Tayfun İşbilen – Seçebilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

3Son yılların en önemli seçimi yapıldı. Her seçim önemliydi, ama bu tabii ki daha da önemliydi. Rejim oylanacaktı. Ülke seçimle yattı kalktı. Seçim vaatlerinden çok, gündemin en önemli konusu seçim güvenliği idi.

Adil seçim

Yakın zamanda yapılan bir araştırma üzerinden konuşursak, Comparative Study of Electoral Systems (CSES) verilerine göre;

Türkiye’de seçimler adil olamayacak diyenler 2007’de %28 iken, 2015’de %43’e çıkmıştır. Adil olacak diyenler ise 2007’de %70 iken, 2015’de %48’e düşmüştür.
Aynı araştırmaya göre, seçime güvenilirlik oranının 29 ülke ortalaması %68’dir. Bizdeki oran, ortalamanın 20 puan altında ve daha acısı seçmenin yarısı seçimin adil olmayacağını daha doğrusu iktidarı elinde bulunduranın oyları çalacağını düşünüyor.

Sosyal medya aleminden ne olduğu ve kim olduğu belirsiz bazı kişiler ortalığı bulandıran açıklamalar yapıyor. Bunlar itibar görüyor, iktidar tarafından kimse de “yahu sen ne diyorsun?” demiyor. Bunlar yetmiyormuş gibi, seçimin asıl sorumlusu YSK olmasına rağmen, Kurul başkanının “partiler sandığa sahip çıkarsa sorun olmaz” demesi hepsinin üzerine tuz biber ekiyor.

AGİT Raporu’ndan

Seçim kampanyası devam ederken AGİT, gerekli incelemelerini -izin verildiği ölçüde- yapmış ve 8 Haziran günü ilk bulgular ve sonuçlar raporunu yayınlamuştır.

“7 Haziran milletvekili seçimi seçim kampanyası süresince ve seçim gününde demokratik seçimlerin gerçekleşmesi yolunda kapsamlı bir sadakat sergilenmesi ve seçmenlerin aktif ve yüksek katılımı ile karakterize olmuştur. Seçmenler çok sayıdaki siyasi parti arasından seçim yapabilmişlerdir, ama %10’luk seçim barajı siyasi çoğulculuğu sınırlandırmaktadır. Basın özgürlüğü önemli endişelerin olduğu bir alandır; iktidar partisi aleyhinde eleştiri yapan basın kuruluşları ve gazeteciler seçim kampanyası süresince baskı ve gözdağına maruz kalmışlardır. Seçimler genel olarak profesyonel bir şekilde organize edilmiştir. Seçim idaresinin daha şeffaf olması ve hem vatandaş hem de uluslararası gözlemciler ile ilgili yasal düzenlemeler yapılması seçim sürecine olan güvenin artmasına hizmet edebilirdi. Seçim kampanyası sırasında genel olarak temel özgürlüklere saygılı davranılmıştır. Ne yazık ki, bazıları ölümle sonuçlanan çok sayıda ciddi olay yaşanmıştır.”

Bunlar genel olarak biliniyor, devam edeyim;

“Mevzuatta kapsamlı kampanya finansmanı düzenlemeleri yer almamaktadır. Yalnızca bağışların miktarı ve mahiyeti konusunda belirli düzenlemeleri zorunlu kılmaktadır. Siyasi partilerin seçim kampanyası para kaynaklarını sadece Anayasa Mahkemesi’ne sundukları yıllık parti mali raporları ile beyan etmeleri gerekmektedir. Bağışlar ve seçim kampanyası sırasında partilerin ve adayların yaptığı harcamalar kamuya açık değildir. Raporların kamuya açık ve zamanında yayınlanmasından yoksun olunması, genel olarak kampanya finansmanı çerçevesinin şeffaflığının ve hesap verebilirliğinin kısıtlanmasına neden olmaktadır.”

Çok söze gerek yok, seçim finansmanı ne kadar şeffafsa o kadar adil bir seçim yapabilirsiniz.

“Anayasa kapsamında Cumhurbaşkanı’nın bir partiye bağlı olmaması ve görevlerini tarafsız olarak yerine getirmesi mükellefiyeti getirilmiştir. Cumhurbaşkanı devletin başı olarak, yerel yetkililer ile yan yana, olağanüstü sayıda kamu etkinliğine katılmış, ancak bu etkinlikler iktidar partisinin yararına ve muhalefetteki kişilerin aleyhine seçim propagandası fırsatı olarak kullanılmıştır. Cumhurbaşkanı’nın seçim propagandaları 10 gün süren resmi kampanya döneminde de devam etmiştir. Bu durum yasal çerçevede bulunan seçim kampanyası kurallarını ihlal etmenin yanı sıra 1990 AGİT Kopenhag Belgesi’nin 5.4. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.

30 Mayıs tarihinde İstanbul’un fethinin 562. yıldönümünü kutlamak için büyük bir halk etkinliği düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanı ve (AKP Başkanı olarak tanıtılan) Başbakan tarafından yapılan konuşmalarda mevcut AKP hükümeti övülmüştür. Etkinlikten önce, YSK tarafından yasaya aykırı bir şekilde, organize edilen etkinliğin yasaklanmaması kararı alınmıştır. 19 Mayıs tarihinde, MHP tarafından Cumhurbaşkanı’nın bu etkinlikte ve son 10 günlük seçim kampanya döneminde halka açık diğer açık hava etkinliklerinde yer almasının engellenmesi istemi ile YSK’ya bir başvuruda bulunulmuştur. YSK tarafından başvuru reddedilmiştir.”

Şu an Anayasal suç işlemiş bir Cumhurbaşkanımız varmış demek ki!

“TRT1, haber yayınlarında yayın süresinin %46’sından faydalanan iktidar partisi lehine büyük oranda taraflı bir yayıncılık gerçekleştirmiştir. NTV ve ATV editoryal yayınlarında ve seçim kampanyası etkinliklerinin canlı yayınlanmasında sırasıyla %32 ve %34 oranlarında olmak üzere AKP’ye geniş çapta yer vermiştir. CNN Türk tarafından sırasıyla %30 ve %27 olmak üzere CHP ve HDP’ye daha fazla yayın süresi verilirken, MHP ve AKP’ye sırasıyla %18 ve %12 olmak üzere yayın süresi ayrılmıştır. Samanyolu TV tarafından adaylara sınırlı fakat adil bir dengeye sahip yayın süreleri ayrılmış, ancak sıklıkla yayınlarında iktidar partisi hakkında negatif bir ton kullanılmıştır. Takibi yapılan tüm kanallarda bedelli reklama en fazla yatırım toplam bedelli reklamların %51’i ile AKP tarafından yapılmıştır. AKP ATV’de bedelli reklamı yayınlanan tek parti olurken, TRT 1’de yayınlanan reklamların ise %91’lik kısmına sahiptir. Bedelli reklamların %19’luk kısmını satın alarak, daha düşük seviyede olsa da CHP tarafından da bedelli reklama yatırım yapılmıştır.

Cumhurbaşkanı, halka yönelik konuşmalarında sıklıkla adaylara atıfta bulunmuştur. Cumhurbaşkanı, sırasıyla %40, %46 ve %30 oranları ile TRT1, ATV ve NTV kanallarının siyasi ve kurumsal aktörler ile ilgili yayınlarında belirgin şekilde yüksek yayın süresine sahip olmuştur. Bir takım siyasi partiler ve milletvekilleri tarafından YSK ve Anayasa Mahkemesi’ne Cumhurbaşkanı’na yönelik yayınları da içeren şikayet başvurularında bulunulmuştur; tüm şikayetler reddedilmiştir veya hala bekleme aşamasındadır.“

Fazla söze gerek yok, raprorun tamamı http://www.osce.org/tr/odihr/elections/turkey/162726 adresinden okunabilir.

Sandığa sahip çıkmak; seçim güvenliği

Biz seçim güvenliğine dönelim tekrar. İş başa düşmüştür; partiler kendi seçmenlerine güven vermek için Türkiye’yi nasıl yöneteceklerini anlatmak kadar sandığa nasıl sahip çıkacaklarını anlattılar seçim boyunca.

CHP de aylar öncesinden hazırlıklarına başladı. Hukuk ve seçim işlerinin yürüttüğü çalışmada öncelikle dokuz bölgede toplantılar yapılarak 81 ildeki hukuk, seçim ve bilişim sorumluları ile bir araya gelindi. 174.240 sandık için 500 binden fazla kişi seferber edildi. Sandık ve okul/bina sorumlularının tamamı eğitildi. Ayrıca seçim günü YSK’nın SEÇSİS’ine paralel bir yazılım ve organizasyon kuruldu.

Türkiye’de 970 ilçe merkezimizde yaklaşık 15 bin veri giriş sorumlusu çalıştı. Seçim günü YSK verilerini açıklamadan CHP sonuçları almış oldu. Veri girişlerinin sağlıklı işlenmesi için veri giriş sorumluları bilgileri sandık sorumlularından alarak sisteme girdiler. Sonuçlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanan verilerle anında karşılaştırıldı. Her ilçede bulunan avukatlar veri girişlerindeki hatalarla ilgili hukuki işlemleri yaptılar. Yani bir çeşit CHP-SEÇSİS kuruldu ve çalıştırıldı.

Bununla beraber İstanbul’da sandık başı verilerini toplamak için 2000 Bilişim gönüllüsü ile sandık başı verileri topladı. Geliştirilen mobil uygulama ve 2000 gönüllü sadıklar açıldıktan yakaşık bir saat içinde sonuçların %95’ine ulaşmış oldu.

Neden SEÇSİS’e güvenmedik, biz de iki kişiden biri gibi düşünüyoruz! Bilmiyoruz, bilemiyoruz. Çünkü kapalı bir sistem, ne kaynak kodları açık ne bir sertifikası var, ne de anlatan var. Kimsenin günahını almayalım, ama insanın aklına herşey geliyor.

Yeri gelmişken seçim güvenliği ile ilgili sivil toplum hareketleri ve sanatçıların çabalarından bahsetmemiz lazım. Oy ve Ötesi 46 ilde 55.000’e yakın gönüllüyle sahadaydı. Sanatçılar aydınlar çağrı yaptı. Cem Yılmaz bile reklam filmi çekti. Tayyip Erdoğan bir konuşmasında – ne kastetti bilemiyoruz ama – siz 40 alın biz onu 48 yaparız demiş. Yapamadılar. Bu sefer olmadı. Hiç beklemedikleri bir yenilgi aldılar.

Seçim sonuçlarına gelince; çok şey söylendi, çok şey konuşuldu. Başka bir taraftan bakalım bizde ne olmuş, nasıl olmuş?

Partiler ve CHP üzerine hesap kitap…

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi, 2011’e göre 2.427.693 yeni oy kullanılmıştır.

AKP bunlardan hiç pay alamadığı gibi 2011’e göre -2.917.881 oy kaybetmiştir. CHP ise yeni oyların 249.443 adetini almıştır. 2011’e göre MHP 1.860.819, HDP 5.860.528 yeni oy almıştır.

Özetle 2011’e göre oy sayısı referans alındığında tek kaybeden AKP olmuştur. Ayrıca AKP sadece 2 ilde oyunu artırabilmiştir.

CHP’ye oy veren seçmen sayısının arttığı ve azaldığı illerin toplamında parti oy yüzdelerine bakalım.:
CHP’ye oy veren seçmen sayısı artan 35 il toplamındaki oy yüzdeleri:
CHP %29
HDP % 6.9
AKP % 41.3
MHP % 18.2

CHP’ye oy veren seçmen sayısı düşen 46 il toplamındaki oy yüzdeleri;
CHP %21.2
HDP % 19.1
AKP % 40.1
MHP % 14.6

CHP’den HDP’ye oy kayması bütün ağırlığı ile hisedilmekte..

Başka bir açıdan bakılırsa, genel olarak SOL ve SAĞ arasındaki makas azalmıştır. CHP+HDP oyları toplamı %38’ün üzerine çıkmıştır, bu seçimin dikkate değer göstergelerinden biri de budur.
*Tayfun İşbilen,
Bilgi ve İletişim Uzmanı,
tayfunisbilen@gmail.com

Bir Cevap Yazın