Tevfik Sönmez Küçük – Cumhurbaşkanı Adayını Belirleme Usulü Üzerine Notlar

16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen anayasa değişikliği referandumu erkler arasındaki hukuki ilişkiyi yürütme organının lehine bozmuş ve geniş anayasal yetkilerle donatılan bir cumhurbaşkanlığı makamı oluşturmuştur. Bu çerçevede, söz konusu Anayasa değişikliği, hükümet sistemini değiştirerek Cumhurbaşkanının mevcut yetkilerini artırmakla kalmamış ve ayrıca Cumhurbaşkanı adayı gösterilme usulünü de değiştirmiştir. Şöyle ki, Anayasanın 101. maddesinin 3. fıkrasında 2007 yılında yapılan değişiklikle, Anayasada belirtilen koşulları sağlayan bir kişinin Cumhurbaşkanı adayı olması, ya yirmi milletvekilinin yazılı teklifine ya da en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oyların toplamı ile hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partilerin ortak aday göstermesine bağlıydı. İşte 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum ile bu hüküm değiştirilmiş ve Anayasanın 101. maddesinin 3. fıkrasına “Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüz bin seçmen aday gösterebilir.” düzenlemesi eklenmiştir. Bu anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı adayının nasıl gösterileceğine ilişkindir. Söz konusu çalışma ise aday gösterilme sürecinden önceki, yani Cumhurbaşkanı aday adayları arasından seçim yapıldığı aşamayı kapsamaktadır. Ayrıca bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi CHP)’ni odağına alarak,16 Nisan 2017 Referandumunda birlikte mücadele eden hayır bloğunun Cumhurbaşkanı adayını nasıl belirlemesi gerektiği sorusu üzerinde yoğunlaşacaktır.

Bir uzlaşı metninin oluşturulması

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde hangi yöntem kabul edilirse edilsin, her aday adayının uyacağına dair taahhütte bulunacağı bir uzlaşı metninin oluşturulması zorunludur. Bu uzlaşı metni, CHP önderliğinde “hayır” bloğunu oluşturan diğer siyasal partilerle görüşülerek hazırlanmalı ve aday tespit süreci neticesinde kim Cumhurbaşkanı adayı olursa olsun bu adayın siyasi profilini ortaya koyabilecek açıklıkta olmalıdır. Bu metnin hazırlanma süreci ve içeriği üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçiminin kazanılmasında, seçmenler nezdinde adayın kimliğinden ziyade siyasi portresinin önem arz ettiği savunulabilir. Bu durumun en azından “hayır” bloğunu oluşturan seçmenler için geçerli olduğu açıktır. Unutulmamalıdır ki, 16 Nisan 2017 Referandumunda “hayır” bloğunun başarısının sırrı, kampanyanın şahıslar üzerinden değil kavramlar üzerinden yürütülmesinden geçmekteydi. Uzlaşı metninin, diğer paydaşlarla görüşülerek kaleme alınacağı ifade edilmişti. Ancak, buna rağmen, belli kavramların olmazsa olmaz unsur olarak metinde yer alması gerektiği ileri sürülebilir. Örneğin, belirlenecek Cumhurbaşkanı adayının laiklik, demokrasi, Atatürk milliyetçiliği ve hukuk devleti gibi Cumhuriyetin değerleri başta olmak üzere Anayasanın değiştirilemez maddelerine sadık kalacağı güvence altına alınmalıdır. Metne, Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde referandumla kendisine tanınmış anayasal yetkileri tek başına kullanmayıp milli iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ile paylaşacağı veya Cumhurbaşkanının herhangi bir siyasi partiye üye olmayacağı gibi hususlar da eklenebilir. Bu uzlaşı metni, diğer paydaşlarla görüşülerek daha dazenginleştirilebilir. Burada amaçlanan, Cumhurbaşkanı adayı kim olursa olsun, seçmenlerin zihninde ortak bir Cumhurbaşkanı kimliği oluşturabilmektir.

Üç oylamanın yapılacağı kapsayıcı bir aday tespit süreci

Görüldüğü gibi, aday tespit sürecinin işletilmesinin ilk şartı, uzlaşı metnine uyulacağına dair bir taahhütte bulunmaktır. Bu koşulu sağlayan aday adayları bakımından sürecin, üç oylama gerçekleştirilecek şekilde işlemesi önerilebilir. Buna göre, birinci oylama milletvekillerinin arasında yapılır. Bu oylamada CHP milletvekilleri oy kullanma hakkına sahiptir. TBMM’de grubu bulunan ve üyesi olduğu grubun içerisinde veya bireysel düzeyde başka bir Cumhurbaşkanı adayı lehine imza atmamış diğer parti milletvekilleri ile aynı nitelikleri taşıyan bağımsız milletvekilleri de bu oylamada oy kullanabilmelidir. Bu oylamada her bir milletvekili en fazla bir aday adayı lehine oy kullanabilir ve oylama, Cumhurbaşkanı seçiminin yapılacağı günden en az altı ay evvel bitirilmiş olmalıdır. İkinci oylama ise CHP üyeleri arasında gerçekleştirilir. Üyeler arasındaki oylamaya, Cumhurbaşkanı adaylığı seçiminin yapılacağı günden on iki ay önce üyelik aidatlarını eksiksiz bir biçimde ödemiş ve en az bu kadar süredir parti üyesi olarak kayıtlı kişiler katılabilir. Söz konusu oylama, Cumhurbaşkanı seçiminin yapılacağı günden yedi ay evvel ilk pazar günü yapılmaya başlar; yedi hafta boyunca yedi ayrı coğrafi bölgede her pazar ayrı ayrı yapılır. Bu oylama, coğrafi olarak her bir bölgeye bağlı illerde eş zamanlı olarak pazar günleri gerçekleştirilir. Coğrafi bölgeler nezdinde seçimler alfabetik sıraya göre yapılır. Nihayet, üçüncü oylama, baroların, oda ve borsaların, sendikaların yönetim kurulu üyeleri arasında yapılır. Oylamaya katılabilecek kuruluşların yönetim kurullarının, Cumhurbaşkanı seçiminden en az yedi ay önce CHP tarafından başlatılan bu aday belirleme sürecini desteklediğine dair karar alması; seçimlerini Cumhurbaşkanlığı seçiminden en az altı ay önce tamamlayarak tutanak altına alması ve bu tutanağı CHP Genel Merkezi’ne göndermesi gerekir. CHP, bu kuruluşların yapacakları seçimlere temsilci göndererek seçimin güvenliğini takip edebilir. Baro, oda ve borsalar ile sendikaların yönetim kurullarında yapılan aday belirleme seçimlerinde seçim hukukunun ilkelerine uyulmadığı gerekçeli bir şekilde tespit edilerek tutanak altına alınırsa, bu seçimler, partinin Merkez Yönetim Kurulunca iptal edilebilir. Üç oylamada kullanılan oyların yüzde olarak oranı her oylama için ayrı ayrı belirlenir ve bu oylamalar Cumhurbaşkanı adayının tespit edilmesine ilişkin gerçekleştirilen seçim sonucunu birinci ve ikinci oylama açısından % 40, üçüncü oylama bakımından % 20 oranında etkiler. Oylarının toplamı oran olarak diğerlerinden fazla olan aday adayı seçimi kazanmış olur. Bu kişi, CHP’li üyelerin öncülüğünde ve “hayır” bloğunda yer alan diğer partileri destekleyenlerin katılımı ile yüz bin imza toplanarak Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilir.

Aday belirleme sürecine ilişkin değerlendirmeler

Cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecine ilişkin olarak yukarıda sunulan öneri değerlendirildiğinde şu tespitlerde bulunulabilir: Öncelikle ifade edilmelidir ki, aday belirleme süreci mümkün olduğunca kapsayıcı tutulmaya çalışılmıştır. Zira Cumhurbaşkanı adayı olacak kişi, sadece belirli bir siyasal eğilimi temsil etmemeli, uzlaşı metninde düzenlenen esaslar ışığında tüm Türkiye’yi kucaklayabilmelidir. Bununla birlikte aday tespit sürecinin CHP’nin önderliğinde gerçekleştirilmesine özen gösterilmiştir. 16 Nisan 2017 Referandumu göstermiştir ki, CHP “hayır” bloğunun toparlayıcı gücüdür. Bu nedenle, ilk oylamada, tüm CHP milletvekillerine oy hakkı tanınmışken, diğer partilerin mensubu veya bağımsız olan milletvekillerine oy hakkı, ancak daha önce başka bir kişinin Cumhurbaşkanı adaylığı lehine oy kullanmamış olmaları durumunda kabul edilmiştir. Coğrafi olarak her bir bölgede ayrı ayrı üyeler arasında yapılacak olan ikinci oylamanın yedi hafta boyunca sürecek olması Cumhurbaşkanı aday belirleme sürecini olumlu şekilde etkileyecek bir diğer husustur. Gerçekten, bu seçimlerin her hafta yapılması sonucunda yedi hafta gibi uzun bir süre boyunca Türkiye’nin gözü bu aday belirleme sürecinde olacak; yazılı ve görsel medya, bu seçim sürecini yakından takip edecek ve Türkiye’nin siyasi gündemini CHP belirleyecektir. Ayrıca, Cumhurbaşkanı aday adayları arasındaki rekabet, parti tabanını da konsolide edecek ve seçmenleri Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde gerçekleşecek yoğun çalışma temposuna hazırlayacaktır. Oylamaların nihai seçim sonucunu farklı oranlarda etkilemesinin nedeni ise şu şekilde açıklanabilir: Bir kere, partiler üstü bir Cumhurbaşkanı adayının tespit edilmesini sağlamak amacıyla sivil toplum kuruluşları aday tespit sürecine dahil edilmek istenmiş; ancak sürecin CHP’nin kontrolünden çıkmaması için bu kuruluşların etkisi sınırlandırılmıştır. Bir milyonu aşan üyenin yapacağı seçimle milletvekilleri arasında yapılan seçimin oy oranı bakımından seçim sonucunu eşit düzeyde etkilemesi ise eleştirilmemelidir. Üyelerin sayısı milletvekillerinin sayısı ile kıyaslandığında açık bir sayısal fark söz konusu olabilir, fakat buna rağmen iki seçimin Cumhurbaşkanlığı adaylığı seçim sonucuna etkisi aynı olmalıdır. Çünkü milletvekilleri, genel seçimlerde seçmenlerin oyunu zaten almıştır. Milletvekillerinin temsil kabiliyeti üyelerinkinden fazladır.

Bu şekilde kapsayıcı bir usulle belirlenmiş olacak Cumhurbaşkanı adayının Anayasa md. 101/3 uyarınca siyasi partiler vasıtası ile değil de yüz bin imza ile aday gösterilmesinin ana nedeni ise şudur: Siyasi partilerin karar organı olan büyük kongrenin yetkilerini düzenleyen Siyasi Partiler Kanunu md. 14/5’e göre, “Kanunlar, … çerçevesinde toplumu ve Devleti ilgilendiren konularla kamu faaliyetleri ve parti politikası hakkında genel nitelikte olmak şartıyla temenni kararları veya bağlayıcı kararlar almak; … büyük kongrenin yetkilerindendir.” Cumhurbaşkanı adayının tespit edilmesinin kanunlar çerçevesinde toplumu ve Devleti ilgilendiren bir mesele olduğu konusunda bir şüphe olmadığına göre, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını göstermesi halinde, bunu, büyük kongresi ya da Anayasa md. 101/3’ün açık ifadesi uyarınca TBMM grubu aracılığıyla yapması gerekir. Fakat iki hal de, aday belirleme sürecinin partiler üstü niteliğine zarar verebilir. Nitekim yukarıda da ifade edildiği gibi, Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, CHP’nin önderliğinde 16 Nisan 2017 Referandumu öncesinde birlikte hareket etmiş ve siyasi açıdan etkili bir kampanya yürütmüş “hayır” bloğunun desteğini sağlamak gerekir. Bu blok içerisinde farklı siyasal görüş ve eğilimlerden kişiler vardır. Şayet, CHP öncülüğünde işleyen Cumhurbaşkanlığı aday belirleme sürecinin sonucunda partinin büyük kongresi veya meclis grubu devreye girerse, aday tespit sürecinin siyasallaştığı itirazı gelebilir ve “hayır” bloğunda yer alan belirli gruplar kendilerini bu sürecin parçası olarak hissetmeyebilir. Bu hususun, Cumhurbaşkanlığı seçimini etkileyebileceği ve bazı seçmenlerin sandığa gitmemesine neden olarak bu seçimin kaybedilmesine yol açacağı öne sürülebilir. Oysa burada amaçlanan, uzlaşı metnine sadık, CHP’nin gözetiminde belirlenmiş ve “hayır” bloğunun da desteğini alarak bütün Türkiye’yi kucaklayabilecek bir Cumhurbaşkanı adayının ortaya çıkmasıdır.

Bir Cevap Yazın