Söyleşi: Prof. Dr. Gaye USLUER

Koronavirüs salgınının dünyada son yüzyılda gerçekleşen salgınlardan ne gibi farklılıkları var? Son yıllarda epidemilerdeki çeşitlenme ve son olarak da pandemi olarak tanımlanan koranavirüs salgını küresel bir sağlık sorunu olmanın ötesinde neler ifade ediyor?

İnsanlık tarihinde sonuçları açısından önemli dönüm noktaları her zaman var olmuştur. Bu dönüm noktaları nedir diye bakarsak bir tarafta büyük savaşlar vardır, öte tarafta ise salgın hastalıklar. Gerçekten hem savaşlardan sonra hem de salgın hastalıklardan sonra ülkeler aynı çıplaklık durumuna gelmişlerdir. Adeta ülkelerin röntgenleri çekilmiş, güçlü ve zayıf yönleri ortaya dökülmüştür. Siyasal dönüşümlerin, reformların tam da bu süreçlerin sonunda ortaya çıkmış olması tesadüf değildir.

Salgın hastalıklar özellikle antibiyotik öncesi dönemde tüm toplumlarda büyük izler bırakmıştır. Büyük kıtaların keşfi, ülkeler arası gidiş gelişler salgınlara zemin hazırlamış, belki de sınır tanımazlık ilk önce mikroorganizmaların yayılımında ortaya çıkmıştır.

Şüphesiz savaş sonrasında olduğu gibi salgınlar sonrasında da yeni alışkanlıkların, yeni toplumsal kabullerin ortaya çıkmasının yanı sıra yeni keşifler, Tıp’ta yeni çığırlar da açılmıştır. Yeni tanı yöntemlerinin yaşama girmesi, özellikle salgın hastalıklara karşı korunmada koruyucu hekimlik kavramının ortaya çıkması, aşılar ve aşı ile korunabilirlik, ve nihayetinde 20.yy’ın ilk yarısında antibiyotik çağının başlaması.

Tüm bu olumluluklara karşın doğa başka bir yeniyi üretmede her zaman başarılı olmuştur. Var olan bir savunma yöntemine karşı her zaman bir yeni, farklı bir güç ortaya çıkmıştır. Bu anlamda 21.yy’ın güncel konuları antibiyotiklere dirençli mikroorganizma enfeksiyonları ve yeni mikroorganizmaların oluşturabileceği küresel salgınlar olmuştur.

Birinci Dünya Savaşından sonra görülen İspanyol Gribi yeni yüzyılın en büyük pandemisi olmuştur. Rivayetlere göre 1. Dünya savaşında ölenlerden daha fazla sayıda insan İspanyol Grip pandemisinde olmuştur. Tıp dünyası 20. yy’ın ikinci yarısından itibaren yeni bir PANDEMİ korkusu ve endişesini birlikte yaşamıştır. SARS enfeksiyonu, Kuş Gribi, Domuz Gribi ve MERS enfeksiyonları yeni yüzyılın PANDEMİK enfeksiyon kaygıları olmuşsa da hiç biri korkulan yaygınlığa ulaşamamıştır.

Yeni bir etken, İnsandan insana bulaşabilme özelliği ve kıtalararası yayılım PANDEMİ tanımının olmazsa olmazlarıdır. İşte bu noktada 31 Aralık 2019’da Çin’de tanımlanan ve bugün günlük yaşamımızın belirleyicisi haline gelen Covid 19 enfeksiyonu (SARS CoV 2 etkeni) tüm bu özellikleri taşımaktadır. Küresel salgın elbette ki bir sınıfsal özellik tanımı oluşturmuşsa da her ülkeyi etkileyebilmiştir. Küresel rekabetin en güçlüleri dahi yenik düşmüşlerdir. Sağlık Sistemlerinin ne kadar naif, ne kadar güçsüz olduğu ortaya çıkmıştır. Bir görünmez, elle tutulamaz ortak düşman tüm ülkeleri dize getirmiştir.  

Pandemi döneminde her ne kadar insanların iyimserliği önde tutma ve iyimser yorumlara ve verilere eğilim gösterme eğilimi artsa da gerçekleri ve bilimsel verileri tüm açıklığı ile takip etmeye çok ihtiyacımız var. Siz hem bir hekim hem de bir siyasetçi kimliğinizle koronavirüs pandemisi ile ilgili olarak çıplak gerçekleri tanımlamak için neler söylerdiniz? Koronovirüs pandemisinin satırbaşları ne?

Başında da söylediğim gibi küresel güçlerin çaresizliği ve süreci yönetme beceriksizliği Covid 19 pandemisinden sonra en çok hatırlayacaklarımız.

Sürecin satırbaşları ise şu an itibariyle özetleyecek olursak;

Güçlü olmanın silaha yatırımla değil, sağlığa yatırım yaparak olacağı

Sağlık hizmetinin herkesin ulaşabileceği eşit ve kamusal bir hizmet olması gerektiği

Tanı ve tedavi edici hekimlik değil, koruyucu hekimliğin sağlıkta satır başı olma zorunluluğu

İyi sağlık hizmetinin yalnızca Endüstri 4.0 ile sağlanamayacağı, insan kaynağına yatırım yapılmasının ne kadar önemli olduğu

İklim /Su kaynakları /Temiz hava konularının tüm ülkelerin ortak konusu olması gerekliliği, yaşanabilir bir dünya için bu konuların yeni gündemimiz olma zorunluluğu olarak özetlenebilir.

Siyasetçilerin önce reddettiği, sonra farklı tutumlar aldığı bir pandemi yönetim krizine de tanık olundu. Sizce bu pandemi karşısında alınan önlemler ve tutumlar, toplumlar ve siyasal rejimlerin özellikleri ile ilgili bize neler söyler?  Şeffaflık/açıklık-kapalılık, otoriterlik-demokratiklik bakımından ülkeler arasındaki farklılıklar pandeminin yönetimini etkiledi mi?

Pandemilerin yönetiminde olmazsa olmaz nedir diyecek olursak bu sorunun en kapsamlı cevabı Şeffaflık/Güvenirlik olmalı bence. Bu ikisi birbirinin bütünleyicisi olup, biri olmadan diğerini sağlayamazsınız.

Pandemilerde öncelikli olan salgının kaynağı, etken, etkenin özellikleri, tanı, tedavi ve önlenim gibi konularsa da, sürecin nasıl yönetildiği / yönetileceği sonrasında sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları da birlikte getirecektir.

 Bu nedenle sürecin yönetiliş biçimi aynı zamanda politik tercihlerin ne olduğunu göstermesi açısından önemlidir. 

Otoriter ve antidemokratik yönetimler salgının insana olan zararı ve etkilerinden önce siyasal etkilerini hesaplamaları nedeniyle kapalı, şeffaf olmayan bir anlamda perdelenmiş örtülü bir süreç yönetimini seçtiler. Bir sonraki aşamada ekonomik sonuçlar ve bu sonuçların yaratacağı yeni siyasal iklim ve politik yönelimi belirleyebilme telaşı Türkiye’de de sürecin yönetimini kapalı, şeffaf olmayana dönüştürdü. Bu nedenle halen Türkiye’de pandemi yönetiminin bütünsel analizini istatistiksel olarak maalesef yapamıyoruz.

Sizce Türkiyenin pandemi yönetiminin olumlu yanları ve aktörleri kim? Pandemi yönetiminin zayıf noktaları ve sorunları derinleştirme potansiyeli olan yanları ne?

Türkiye’de pandemi yönetimini üç dönemde incelemenin doğru olduğunu düşünüyorum.

Birinci aşama kriz öncesi yani ilk olgu tanımlanana kadar olan süreç. İkinci dönem halen yaşamakta olduğumuz kriz süreci. Hastaların tanımlanması, tedavisi, sağ kalımın sağlanması ve salgının kontrol altına alınması bu dönemi kapsıyor. Üçüncü ve son aşama ise yeniden normalleşmeyle birlikte, salgında tam kontrolün sağlanmasına kadar olan süreç olacaktır.

Türkiye’de ilk dönemin olumlulukları Sağlık Bakanı –bizzat kişisel olumlu imaj ve yönetim- ve oluşturulan Bilim Kurulu ile olmuştur. Bu süreçte uluslararası gidiş/gelişlere ilişkin kararların gecikmeli alınması ve tam da Suudi Arabistan’ın alarm ilan ettiği süreçte 21 bin kişinin umre ziyaretine izin verilmesi, yetersiz sayıda yapılan testler ve iyi yönetilemeyen karantina süreçleri bu dönemin olumsuzluklarıdır.

İkinci dönem yani ilk olguyla başlayan süreçte olumlu olan hastalanan kişi sayısının sağlık sistemi kapasitesini aşan bir boyuta ulaşamamış olmasıdır. Yani mevcut hasta yükünü sağlık sistemi iyi yönetebilmiştir. En yüksek hasta kapasitesine sahip olduğu söylenen şehir hastaneleri tek başına yükü üstlenememiş, kamu hastanelerinin tamamı, üniversite hastaneleri ve hatta özel hastaneler pandemi hizmet hastanelerine dönüştürülmek durumunda kalınmıştır. Bu ise diğer sağlık hizmetlerinin verilmesinde aksamaya neden olmuştur. Bu sürecin en önemli aktörleri nitelikli ve özverili çalışan sağlık personeli olmuştur.

200’ün üzerinde ülkenin etkilendiği bu pandemide hem toplam vaka sayısı açısından hem de toplam ölüm açısından ilk 10’da yer almamız salgını kontrol etmeye yönelik bir başarının olmadığını göstermektedir. Yetersiz sayıda test yapılması, test yapabilen laboratuvar sayısının uzun süre Ankara’da tek bir merkez olması salgını kontrolde önemli aşamalara yetersizliklerdir.

Son aşamada yani kısıtlamaların kaldırılması, bir anlamda yeniden normalleşme sürecinin başlangıcında alınan kararların halk sağlığı tavsiyesi olmaktan öte tamamen politik ya da siyasal amaçlarla alınmış olması düşündürücüdür. Bu sürecin devamında böyle bir yönetişimin 2. dalganın ortaya çıkması ve şiddeti üzerindeki etkilerinin ne olacağını hep birlikte izleyeceğiz.

İlk dönemde tüm olumlulukları üzerinde toplayan Sağlık Bakanı/lığının bu dönemde sadece rakamsal bilgileri veren, olması gerekenler konusunda belirleyici olmayan bir görüntü vermesi de sistem adına olumsuzluklar arasındadır.

Maalesef Türkiye oldukça kutuplaşmış, şeffaflık ile ilgili ağır endişelerin olduğu bir tek adam rejiminde bu pandemiye yakalandı. Aynı başlıkları atan gazetelerin bulunduğu bir ortamda, açıklanan verilerin gerçekliğinden öte güvenilirliğine büyük bir gölge düşürüyor bu. Tam ve doğru bilgi sağlansa bile, inandırıcılık sorunu baki gibi. Sizce pandemi yönetiminde bu sorun nasıl aşılır?

Şu anda herkes salgına odaklanmış durumda. Toplumsal beklenti hastalanmama, sağ kalım ve normalleşmeye yoğunlaşmış durumda.

Yeniden normalleşme ya da yeni normalle birlikte yeni ekonominin hayatımızı nasıl etkilediğini daha iyi göreceğiz.

Türkiye için yeni bir siyasal başlangıç ya da politik dönüşüm olabilir mi? Şüphesiz olabilir. Ancak toplumsal hareketlilik, toplumsal hareketi sağlayacak siyasi zeminin oluşturulması ve doğru yönetilmesi bu anlamda siyasal sonuçların da belirleyicisi olacak.

Tek adamlı sürecin iyi işlemediği, iyi yönetemediği çok net görülebiliyor. Ancak toplumsal muhalefetin iyi örgütlenmesi ve yeniyi nasıl tarif edeceği, bu tarif üzerinden geniş katmanlara kabulünü nasıl sağlayacağı da önem taşımakta.

Pandemi küreselleşme, dünya ekonomisi, devlet-vatandaş ilişkisi, küresel ekonomi, insan-doğa ilişkisi ve ekolojik denge açısından ne gibi kırılmalar yaratıyor? Kamusal sağlık, evrensel temel gelir ödemesi, çeşitlenen refah politikaları, kırılgan kesimlerin güçlendirilmesi gibi adımların önem kazandığını ve hatta yaşamsal bir hale geldiğini görüyoruz örneğin. Her şeyden önce kamucu sağlık ve refah politikalarının, yeşil ekonominin, sosyal bakım ekonomisinin ve büyüme odaklı makro ekonomik politikalar yerine bölüşüm ve sürdürülebilir bir makro ekonomi yönünde bir itki olabilir mi bu?

Covid 19 enfeksiyonu 200’ün üzerine ülkeyi etkiledi. Yüz binlerce insan etkilendi. Onbinlerce insan hayatını kaybetti. Sonrasında  – aslında bugünden itibaren  ve yarın- dünyada yeni bir dönem başlayacağı mutlak. En güçlü ve en    iyi arasında bir değişim yaşanacağı, en güçlünün tarifinin en iyi üzerinden yapılabileceği görünüyor.

Aslında pandeminin tüm dünyada ki sosyal ve ekonomik etkileri neoliberal düzen ve anlayışın iflas ettiğini göstermekte. Bu anlamda halkçı düzen, kamusal anlayış, kamucu ekonomi tanımları ve gereksinimleri üzerinden yeni bir siyasi hattın belirlenmesi gerekmekte.

Her şeyden önce tüm ülkelerde sağlık sistemlerinin yeni baştan ddüzenlenmesi, yeniden organize edilmesi aşikar bir zorunluluk. Sağlık hizmetinin kamusal ve eşit olarak sunulan bir hizmete dönüşmesi gerekiyor.

Ülkeler arası ilişkilerin de yeniden gözden geçirilmesi gerecek. İnsanlık için ortak iyinin tanımlanması gerekecek. Bir arada yaşayabilmek adına iklim, temiz hava, su kaynakları ve gıda kaynaklarının nasıl kullanılacağı ortak iyinin temel bileşenleri olmak zorunda. Ancak unutulmaması gereken Covid 19 Pandemisinin dünya için hem bir başlangıç hem de bir yenileniş fırsatı yaratabileceğidir.

Son Söz “Pandeminin öyküsü, Pandemi bittiğinde yazılacak.”