre; “Demokratlar sorun. Suçu önemsemiyorlar ve yasa dışı göçmenleri, onlar her ne kadar kötü olursa olsun, istiyorlar…”. Düzensiz göçle mücadele için ABD-­‐ Meksika sınırına duvar örmeyi seçim sürecinde vadeden Trump, bu projenin mali bedelini ise Meksika’ya ödeteceğini belirtmiştir. Trump’ın göçmenlere yönelik bu ve benzeri açıklamalarını, popülizmin toplumu kutuplaştırmasının ve yaşanan sorunların kaynağı olarak iç/dış güçleri göstermesinin bir örneği olarak görmek mümkündür.

Göç Küresel Bir Sorun Haline Geldi

Dünya, tarihinin en büyük mülteci dalgasıyla karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Temmuz 2018 verilerine göre dünya genelinde 68,5 milyon zorla yerinden edilmiş insan. Mültecilerin %68’i Suriye, Afganistan, Güney Sudan, Myanmar ve Somali’den geliyor. Mültecilere ev sahipliği yapan ilk beş ülke arasında ise Türkiye, Pakistan, Uganda, Lübnan, ve İran bulunuyor.

Bir göçmen ülkesi olarak tanımlanan ABD’de ise ülkede yaşayan ‘yasadışı göçmenlerin sayısı yaklaşık olarak 13 milyon. Bu toplam nüfusun 3.5 – 3.8’ine tekabül ediyor. Yasal yollarla ülkeye giriş yapmış olan göçmenleri ve ailelerini kapsayan 43,7 milyon göçmen içerisinde bir dönem yasadışı yaşamış ama sonradan yasal haklar edinmiş göçmenler de var. Mülteciler ile ilgili rakamlara baktığımızda US Department of State’in verilerine göre ABD’ye  84,989 kişi mülteci olarak giriş yapmış. Mülteci gönderen ilk beş ülke içerisinde Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Suriye, Burma, Irak ve Somali yer alıyor. İltica hakkı verilen vatandaşların ise Çin Halk Cumhuriyeti, El Salvador, Guetamala, Honduras ve Meksika vatandaşları olduğu görülüyor. Yapılan tahminlere göre ise 2016 yılı itibarıyla yaklaşık 300 bin göçmen Meksika-Amerika sınırını kullanarak ülkeye giriş yapmaya çalışmış. Yakalanmadan geçiş yapanlar ise ağırlıklı olarak California, New York, Teksas, Michigan, Ohio gibi eyaletlere dağılmış.

Amerika-Meksika Sınırı ve Duvar Ne Durumda?

Amerika – Meksika sınırı toplam 1,954 mil (3,145 km). Sınırın 653 millik bölümünde halihazırda bariyer, duvar veya boyu 18 feet’i geçen demir tel örgüler bulunuyor. Bu bariyerlerin çoğunu ise 2006 yılında Güvenli Tel Örgü Yasası (Secure Fence Act) ile George W. Bush inşa etmişti.2019 sonu itibariyle Trump’a karşı yapılan bütün baskılara rağmen duvarın 100km’lik bölümü tamamlanmış durumda. Trump yönetimi 127 farklı askeri yapı projesi için ayrılan 3 milyar dolarlık bütçeyi duvarın inşasına aktardı. Bu bütçeyle 300 kilometrelik bir sınır duvarı yapılacak.

Sınır boyunca toplamda 30 kontrol noktası ve 25 yasal giriş kapısı bulunuyor. Sınırın ABD kısmı boyunca çöl arazisi, dağlık ve kırsal alanlar olduğu gibi San Ysidro ve El Paso gibi şehirler de yer alıyor. Trump, sınırın kalan kısmını da tamamlayarak ABD’ya bakan bölümü estetik olacak duvarın inşası konusunda Twitter’dan örnekler sunmaya da devam ediyor.

Şimdiye kadar yapılan duvar çalışmaları ve agresif  bir seviyede arttırılan devriye sayıları, sınırdan geçiş oranını geçtiğimiz yılın Ağustos ayı verilene göre %56 azaltmış durumda.

Güvenlikçi Politikalarla Göç Sorununu Ele Almak

Amerikan silahlı kolluk güçleri sınırda Trump tarafından yaratılmış bir düşmana karşı teyakkuz halinde. Trump, siyasetinin tam da ihtiyaç duyduğu gibi yanı başında suni bir tehdit endişesi oluşturularak yeni düşmanlar yarattı.

Bu düşmanın Trump’ın türlü tweetleri ile ABD’yi işgal etme niyetli suçlu insanlar olarak sunulması ve konunun ABD için varoluşsal bir tehdit boyutuna taşınması güvenlikleştirme sürecinin vazgeçilmez tuğlası oldu. Bu süreç içerisinde muhalif sesler bu tehditlere yeterli duyarlılık taşımamakla ve hatta bilfiil bu tehditleri ortaya çıkarmakla bile suçlanmaktalar. Konu ile ilgili akılcı tartışmanın bu şekilde susturulması hem yanlı haberlerin doğrusunun ortaya çıkmasına engel olduğu gibi hem de konuyla ilgili istenilen odak üzerinden ve hukuki süreçler dışında çözüm üretilmesinin sağlanmasına meşru bir zemin hazırlamaktadır.

Peki tehdidin gerçekliği konusunda yeterli bilgiye erişimi olmayan ama kaygı düzeyi yükselmiş seçmen, tehdidi sorgulayan ve terörist ilan edilen Demokratlara mı yoksa bu tehdidi en sert şekilde ortadan kaldırmaya talip Cumhuriyetçilere mi yönelecek?

Kısa vadede ABD’de ve benzer pek çok Avrupa ülkesinde görülen bu gelişmeler iç politikada öne geçmek için kurulan başarılı bir oyunun tezahürleri olarak değerlendirilebilir, ancak bu yaklaşım ne yazık ki, güvenlik konusu haline geldiği için pek de tartışılmayan asıl konu olan göç olgusu konusunda akılcı çözümler üretmekten ülkeleri alabildiğine uzaklaştırmaktadır.

Göç dalgasının faturasının iç siyasetteki rakip aktörlere veya Soros gibi “inşa edilmiş” aktörlere kesildiği her gün, kaynak ülkelerin yoksulluk, yolsuzluk ve yüksek şiddet olaylarının getirdiği istikrarsızlıklarını gidermekten, bu ülkelerde sürdürülebilir kalkınmaya destek olmaktan, hedef ülkedeki işverenlerin de ihtiyaç duyduğu istihdamı sağlayacak yasal göç yollarının alternatif olarak sunulmasından ve adil bir uluslararası göç yönetiminden hızla uzaklaşılmaktadır.

*Tolga KARAGÖZ
Gazeteci,
t.karagoz@aksoyarastirma.com