Tevfik Çavdar

Korkut BORATAV*

Tevfik Çavdar’ı 15 Ekim 2012’de kaybettik. Yaklaşık 55 yıllık arkadaşımdı. Ankara’da yayımlanan Pazar Postası Dergisi’nin genç solcu yazarları olarak 1957 civarında tanışmıştık. Ben Hukuk Fakültesi’nde öğrenciydim Tevfik İstatistik Genel Müdürlüğü’nde memurdu.  Aynı kuşaktandık; fakat benden 4 yaş büyüktü.

Türkiye’de “solculuk” söz konusu olduğunda yaklaşık onar yıllık “kuşaklar”dan söz edebileceğimizi düşünüyorum. Tevfik ve ben “eski tüfekler”den  bir sonraki kuşağın solcularıyız. Tanıdığımız “eski tüfekler”, 1940’lı yıllarda başlayıp, 1950’li yılların ilk yarısına kadar uzanan bir süreç içinde, TKP ve diğer sosyalist akımlarla bağlantılı bir dizi gözaltı, yargılama, çağu kez mahkümiyet tezgahından geçen kişilerdir.

“Eski tüfekler”in sosyalizmle tanışmaları, örgüt bağlantıları içinde ve/veya 2. Dünya Savaşı ortamında anti-faşist çizgiyi savunan çevreler aracılığıyla gerçekleşmiştir. Örneğin bu kuşağın en gençlerinden olan Fethi Naci, “muzır” fikirlerle (sınıf arkadaşı Asım Bezirci ile birlikte) 1940sonrasında Erzurum Lisesi’nde parasız yatılı öğrenci iken okul kütüphanesindeki Nazım Hikmet’in yapıtlarını, Yurt ve Dünya il adımlar dergilerini okuyarak karşılaşmıştır. Sonraki yıllarda bu listeye Tan Gazetesi ile Sabiha Sertel, Haydar Rıfat, Kerim Sadi gibi daha eski kuşağın katkıları da eklenecekti.

Tevfik ve ben ise liseyi, üniversiteyi yoğun bir anti-komünizm ortamı içinde okuduk. “Eski tüfekler” ile yakınlık, “sol”a yönelmenin bir etkeni olabiliyordu. Ben 1940’lı yıllarda cezaevi tezgahından geçmiş olan amcalarım sayesinde Tevfik’e göre avantajlıydım. Gamze Erbil’in yayımladığı Tevfik Çavdar’ın Kitabı’ndan (Yazılama Yayınevi, 2008) öğreniyoruz ki Tevfik’i sosyalizme yönelten kişilerin başında (ortak arkadaşımız) Kenan Somer gelmektedir. 1960 sonrasında Marksist klasiklerin Türkçeye kazandırılmasında katkıları olan Kenan, sosyalist eğilimli İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği üyesiydi. Anılarına göre Tevfik ile Kenan Somer arasında o tarihlerde “gerçek bir düşün birliği” vardır. Nitekim 1950’de dernekçe Çiçek Palas’ta düzenlenen “Nazım Hikmet’e Af” çağrısı çerçevesinde yapılan toplantıya Tevfik de gitmiş; fakat ve faşistlerin saldırısıyla içeri girememiştir.

Fakat kitaplar olmamdan sosyalizmle tanışmak mümkün değildir. Çavdar, ailesinden kitap tutkunluğunu devralmıştı. Anılarından öğrendiğimize göre o yıllarda İgnazio Silone’nin (İtalyan komünistlerinin anti-faşist mücadelesini konu edinen) romanları Fontamara ile Ekmek ve Şarap’ı; Upton Sinclair’in Altın Zincir’ini, Max Beer’in Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelenin Umumi Tarihi’ni ve (çevirisi elden ele dolaşan Georges Politzer’in) Felsefe’nin Temel İlkeleri’ni okumuştur. Bizim kuşağı sola taşıyan unutulmaz kaynaklar…

Tevfik Çandar’ın düşünsel gelişiminde önem taşıyan Pazar Postası yazarlığı ve çevresine de değinmek gerekiyor. Tevfik kendi adıyla, ayrıca iki müstear isimle edebiyat ve siyaset üzerinde; ben de A. Korkut ve Mustafa Karataş imzalarıyla Türkiye ve dünyanın güncel, siyasi sorunları üzerinde yazmaktaydık.

Türkiye’de sol düşüncenin yakın geçmişinde Pazar Postası’nın (şimdiye kadar ihmal edilen önemli bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum. Demokrat Parti iktidarının ağırlaşan baskı yıllarında, Pazar Postası, Ankara’daki ilerici, solcu aydınları, öncü edebiyatçıları bir araya getiren bir çekim merkeziydi. Dergi ve çevresinde Ankara’ya yedek subaylık için gelen İstanbulluların katılımıyla çok hareketli, canlı bir ortam vardı. Yayın yönetmeni Muzaffer Erdost, Süleyman Ege, Asım Bezirci, Oğuz Atay, Fethi Naci, Kenan Somer, Ahmet Oktay, Orhan Suda, Attila İlhan, Güner Sümer, Tevfik, ben ve diğerleri 27 Mayıs dönüşümünün arifesinde canlı bir tartışma ve üretme ortamı oluşturmaktaydık. Sonraki yılların fikir, edebiyat, sanat, basın ve yayın çevrelerinin “sol” kanadının oluşmasına bu isimler katkı yapacaktı. Bu birikimler, 1960 sonrasında Tevfik Çavdar’ı Türkiye düşün hayatının ön saflarına getirdi. İktisattan tarihe, güncel siyasetten edebiyata kadar uzanan geniş bir ilgi alanı içinde devamlı üretti. Yirmiyi aşkın kitaba imzasını koydu. Sosyalist perspektifle Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerini inceleyen araştırmaları benim için vazgeçilmez kaynaklardır.

Sol Portal’ın sürekli yazarlarından biriydi. Hayatın ve ölümün garip bir cilvesi, son yazısı, öldüğü gün, 15 Ekim’de yayımlandı. Son cümlelerini aktarıyorum; “Büyük Reis ağzını açarak herkesi tehdit ederken, (…) halkımın çevresinde bir “ifritler dansı” uygulanıyor… RTE’nin yüzüne bir bakınız. Ben korktum. Kendi adıma değil, halkım adına titredim. Geleceğe üzüntüyle bakıyorum. Eyvahlar olsun diye mırıldanıyorum…”

Tevfik Çavdar kimliğiyle, yapıtlarıyla bizlere, gelecek kuşaklara ışık tuttu; tutacaktır. Sevgili arkadaşımı saygıyla, şükranla anıyorum.

06.11.2012 tarihli Sol Gazetesi’nden alıntılanmıştır.

Tekrar içindekiler sayfasına dönmek için tıklayınız

Bir cevap yazın