Söyleşi: Selahattin Demirtaş

Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin yakın tarihinin en çalkantılı dönemlerinde HDP’nin yönetimini üstlenmiş ve ülkenin tüm demokrat kesimi nezdinde etkileyici ve yönlendirici bir işlev üstlenmiştir. Esasen faşist gidişin etkisizleştirme çabasına girdiği ilk siyaset adamlarından olmasının nedeni de budur.

Sosyal Demokrat Dergi, ülkemizin en karizmatik ve yetkin siyasetçilerinden Selahattin Demirtaş’ın görüşlerini bir söyleşi çerçevesinde okurlarına aktarmayı çoktandır istiyordu. Ne var ki, söz konusu söyleşiyi yüz yüze yapabilmek, bilinen nedenlerle mümkün olmadı. Sorularımızı kendisine ilettik; aldığımız yazılı yanıtları aynen sunuyoruz. 

Sosyal Demokrat Dergi (SDD): 7 Haziran öncesinde “Seni Başkan Yaptırmayacağız” dediniz, ama süreçte Başkanlık için yapılmadık şey kalmadı. Sizce bu sürekli OHAL atmosferi nereye kadar sürdürülebilir?

Selahattin Demirtaş (SD): Darbe girişimi sonrasında en fazla bir-iki haftalık bir OHAL süreci mantıklı olabilirdi. Ancak AKP, 15 Temmuz’u büyük bir fırsat ve nimet olarak görüp yıllardır hayata geçiremediği gizli ajandasının pratikleştirilmesi açısından bulunmaz bir lütuf olarak değerlendirmek istedi. OHAL’i bu amacına hizmet edecek şekilde kesintisiz bir baskı rejimine dönüştürdü. Şu anda ülkenin en acil gündemi, OHAL ve KHK’lerin kaldırılması mücadelesi olmalıdır. Bunun dışındaki her türlü değerlendirme ve öncelikler bizleri yanılgıya götürür. Bu koşullarda seçimi kabul etmek, faşizme hak etmediği bir meşruiyeti kendi elimizle altın tepsi içinde sunmak olacaktır.

(SDD): Geriye dönüp baktığınızda, 7 Haziran sonrasında HDP’nin yürüttüğü siyasette hatalar var mıydı?

(SD): Elbette bizler kusursuz, hatasız siyasetçiler değiliz. Ama kimse AKP faşizminin sınırsız şiddetinden ve barbarlığından kaynaklı yıkımlardan da bizi sorumlu tutmaya kalkmasın. 7 Haziran sonrasında, Erdoğan’ın seçim sonuçlarını kabullenmeyip bir tekrar seçime gideceğini çok iyi biliyorduk. Ancak AKP, çözüm sürecini sonlandırarak ve savaş politikalarına dönerek seçim ortamını tümden zehirledi. Bilinçli yarattığı kaos, korku, tehdit ve panik ortamından da yararlanarak iktidarı yeniden ele geçirdi. Muhalefet olarak bizler o dönemde bu stratejiye karşı yeterince mücadele edemedik.

(SDD): Geçtiğimiz dönemde kitabınız “Seher” yayımlandı. Öykülerinizde kadınlar ve Türkiye’nin geniş kesimleri var; sınıfsallık da ön planda. Kürt siyasetinde kimlik çizgisinin sınıfsallığın önüne geçiyor görünmesini eleştirir misiniz?

(SD): Tabii ki, kimlik ve inanç, mezhep ve yaşam tarzı gibi meseleler göz ardı edebileceğimiz konular değildir. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Türkiye’de “Türk-Sünni-Hanefi” kimlikleri dışında olan her kesimin bir kimlik sorunu vardır. Ancak bütün bu sorunların çözümü, sınıf sorunundan ayrı ele alınamaz. Bana göre, kimlik sorunlarını yadsımadan, ötelemeden ve önemsizleştirmeden ele almalı, fakat ezilen sınıf kimliği ile bu kimliklerin artık iç içe geçtiğini görmeli ve sol bir bakış açısı ile bu meselelere çözümler üretmeliyiz. Zaman zaman öne çıkan öncelikler farklı olsa da her zaman asıl sorun sınıfsaldır.

(SDD): Temsil ettiğiniz Kürt siyaseti Güneydoğu’da laiklik mücadelesini nasıl veriyor?

(SD): Biz sadece Kürt siyasetini temsil etmiyoruz. Türkiye’de bütün ezilenleri temsil etme iddiasındayız ve ayırımsız bütün ezilenlerin mücadelesinin parçasıyız. Tabii ki, Kürt halkından da çok önemli bir destek alıyoruz. Son seçimlerde hiçbir parti Diyanet’in kaldırılmasını, kadın özgürlüğünü, cinsel tercih özgürlüğünü, din ve inanç özgürlüğünü bizim kadar açıktan ve cesurca savunmadı. Biz savunduk ve Kürt halkından -ki büyük çoğunluğu muhafazakardır- ciddi bir destek aldık. Bunda da kadınların HDP’deki mücadelesi ve konumu belirleyici oldu.

(SDD): CHP ve diğer HAYIR bileşenleri ile önümüzdeki dönemde oluşturulabilecek bir siyasi mutabakat için asgari müşterekler sizce nedir?

(SD): Siyasi partiler merkezi düzeyde siyasi ittifaklar yaparak muhalefeti birleştiremezler. Bu yaklaşım çok yapay ve dayatmacı olarak algılanır. Bunun yerine mahallede, sokakta, meydanlarda, fabrikalarda, tarlalarda, üniversitelerde, konferans salonlarında, mitinglerde ve yürüyüşlerde mücadele birliğini sağlayarak muhalefeti toplumsallaştırmak, kolektifleştirmek çok daha doğru bir yoldur. Demokrasi, özgürlük, adalet, barış ve laiklik gibi ortak mücadele başlıklarında olabildiğince yaygın, kitlesel mücadeleler ortaya koyarak büyük bir demokrasi cephesi ortaya çıkarılmalıdır. ‘Hayır’ tarafının ayırımsız bütün bileşenleri yuvarlak bir masa etrafında bir araya gelmeli, asgari ilkeleri belirleyerek bir mücadele programı çıkarmalıdır. Birlikte mücadele etmeden ne faşizmi geriletebiliriz ne de faşizm koşullarında siyasi ittifak yapabiliriz. Yan yana mücadele etmek bir yandan korkuyu kırıp umudu büyütürken, diğer yandan da karşılıklı önyargıların ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Gezi’den Kobani’ye ve 16 Nisan Referandumu’na kadar yakın deneyimlerimiz, yapay siyasi ittifaklardan daha çok, toplumsal mücadele ortaklığının farkını bize göstermiştir.

(SDD): Türkiye çok kritik bir eşikte. Bu süreçte çok geniş katmanlar aslında Saray diktası karşısında, demokrasi cephesinde yer alıyor. Ancak bir umuda ve alternatife ihtiyaç var. En geniş anlamıyla demokrasi cephesinin önemli bileşenlerinden biri de HDP ve Kürt siyasi hareketi olmak durumundadır. Bu birlikteliğin aciliyeti ile ilgili düşünceleriniz nedir? Olası böyle bir cephenin karşılaşacağı en temel zorluklar ne olabilir?

(SD): Yukarıda da bu konuya değindim. Sözünü ettiğim demokrasi cephesi ortaya çıktığında, en ciddi saldırı AKP-MHP faşist ittifakından gelecektir. Bölücüler, teröristler, FETÖ’cüler bir araya gelip “ülkeyi bölmeye çalışıyorlar” kara ve kirli propagandası ile bu ittifakı dağıtmaya çalışacaklardır. Önemli olan bu propagandist saldırı karşısında dik durabilmektir. HDP dahil demokrasi cephesinin bütün güçleri, Türkiye’nin birliği içerisinde demokrasi ilkelerinde bir araya gelindiğini sık sık vurgulamalı ve hiçbir bileşen ilkelerin dışına çıkacak söz ve eylemlerde bulunmamalı; faşist bloğa gereksiz ve haksız yere malzeme olmamalıdır. Bunun için de etkin bir koordinasyon merkezi oluşturulmalı ve kirli propagandanın etkisizleştirilmesi için argümanlar, materyaller üretilmelidir. Gezi gençliği bunu çok iyi yapabilir; eminim. Faşizmi tuzla buz edecek yeteri kadar birikime, deneyime, kadroya, halk gücüne ve inanca sahibiz. Tek eksikliğimiz doğru bir öncülüktür. Bu da, sözünü ettiğim güçlü, ilkeli ittifakla mümkün olabilir. Bunu başaracağımıza yürekten inanıyorum. HDP bu konuda en esnek ve yapıcı tutumu sergilemekten geri durmayacaktır.

Bir Cevap Yazın