Söyleşi: DİSK Genel Başkanı Arzu ÇERKEZOĞLU

Arkadaşımız Ece ÖZTAN’ın DİSK Genel Başkanı Arzu ÇERKEZOĞLU ile yaptığı söyleşi

Sürekli devam eden yoksullaşma süreci çalışan kesimleri, haneleri insan ilişkilerini derinden sarsıyor. Avrupa’nın en yüksek enflasyon oranı Türkiye’de. Üstelik fiyat artışları durdurulamıyor. Siz sendika olarak araştırma biriminizin derlediği verilerle çalışanların yaşamını yakından izliyorsunuz. Yaşadığımız sürekli yoksullaşma sürecini nasıl görüyorsunuz? Nereye gidiyoruz?

Öncelikle biz bu yoksullaşma sürecinin basitçe liyakatsiz kadroların, hatalı politikaların değil, bilinçli bir tercihin sonucu olduğunu görüyoruz. Hayatın pahalı, emeğin ucuz olduğu bir düzen gayet bilinçli politik tercihlerle adım adım inşa edildi, ediliyor.

Ücretlerden başlarsak, Eurostat 2022 Ocak verilerine göre Türkiye, Arnavutluk’tan sonra Avrupa’nın en düşük asgari ücretli ikinci ülkesi. Bu sonuca bir iki senede ulaşılmadı. Emek gücünün ucuzluğu ile rekabet gücü kazanmaya yönelik bir strateji uzun erimli bir hedef olarak adım adım inşa edildi. Hem asgari ücrete büyümeden pay vermeyen politikalarla hem de işçi sınıfının oldukça büyük bir kesimini asgari ücrete mahkum eden politikalarla bu başarıldı. 

Sendikal haklara yönelik baskılarla, grev yasaklamakla övünen bir zihniyetle asgari ücrete mahkum bir işçi kitlesi yaratıldı. ITUC raporlarında Türkiye’yi dünyada işçi hakları açısından en kötü 10 ülkesi arasına sokma “başarısı” ile bu süreç adım adım inşa edildi.

Yüksek enflasyon da bu noktada reel ücretlerin geriletilmesi açısından bir manivela olarak kullanılıyor.

Kısacası yaşadığımız yoksullaşma süreci Türkiye’yi emekçiler için bir cehenneme, sermaye için sömürü cennetine çevirmeye yönelik iktidar politikalarının bir sonucu.

Halkın ödediği vergilerle zengine kaynak aktaran Kur Korumalı Mevduat hesabı gibi icatlarla, yoksuldan alıp zengine veren vergi politikalarıyla da bu süreç destekleniyor.

Bu memleket işçisiyle, emekçisiyle, doğasıyla, kentleriyle uluslararası piyasalarda ucuza pazara çıkarılıyor. Ve bu yoksullaşma sürecine son vermenin yolu, bu tercihlerin değiştirilmesinden geçiyor.

Birleşik Metal İş Sendikası Araştırma Merkezi’nin birkaç ay önce TÜİK’in madde fiyatları üzerinden yaptığı hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken minimum aylık masrafın 4 bin 750 TL olduğu saptamıştı. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları baz alınarak yapılan hesaplamaya göre de yoksulluk sınırı 16 bin 431 TL. idi. Bu rakamlar kısa süre içerisinde daha da yükseldi. Bu yangın çalışan hanelerde ne gibi sonuçlara yol açıyor? Çalışan yoksulluğu değil artık çalışan açlığından bahsediyoruz. Neler olup bitiyor hanelerde?

Birleşik Metal İş Sendikası Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin Nisan ayındaki günlük mutfak masrafı 450 TL idi. Ki Nisan’dan bugüne fiyatlardaki artışa hepimiz tanığız.

Asgari ücret 2018’den bu yana gıda enflasyonun ciddi biçimde altında seyrediyor. 2022 yılında asgari ücrete yapılan artış yılın daha üçüncü ayında resmi enflasyonun yaklaşık 10 puan altında kaldı.

Gıda enflasyonu açısından durum daha vahim. TÜİK’in Nisan 2022 resmi enflasyon verilerinden yaptığımız hesaplamalara göre gıda enflasyonu ortalama yüzde 89,1 olarak gerçekleşirken en yoksul gelir grubu için gıda enflasyonu yüzde 131,6 olarak gerçekleşti. Emeklilerde ise gıda enflasyonu yüzde 113,5 oldu.

Tam da söylediğiniz gibi, yoksulluktan sonra açlık da işçi sınıfının sadece işsiz kalanlarının değil tamamının yaşam koşullarını tanımlamaya başladı. Üstelik bu durum TÜİK’in verilerine bile yansımaya başladı.

Ancak verilerin ötesinde artık yoksullukla ve açlıkla mücadele işçi sınıfının her gün gündelik yaşamının bir parçası haline geldi. Milyonlar her sabah güne daha yoksul olarak başlıyor, ekmeğimiz her gün daha da küçülüyor.  

Yani artık açlık ve yoksulluk deyince arızi bir durumdan bahsetmiyoruz. Yani artık açlık ve yoksulluk kavramları sadece “çöpten yiyecek toplayan yoksul görüntüleri” değil her gün işe gidip gelen, bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üreten milyonların yaşam koşullarını anlatıyor.

1 Mayıs Mitinginde “Birlikte Değiştireceğiz” dedik. Bu sloganın arkasındaki kararlılık ve çalışan kesimlerin değişim umudu açısından neler söyleyebilirsiniz? Bu kadar derin yoksullaşma, adaletsizlik ve zorbalık karşısında değişimi tahayyül etmek için nasıl bir politikaya ihtiyaç var?

Bu sene 1 Mayıs meydanlarına “birlikte değiştireceğiz” iddiası damgasını vurdu. Asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlerin artışı için, gelirde ve vergide adalet için, tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine karşı güvenceli bir iş için, kadro hakkı için mücadele edenler, asgari ücretin atındaki maaşlara karşı insanca yaşam hakkını savunan emekliler, emekli bile olamayan EYT’liler, sendikalı olmak için, sendikal haklarını kullanmak için direnen işçiler, İstanbul Sözleşmesini savunan kadınlar, sermayenin barbarlığına, iktidarın sermaye barbarlığıyla işbirliğine karşı emeğini, doğasını, kentlerini, memleketini savunlar, kısacası emek, barış, demokrasi, özgürlük ve adalet mücadeleleri 1 Mayıs meydanlarında buluştu.

Uzun zamandır meydanlarda böylesine büyük buluşmalara özlem duyuyorduk ve gücümüzün farkına varmak, yalnız olmadığımızı görmek için 1 Mayıs’lar önemli bir ihtiyacı karşıladı.

Ancak elbette bu bir başlangıç ve sonrası önemli. Birlikte değiştirme iradesini sürdürmek gerekiyor. Ve umutlu bir değişimi de tarif etmek gerekiyor.

Düzenin değişmesi sadece iktidardaki partinin değişmesi değildir. Düzenin değişmesi insanca çalışma ve insanca yaşama hakkının kazanılmasıdır. Hayal ettiğimiz başka bir düzenin temeli eğitim hakkıdır, sağlık hakkıdır, barınma hakkıdır, ulaşım hakkıdır, örgütlenme hakkıdır, söz ve karar hakkıdır.  Başka bir düzen emeğin, barışın, demokrasinin egemen olduğu bir düzendir. Tek adamın değil üretenlerin yönetmesidir. Bugün nüfusun dörtte üçünün ücret gelirleriyle yaşamını sürdürdüğü bu topraklarda başka bir düzen Emeğin Türkiyesi’dir.

Genel ücret düzeyi ve asgari ücrette yığılan çalışan kesimleri genişledi. Farklı meslek grupları düşük ücret düzeylerinde birleşti. DİSK olarak hem asgari ücret hem de genel olarak ücret düzeyleri konusunda mevcut ekonomik durumda nasıl bir yol öneriyorsunuz?

Güvencesizlik de düşük ücretler de artık ücret geliriyle yaşayan milyonların genel ve ortak sorunu. Evet, çalıştırma biçimleri değişiyor, sektörler, statüler, meslekler farklılaşıyor ama genel olarak işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları negatif yönde birbirine yakınsıyor.

Öncelikle Türkiye’nin bir asgari ücretliler toplumu olmaktan kurtulması lazım. Bunun da dünyada bilinen tek yolu var: Örgütlenme ve sendikal hakları kullanma. İşte biz bu nedenle demokrasi işçinin ekmeğidir diyoruz. Demokrasi tahrip edildikçe işçilerin bu hakları kullanımının önündeki engeller daha da yükseliyor. Ve Türkiye adım adım asgari ücretliler toplumu haline getiriliyor. Demokrasinin olmadığı yerde işçilerin bu hakları güvencede olmadığı gibi, işçilerin haklarının olmadığı yerde de demokrasiden bahsedilemez. Türkiye’yi içinde bulunduğumuz karanlık tablodan çıkarmanın yolu örgütlenmekten geçiyor. Evet örgütleneceğiz ve böylece hem demokrasiyi hem de emeğimizin hakkını kazanacağız. Evet, zor ama zorunlu bir yol.

Öte yandan güncel ve acil olarak başta asgari ücret olmak üzere tüm ücretlerin derhal artırılması, 2022’nin bu yüksek enflasyon oranından doğan kayıpların giderilmesi gerekiyor.  Asgari Ücret Tespit Komisyonu derhal toplanmalı ve asgari ücreti günün koşullarına uygun biçimde yeniden belirlemelidir. Buna karşı ifade edilen argümanlar, mevzuat değişikliği gerektiği vs tamamıyla geçersizdir. Asgari ücretin yılda bir defa saptanmasıyla ilgili bir kural yoktur. 2015 öncesinde, özellikle yüksek enflasyonu 1990’lı yıllarda asgari ücret yılda iki defa belirlenmiştir. 2022 için  “tarihin en büyük asgari ücret artışı”nın yapıldığı ve bu nedenle yeni bir artışa gerek olmadığı yönündeki iddialar da tümüyle gerçek dışıdır. Asgari ücretin ülke çapında belirlendiği 1976’dan beri net asgari ücrete ise 15 kez yüzde 50’nin üzerinde zam yapılmıştır. Yüksek enflasyonlu 1996, 1997 ve 1998 yıllarında ise brüt asgari ücret yüzde 100’ün üzerinde zamlandı. İçinde bulunduğumuz yüksek enflasyon ortamında da asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlerin yıl içerinde artırılmaması zorunludur. 

DİSK olarak bu konudaki ısrarımızı ve mücadelemizi sürdüreceğiz.

DİSK-Ar’ın 19 Mayıs’ta yayınladığı raporda özellikle genç işsizliğine ve çalışan gençlerin yoksulluk düzeylerine ilişkin çarpıcı veriler var. Genç kadınlar için tablo daha da ağır. Ailesine ve harçlığa bağlı milyonlarca genç umutlarını yitirmiş görünüyor. Umudu nasıl olanaklı kılacağız bu gençlerin yaşamında?

Bu ülkenin gençlerinin laik, bilimsel bir eğitime, güvenceli bir işe, umutlu bir geleceğe ve özgürlüğe ihtiyacı var. Ancak maalesef ülkemizde her dört gençten biri ne eğitimde ne istihdamda.

Geniş tanımlı genç işsizliği yüzde 41’e ulaşmış durumda.  Daha da kötüsü her iki genç kadından biri işsiz.

Her evde bir işsizin, genç işsizin, genç kadın işsizin ve hatta iş arama umudunu bile yitirmiş gençlerin olduğu bir ülkede işsizlik sadece bir istatistiki veri olarak ele alınamaz. Tehdit altında olan ülkenin geleceğidir.

Öte yandan iş bulanlar açısından da düşük ücretler ve güvencesizlik geleceğe dair tüm umutları yok etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofis verilerine göre yükseköğrenim mezunu gençlerin dahi ezici çoğunluğunun asgari ücretle çalıştığı bir ülkede bu düzenin herhangi bir umudu olanaklı kılamayacağı çok açık. Umut adına, gelecek adına ne kazanacaksak, kora kor bir mücadeleyle kazanacağız.

Ama her şeyin ötesinde, insanca yaşanabilir bir ücretle güvenceli bir işi herkes için hak olarak görmeyen, kamunun bu konudaki sorumluluklarını yok sayan, aksine işsizliği ücretlerin baskılanması politikası için bir “fırsat” olarak gören, işsizliği artıran dünyadaki en uzun çalışma saatlerini ve en ağır çalışma koşullarını “avantaj” olarak gören, gençlerin ve özellikle gen. kadınların iş aramaktan ümidini kesmesini işsizliği kağıt üzerinde az göstermenin bir yolu olarak değerlendiren, aklı ve bilimi rehber edinmeyen bu zihniyetin değişmesi şart. Dünyanın ve Türkiye’nin neoliberal paradigmanın bu akıl dışı ve çürümüş anlayışından kurtulması şart. 

Bu koşullar altında, bu düzeni değiştirme iradesini göstererek umudu hepimiz için olanaklı kılanın da gençler olacağını düşünüyorum.

Bunun yolu yöntemi belli. Örgütlü olmak, örgütlü mücadele yürütmek. Okulda, işte, sokakta, mahallede, bulunduğumuz her yerde örgütlenmek. Sendikal örgütlenmelerimizi, mesleki örgütlenmelerimizi, siyasal örgütlenmelerimizi, her mücadele alanındaki tüm örgütlerimizi gençlerin dönüştürücü gücüyle geliştirmek zorundayız.

Bu ülkede umudu gençler olanaklı kılacak.