Tanju Tosun / Gülgün Tosun – 7 Haziran ve CHP: Olanaklar ve Olasılıklar Üzerine Bir Değerlendirme

Tanju Tosungulgun_tosunTürkiye siyasetinde 13 yıllık tek parti iktidarına nokta koyan 7 Haziran seçimi, salt iktidar değişimi anlamında değil, siyasi rejimin gelecek tasarımına ilişkin belirli çevrelerin beklentilerini de sona erdirdi. Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı’nın ve Ak Parti’nin rejim değişikliği tasarımının merkezine oturan başkanlık sistemi, seçmen iradesiyle rafa kalkmış oldu. Bu anlamda, tek parti iktidarının sona ermesi ve başkanlık sisteminin reddi, 7 Haziran’ın en önemli sonuçlarından. Ak Parti’nin 7 Haziran’da %40’lık oy bandına oturmasına rağmen, özellikle MHP ve HDP’nin gerçekleştirdiği oy artışları, Türkiye siyasetinde yeniden mevzilenmelerin başladığının habercisi. 2007 seçiminden itibaren kendi seçmen tabanını konsolide etmesiyle ve %10’luk ulusal barajın da katkısıyla “hakim parti” konumuna yaklaşmış ve 2011’de bunu pekiştirmiş olan Ak Parti, 7 Haziran’da bu statüsünü kaybetmekle kalmadı. Her seçimde kendisine oy veren milliyetçi ve –dindar Kürt seçmenler gibi-muhafazakarların kendisinden kopup MHP ve HDP’ye yönelmesiyle birlikte, Türkiye parti sistemi de yeniden yapılanma sürecine girdi. Mevcut tablo, milliyetçi ve Kürt muhafazakar seçmenleri yeniden kendi yanına çekmeyi başaramayacak bir Ak Parti’nin Türkiye siyasetinde hegemonik konumunu bir daha kolay kolay elde edemeyeceğinin kanıtıdır. Hakim parti niteliğini kaybetmiş bir Ak Parti karşısında, %10 barajını aşmış bir HDP, oylarını birkaç puan arttıran bir MHP ile her dört seçmenden birinin oyunu her koşulda alan bir CHP’nin varlığı, salt Ak Parti’nin iktidarı kaybetmesi anlamında değil, otoriterleşen rejimin normalleşmesi anlamında Türkiye’nin yeni durumuna denk düşen ve Türkiye demokrasisinin hayrına olan bir gelişmedir.

Dört partili yapıyı yaratan oy kaymaları

Parlamentoda oluşan 4 partili yapı, ilk bakışta hükümet kurulmasını güçleştiren bir politik gerçeklik olarak dikkat çekse de, parlamentodaki sandalye dağılımdan ya bir koalisyon hükümeti çıkacak ya da ülke yeniden bir seçime gidecek. Siyasal seçkinlerin politik değerlerinde uzlaşma kapasitesinin düşük olması nedeniyle, seçim tamamlanmasına rağmen siyasal kutuplaşmanın sürmesi, potansiyel olarak politik ve ekonomik risklerle karşılaşılabileceğini düşündürtmekte. Hangi koalisyon formülü hayata geçirilirse geçirilsin, tek parti hükümetinin çoğunlukçu anlayışı yerini az çok çoğulculuğa, partiler arasında müzakereye bırakmak zorundadır. Bu hayata geçirildiği takdirde, son yıllardaki dışlayıcı siyasetin yerini kapsayıcı siyasetin alacağına şüphe yok.
7 Haziran’da partilere yönelen seçmen desteğinin, parti tercihlerinde radikal bir kırılmaya ve bu anlamda değişime tekabül ettiği şeklinde yorumlanamaz. Ak Parti’nin iktidar yorgunluğuna, rejimi otoriterleştiren uygulamalarına, yolsuzluk tartışmalarına rağmen %40 oy alması seçmen tabanını konsolide ettiğinin göstergesidir. Bu, toplumun farklı kesimleriyle “hizmet siyaseti” iddiası üzerinden kurduğu organik ilişkiye dayalı olarak edindiği sosyolojik tabanının henüz parçalanmadığının kanıtıdır. Bu sosyolojik tutunmanın en önemli nedeni, iktidarında korumacı ve kollamacılığa dayanan Türkiye sağının vasat kitle siyaset tarzının sonucudur. Sosyolojik dokusunu oluşturan neredeyse her kesime devlet kaynaklarını az ya da çok, fakat adaletsiz biçimde, üstelik partizanca dağıtmaya odaklı bu tarz, seçmen nezdinde halen itibarını önemli ölçüde korumasının temel nedenidir. Bu kitle, Ak Parti’yi ülke genelinde 1. parti yapmaya yetse de, tek başına iktidar olmasına yetmemiştir. Özellikle Orta Anadolu ağırlıklı milliyetçi-muhafazakar seçmenlerle, Güneydoğu ve Doğu ağırlıklı Kürt seçmenlerin -farklı reflekslerle, fakat aynı konu özelinde- Ak Parti’ye duydukları tepkiyle bu partiden uzaklaştığı anlaşılıyor. Konu aynı, ancak refleksler farklı. Erdoğan’ın başlattığı “Çözüm Süreci”ne duyulan tepki 2002’den beri Ak Parti’de toplanan milliyetçi-muhafazakâr seçmenin hatırı sayılır bir kesiminin Erdoğan’ın kampanya sürecindeki şiddetli milliyetçi diline rağmen bu kez Ak Parti’den kopmuş, MHP’ye yönelmiştir. Aynı dil Güneydoğu ağırlıklı Kürt seçmenin de Ak Parti’den ayrılıp, HDP’ye yönelmesinin başlıca nedenidir.

MHP ve HDP açısından…

2011’e göre oylarını sınırlı biçimde arttırma başarısı gösteren MHP’nin 7 Haziran gecesi aktüel siyasete vurduğu asıl damga; ülkenin milliyetçi seçim coğrafyasında AK Parti’nin hegemonik gücünü kırması, AK Parti ile yarıştığı her seçimde bu partiye devrettiği sosyolojisini yeniden teslim alma sürecine girmesidir. Nitekim MHP’nin oy artışının 9.8 ile 14.6 puan arasında gerçekleştiği 10 ilin AK Parti’nin 7.6 ile 17.2 puan arasında oy kaybettiği 10 il olması, AK Parti’den MHP’ye belirgin bir oy kayması yaşanmış olabileceğini akla getirmekte. Kilis (MHP+14.6 AK Parti-10.1), Aksaray (MHP +12.4 AK Parti -7.8), Karabük (MHP +11.8 AK Parti -9.5), Uşak (MHP +11.3 AK Parti -11.5), Kütahya (MHP +10.9 AK Parti -9.7), Erzurum (MHP+10.1 AK Parti-17.2), Zonguldak (MHP+10 AK Parti -8.9), Kırıkkale (MHP+9.9 AK Parti -11.2), Kırşehir MHP (+9.8 AK Parti-10.5), Artvin (MHP+9.8 AK Parti-7.6).  MHP adına önemli bir kazanç, AK Parti adına ise kayıp olarak okunabilecek bu veri durumun iktidar partisine maliyeti, HDP’nin ulusal barajı aşmasıyla birlikte iktidardan düşmesine yol açacak kadar şiddetli olmuştur.

7 Haziran’ın asıl kazananı olan HDP, geçmişte bölge partisi kimliğine sıkışan özelliği yerine, bugün Güneydoğu dışında Türkiye’nin farklı bölgelerinde irili ufaklı çoğulcu sosyolojisiyle gözlerin üzerine çevrildiği bir partiye dönüşmüş durumda. 22 ilde ülke ortalamasının üzerinde, %87.5 ile %14.6 arasında oy toplayan HDP’nin en yüksek oy aldığı 10 ilin Güneydoğu ve Doğu Anadolu illeri olması (Hakkari %87.5, Tunceli %61.1) dışında, performansının en yüksek düzeye ulaştığı ilk 20 il içinde bölge illeri haricinde illerin olması, örneğin Adana’da (%14.6) ve İçel’de (%18) kendi ülke ortalamasının üzerinde oy almayı başarması dikkate değerdir. Bu 2 ilde de azımsanmayacak Kürt seçmenin olduğu hatırlanmalı.

Partinin barajı aşmasında Demirtaş’ın Türkiye’nin yerleşik siyasetçi profiline aykırı niteliği, kampanya sürecindeki söylemi ve performansı göz ardı edilemeyecek olsa da, HDP’nin yükselişini tek değişkenle açıklamak siyasetin sosyolojik kanunlarına aykırıdır. HDP, Türkiye siyasetinde tarihsel olarak dışlanan Kürt kimliğini topyekun tek bir parti etrafında seferber etmeyi başarması kadar demokrat, özgürlükçü, barış yanlısı ve çoğulculuğun siyasal alanda temsiline inanan çok farklı sosyolojilerin ittifakının ürünü olarak parlamentoda azımsanmayacak bir temsil hakkı elde etmiştir. Bu anlamda HDP’nin yükselişi; siyasal kültürümüzde egemen olan ve son yıllarda yükselişe geçen tek tipçi-otoriter, dışlayıcı- çoğunlukçu siyasal zihniyet ve pratiğine karşı geliştirilen bir tepkinin ürünüdür. Bu tepkiyi HDP özellikle Kürt seçmenler dışında İstanbul (%12.6), İzmir (%10.4) gibi metropollerde otoriterleşmeye karşı demokratikleşme ve özgürleşmenin politik temsil kanalı olarak bir protest siyasal hareket şeklinde kendisi aracılığıyla temsil etme başarısı göstermiştir.

CHP’nin oyları

7 Haziran’ın diğer kaybedeni olan CHP için, oylarını % 25’te sabitlemesi başarı olarak yorumlanamayacağı gibi, ortaya çıkan tablo veri alınarak CHP adına karamsar bir gelecek çizmek de doğru değil. 53 ilde -36 ile -0.2 puan arasında oy alan CHP’nin kaybı Tunceli’de -36, Kilis’te -7.7, Ardahan’da -7.6 puandır. Buna karşılık, Hakkari’de çok düşük olan oyunu korumuş, 27 ilde ise 5.9 ile 0.1 puan arasında arttırmıştır. En yüksek artış Ordu’da 5.9, Bolu’da 4.4, Bilecik’te 3.9 puandır. CHP, bu seçimde de, Trakya ve Ege ağırlıklı sosyolojik tabanını, kıyı illerinden Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya doğru yaygınlaştıramamıştır. Ülke ortalamasının üzerinde oy almayı başardığı 29 ili bulunan CHP’nin buralarda %25.6 ile %53.5 arasında oy topladığı görülüyor. Oylarının en yüksek olduğu 5 il Edirne (%53.5), Kırklareli (%50), Tekirdağ (%45.7), Muğla (%45.6) ve İzmir’dir (%44.7). Yapmış olduğumuz korelasyon analizinde tespit ettiğimiz, CHP’nin tabanından -sanıldığının aksine- HDP’ye ülke genelinde yönelen hatırı sayılır bir seçmen kitlesinin olmadığı şeklindedir. Nitekim seçim sonrası yapılan ampirik araştırmalar da bunu teyit etmektedir. MetroPoll’un seçimin ardından yaptığı son araştırma bulgularına göre HDP’ye CHP’den gelen destek %1.5 düzeyindedir.

CHP’nin 7 Haziran oylarını oy gruplarına göre analiz ettiğimizde ise şu bulgular dikkat çekicidir: 16 ilde oy oranı %5’in altında olup, %0.8-4.6 arasında seyrediyor. Gümüşhane (%4.6) ve Bayburt (%2.5) hariç oylarının %0-5 arasında kaldığı illerin tümü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindedir. Bu tablo CHP’nin bu bölgelerde çok ciddi büyüme sorununun devam ettiğine işaret etmekte. %5-9.9 arasında oy oranına ulaştığı 7 il bulunan CHP, bu oy oranını ağırlıklı olarak Orta Anadolu illerinde (Çankırı, Aksaray, Yozgat, Konya gibi) elde etmiştir. %10-15 arasında oy aldığı il sayısı 6 olan (Adıyaman, Kütahya, Kars, Kayseri, Osmaniye, Sivas) CHP’nin bu illerdeki ortalaması %11.4-14.4 arasında değişiyor. %15-19.9 arasında oy toplayabildiği 13 il mevcut. Buralarda ortalaması %15-19.3 arasında değişirken, bu iller ağırlıklı olarak İç Ege, Orta Anadolu, Marmara ve Karadeniz bölgelerinde dağılmış durumda. 10 ilde ise oyları %20-25 seyretmekte. Örneğin bu oy grubunda Tunceli’de %20.2 ile en düşük, Bolu’da %24.5 ile en yüksek oya sahip. 7 Haziran’da kendi ülke ortalamasının üzerinde oy toplamayı başardığı 29 il dikkat çekiyor. %25-29.9 arasında oy almaya başardığı 14 ilden en düşük Erzincan’da (%25.6) en yüksek Bilecik’te (%29.3) oy elde etmiştir. Bir diğer oy grubu olan %30-34.9 grubunda 5 ilde (Bartın %31, Artvin %31.4, Antalya %32.6, Balıkesir %33.9, Denizli %34.9) bu oy bandındaki oranlara ulaşmayı başarmış bir CHP ile karşılaşıyoruz. %35-40 arasında oy aldığı iller Hatay (%36.3), Zonguldak (%38.9), Eskişehir (%39.1), Çanakkale’dir. (%39.3). %40-45 arasındaki oy oranına Aydın ve İzmir’de ulaşan CHP’nin %45 ve üzerinde oy aldığı sadece 4 il bulunuyor: Muğla (%45.6), Tekirdağ (%45.7), Kırklareli (%50) ve Edirne (%53.5) .

CHP açısından gidiş

Yukarıda resmetmeye çalıştığımız seçim coğrafyası veri alındığında, CHP açısından düşündürücü olan; Türkiye’de HDP’nin ardından toplumsal tabanını koruma anlamında en kemikleşmiş seçmene sahip olmasına rağmen, bu seçmen tabanını büyütememesidir. Bir başka ifadeyle, CHP ne başka partilere seçmen kaptırıyor ne de başka partilerden, hatta yeni seçmenlerden beklediği oyu alıyor. Yeniden açıldığı 1994’ten sonra katıldığı seçimlerdeki kampanyalarıyla karşılaştırıldığında, CHP seçim sürecini ilk kez seçmenin ne istediği bilinciyle hazırlanan bir bildirge ve kampanya yönetimiyle yönetmiştir. Buna rağmen, sandıktan dörtte birlik seçmenin desteğinin ötesine geçemeyen bir parti çıkmıştır. Tablo, CHP’nin “seçim kazanamayan parti” olduğunu gösterse de, parti seçkinlerinin kampanya performansı veri alındığında, en azından sadık seçmenine seslenmenin ötesinde “seçim kazanmak isteyen parti”ye dönüşen bir CHP izliyoruz. Bildirgedeki vaatleriyle Türkiye’nin sosyolojik piramidinde yükselmek isteyen düzenin yoksunlarına dönük yüzü ile sosyal demokrat iddiasını arttırmasına rağmen seçimden başarılı çıkılmamışsa, CHP’nin asıl sorununun seçmen zihninde kendisine ilişkin yer etmiş olup tüm çabalara rağmen değiştirilemeyen negatif algıdır. CHP’nin, 7 Haziran seçim bildirgesiyle hedef kitlesine iktisaden düzenin dışlananlarını dahil etmesi, sosyolojik tabanını genişletme potansiyeline sahip bir stratejiydi. Bu başarılamadı, ama yine de CHP adına umut verici olan; 2010 öncesi CHP ile karşılaştırıldığında seçmen taleplerini okuma ve ona yönelik politikalar üretme anlamında proaktif bir CHP’nin inşa edilmeye başlanmasıdır.

CHP’yi önümüzdeki süreçte kısa vadede zorlayacak konuların başında; kurulacak bir koalisyonda yer alıp almayacağı, orta vadede ise sosyolojik tabanını içine girdiği %25’lik “oy tuzağı”ndan çıkarıp, %30’lara nasıl taşıyacağıdır. Kampanya sürecinde Ak Parti’ye yönelik şiddetli eleştirileri, mevcut Cumhurbaşkanı’nın parlamenter sistemdeki anayasal konumuna çekilmesi, yolsuzluk iddialarının soruşturulması, dış politikadaki tercihleri gibi konular Ak Parti ile olası bir koalisyonun önündeki en büyük engellerdir. Diğer tarafta ise yıllardır iktidar dışında kalan CHP’nin süratle seçmene vaat ettiklerini hayata geçirme arzusu parti yöneticilerinin Ak Parti ile koalisyon olasılığına çok uzak durmamalarına yol açmakta. Olası bir Ak Parti-CHP koalisyonunun parti tabanında bazı rahatsızlıklara neden olacağı ihmal edilmemeli. CHP’nin, bu süreçte iktidar olma isteği ile taban refleksi arasında sıkışmaması için tercihini, parti önceliklerinin ötesinde Türkiye’nin koşullarını dikkate alarak yapması ve bunu tabanına çok iyi anlatması gerekir. Orta vadede ise, iktidar ortağı ya da muhalefet partisi olarak, partiye ilişkin negatif algıyı pozitife dönüştürecek çalışmalara yönelmesi gerekiyor. CHP’nin 7 Haziran kampanyasında inşa ettiği “iş yapmaya aday” parti” imajına, “Türkiye’yi yönetebilir yeni CHP” imajı eklenebilirse, “%25’lik oy tuzağı”ndan kurtulma olasılığı yüksektir.

*Prof. Dr. Gülgün Erdoğan Tosun,
Ege Üniversitesi
gulgun.tosun.erdogan@ege.edu.tr
*Prof. Dr. Tanju Tosun,
Ege Üniversitesi,
tanju.tosun@ege.edu.tr

Bir Cevap Yazın