Tevfik Sönmez Küçük – Bir Anayasal Hak Olarak Direnme Hakkı

 

1559295_10152236990745269_1710568112_o15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde konuşlanan bir grup (FETÖ/PDY) tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi ve Türk Milletinin bu askeri kalkışmaya karşı verdiği tepki, bir anayasal hak olarak direnme hakkını yeniden gündeme getirmiştir. Hukukun dışına çıkarak ya da askeri darbe gibi hukuk dışı yöntemlerle siyasi iktidarı ele geçirip hukuksuzluğunu devam ettiren ve bu şekilde meşruiyetini kaybeden, gücünü baskı aracı haline getirmiş siyasi iktidara karşı kullanılan direnme hakkı,  hukuka ve demokrasiye itaati tekrar sağlamak amacıyla son çare olarak toplumsal düzeyde kabul gören bir aktif direnişi temsil eder[1]. 17. Yüzyılda John Locke, “Yönetim Üzerine İki İnceleme” adlı eserinde bu noktada önemli tespitlerde bulunmuştur. Gerçekten, Locke, devletlerin kişilerin can ve mal güvenliğine müdahale edemeyeceğini, aksi durumda toplum sözleşmesine aykırı davranılmış olacağını ve kendisine ait olmayan yetkileri kullanan iktidarların gayri–meşru duruma düşeceğini belirtmiştir. Yazara göre nasıl ki, yolda saldırıya uğrayan bir kişi, kendisini saldırganlara karşı koruyabilmekteyse, toplum da yetkilerini aşıp meşruiyetini yitiren yapılara karşı aynı şekilde gerekli tepkiyi verebilmelidir. Çünkü bu halde artık yöneticiler birer zorbaya dönüşmüştür ve halkın bu zalim yönetimi kabul etmek mecburiyeti yoktur[2]. Benzer görüşlerin dönemin etkin düşünürlerinden Thomas Hobbes tarafından da savunulduğu görülür. Hobbes, Leviathan’da, “Hiç kimsenin… bırakmış veya devretmiş kabul edilemeyeceği bazı hakları vardır. İnsan, canını almak için kendisine cebren saldıranlara karşı direnmek hakkını bırakamaz.[3]” diyerek, tıpkı çağdaşı Locke gibi direnme hakkının arz ettiği öneme açık bir vurgu yapmıştır.

Karşılaştırmalı hukukta da direnme hakkı birçok hukuki metinde yer alır. 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 2. maddesinde tüm siyasal kuruluşların amacının, insanın zamanaşımına uğramayan haklarının korunması olduğu ve bu doğal hakların da özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnme hakkı olduğu düzenlenmiştir. Benzer nitelikli ifadelerin, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babalarından Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinde de kullanıldığı görülür. Bu Bildirge’de bütün insanların eşit yaratıldıkları ve yaşamı, özgürlüğü ve mutluluğu talep etme haklarına sahip oldukları ifade edildikten sonra, “herhangi bir yönetim biçimi bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşürmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır…” denilmiştir[4]. İkinci Dünya Savaşı sonrasında faşist ve nasyonel sosyalist görüşü benimseyen siyasal iktidarların, temel hak ve özgürlükleri yeniden yok etmelerini önlemek amacıyla direnme hakkı bu sefer ulusal ve uluslararası metinlerde yer almaya başlamıştır. Bu bağlamda, 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Başlangıç Kısmında insanların baskı ve zulme karşı son çare olarak ayaklanmamaları için insan haklarının güvence altında olması gerektiği düzenlenmiştir. Günümüzde anayasal düzeyde direnme hakkı ise 1949 Federal Alman Anayasasının 20. maddesinin son fıkrasında kurala bağlanmıştır. 1968 yılında yapılan değişiklikle kabul edilen bu hükme göre, Federal Alman Anayasası tarafından öngörülen düzeni ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı başka bir çözümün bulunamaması halinde tüm Almanların direnme hakkı vardır[5]. Federal Almanya’nın Hitler Rejimi ile dünyaya yaşattığı acı tecrübe göz önünde bulundurulduğunda, bu kural daha da anlamlı hale gelmektedir. Hatta Federal Almanya bu aşamada bir adım daha ileriye gitmiş ve sadece federal düzeyde değil ve ayrıca, federe devlet anayasalarında da (örn. Bremen Federe Devleti Anayasası md. 19, Berlin Federe Devleti Anayasası md. 36/3, Hessen Federe Devleti Anayasası md. 146 ve md. 147[6]) direnme hakkını kabul etmiştir. Benzer açıklamaların, otoriter bir siyasal iktidar geçmişine sahip olan Portekiz Cumhuriyeti açısından da geçerli olduğu belirtilmelidir. 1976 Portekiz Cumhuriyeti Anayasası’nın 7. maddesinin 3. fıkrasının[7], Portekiz halklarına, her türlü baskıya karşı son çare olarak ayaklanma ve direnme hakkını tanımış olması bu durumun bir göstergesidir.

Türk anayasal sistemi bakımından meseleye yaklaşıldığında ise direnme hakkının ilk kez, siyasal iktidarı sınırlayan ilk beşeri metin olarak ortaya çıkan 29 Eylül 1808 tarihli Sened-i İttifak’ta yer aldığı görülür. Osmanlı Devleti ile ayanlar arasında imzalanan bu anayasal belgeye göre Sadrazamın emri ile Padişahın buyruğu eş dereceli etkili olarak kabul edilmekte ve fakat Sadrazamın buyruğunun kanunlara aykırı olması durumunda ayanların oy birliği ile direnebileceği düzenlenmekteydi[8]. Hal böyle olunca, bu metin, kanunlara aykırı davranan iktidara karşı ilk sivil uyarı mahiyetini taşıyordu. Anayasalar açısından ise direnme hakkının ilk kez 1961 Anayasası ile tanındığı görülür. Şöyle ki, 1961 Anayasası’nın Başlangıç Kısmında, “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti” ifadeleri kullanılarak bu hak şüpheye yer bırakmayacak şekilde düzenlenmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesi neticesinde oluşturulan 1982 Anayasası ise 1961 Anayasasından farklı olarak direnme hakkını açıkça hükme bağlamaktan kaçınmıştır. Fakat buna rağmen öğretide Anayasanın Başlangıç Kısmının son paragrafında 1982 Anayasasının “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi” edildiğinin yazılmasının direnme hakkına işaret ettiği ileri sürülmüştür[9].

Görüldüğü gibi, direnme hakkı pozitif hukuk tarafından tanınan bir anayasal hak olarak ortaya çıkar. Bu durum özellikle de anayasal düzeni geçmişte demokrasiye aykırı girişimler tarafından kesintiye uğramış ülkeler açısından geçerlidir. Hangi hallerde ve nasıl kullanılacağı anayasalarda ifade edilmeyen bu hakla ilgili olarak bir hususun altı önemle çizilmelidir. Elbette ki, hukuka ve demoratik ilke ve esaslara aykırı bir şekilde siyasi iktidarı ele geçirmeye çalışan gruplara karşı milletin birlik ve beraberlik içerisinde son çare olarak bir direniş göstermesi mümkündür. Kaldı ki, yukarıda da ifade edildiği gibi, söz konusu tepki anayasal bir haktır. Ancak, bu direnişin nihai hedefinin de demokrasiyi yeniden tesis etmek olduğu unutulmamalıdır. Kısacası, askeri darbelere karşı girişilen sivil direnişlerin başarılı olması halinde başta ifade ve basın özgürlükleri olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin ve hukukun güvence altında olduğu bir anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Aksi yönde bir uygulama, hukuka aykırı ve meşruiyetini kaybetmiş bir siyasi iktidarın yerini, yine hukuku ve demokrasiyi göz ardı eden bir hukuki düzenin alması anlamına gelir ki, bu hususun direnme hakkının öngördüğü amaca ve demokratik hukuk devletinin temel esaslarına aykırı düşeceği açıktır.

Kaynaklar

ALİEFENDİOĞLU Yılmaz, “Direnme Hakkı”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, (Editör Yasemin Özdek), TODAİE, Ankara, Mayıs 2002, s. 395–405.

http://www.verfassungen.de/de/gg49-i.htm, Çevrimiçi: 22 Ağustos 2016.

http://www.verfassungen.de/de/index.htm, Çevrimiçi: 22 Ağustos 2016.

http://www.verfassungen.eu/p/verf01-i.htm, Çevrimiçi: 22 Ağustos 2016.

HOBBES Thomas, Leviathan, (Çev. Semih Lim), Yapı Kredi Yay., İstanbul, 1993.

LOCKE John, Yönetim Üzerine İki İnceleme, (Çev. Fahri Bakırcı), Ebabil Yay., Ankara, 2012.

ROSEN Michael–WOLFF Jonathan, Siyasal Düşünce, (Çev. S. ve H. Çalışkan), Dost Yay., Ankara, 2006.

TAŞKIN Ahmet, “Baskıya Karşı Direnme Hakkı”, TBB Dergisi, Sayı 52, 2004, s. 38–47.

[1] Ahmet Taşkın, “Baskıya Karşı Direnme Hakkı”, TBB Dergisi, Sayı 52, 2004, s. 38–39.

[2] John Locke, Yönetim Üzerine İki İnceleme, (Çev. Fahri Bakırcı), Ebabil Yay., Ankara, 2012, s. 132–133.

[3] Thomas Hobbes, Leviathan, (Çev. Semih Lim), Yapı Kredi Yay., İstanbul, 1993, s. 98.

[4] Michael Rosen–Jonathan Wolff, Siyasal Düşünce, (Çev. S. ve H. Çalışkan), Dost Yay., Ankara, 2006, s. 517.

[5] http://www.verfassungen.de/de/gg49-i.htm, Çevrimiçi: 22 Ağustos 2016.

[6] Federe Devlet Anayasaları için bkz. http://www.verfassungen.de/de/index.htm, Çevrimiçi: 22 Ağustos 2016.

[7] http://www.verfassungen.eu/p/verf01-i.htm, Çevrimiçi: 22 Ağustos 2016.

[8] Ahmet Taşkın, “Baskıya Karşı Direnme Hakkı”, s. 55–56.

[9] Bu konuda bkz. Yılmaz Aliefendioğlu, “Direnme Hakkı”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, (Ed. Yasemin Özdek), TODAİE, Ankara, Mayıs 2002, s. 399.

*Yrd. Doç. Dr. Tevfik Sönmez KÜÇÜK
Yeditepe Üniversitesi
sonmezk83@hotmail.com

Bir cevap yazın