Söyleşi: BİR.ARA.DA

Arkadaşımız Ece Öztan, ihraç edilen barış akademisyenlerince kurulan Birarada Derneği’nden Derya Keskin, Didem Dayı ve Işıl Ünal ile gerçekleştirdiği söyleşi:

E.Ö.-Herşeyin toz duman olduğu, barış akademisyenlerine yönelik saldırıları, hukuksuzlukları, KHK’ları, pasaport engellerini, mahkemeleri, gözaltıları, işten çıkarmaları takip etmekte dahi zorlandığımız böylesi ağır bir dönemde, güzel şeyler de oluyor. Müthiş bir dayanışma, direnme ve çalışma enerjisi var barış akademisyenleri arasında iki yıldır. Bu kararlılık ve çabayı nasıl yorumlamak lazım?

D.K.- Bu kararlılık ve çaba sanırım her şeyden önce haklılığımızdan geliyor. Ocak 2016’da barış için bir imza attık, neredeyse üç yıl oldu ve imzamızın arkasında durmaya devam ediyoruz. Çünkü hala bu ülkede en çok barışa ihtiyaç var ve biz hala barış istiyoruz. Barış istemenin suç olmadığı gibi biz akademisyenler için toplumsal bir sorumluluk, bir görev olduğu bilinciyle…

Baştan beri, farklı yerlerde çeşitli düzeylerde olsa da yan yana durmayı başarmış olmamızın da önemli bir payı var bu dirençte ve çalışma enerjisinde. Dayanışma Akademileri buna en iyi örnek olarak gösterilebilir. Akademiyi üniversite duvarlarının dışına taşıyan, içinden geçtiğimiz, anti-demokratik koşulların egemen olduğu tarihsel kesitte daha iyisini, daha özgürünü, daha kapsayıcı olanını yapmaya çalışan dayanışma akademileri vb. oluşumlarımız sadece bizim için değil, kendi yerellerindeki öğrenciler ve kent halkı için de umut kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor. Bilgiyi özgürce üretmeyi ve paylaşmayı ilke edinen dayanışma akademileri bu yolda farklı öğrenme ve üretme pratiklerini de hayata geçirmeye çalışıyor. 

I.Ü.- Gerçekten de giderek ağırlaşan koşullarda yaşıyoruz ve mücadele azmine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Biz barış için mücadele etmeye devam ediyoruz. Zaten bu mücadelemiz nedeniyle iktidarca cezalandırıldık ve sanırım bize yapılanlar karşısında bilendik. Çünkü biz bilim insanı olmanın sorumluluğunu yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Ama üniversiteden atılıyoruz, hem de “terör örgütleriyle iltisaklı” olduğumuz ileri sürülerek. Rektörlükler disiplin soruşturması açtı, halen ağır ceza mahkemesinde yargılanıyoruz filan. İnanılır gibi değil!

Öte yandan, imzacılar sıradan insanlar değil, bilimsel faaliyetin politik bir faaliyet olduğunun bilincinde olan insanlar. Aksi halde ülkemizde olup bitenler karşısında, her şeyi göze alıp söz söyleme, eleştirme sorumluluğunu yerine getiremezlerdi. Ayrıca bizim bir akademi, “başka türlü bir akademi” tahayyülümüz var, bu da ortak yanımız. Hep eleştire geldiğimiz kurumsal baskılar üzerimizden kalkınca, kendimizi akademik çalışmalarımızı özgürce gerçekleştirme çabası içinde bulduk. Dayanışma akademileri böyle doğdu. Başlangıçta bu, “üniversitede üretmemizi engellemeye kalkıyorsanız, biz de her imkan bulduğumuz yerde üretiriz” azmiydi bir anlamda.

Muhalif kesimlerin desteği ve sundukları imkanlara rağmen, bizim için her şey toz pembe değil, hiçbir zaman da olmadı tahmin edebileceğiniz gibi. Tam tersine birçok zorluğun, baskının altında akademik faaliyetlerimize, mücadelemize devam etmeye çalışıyoruz. Bu da azmi ve birbirimizle olma, birbirimize dayanma, birlikte yapma/kotarma azmini ve isteğini artırıyor.

Didem Dayı: Ben kendi adıma ayakta kalma azmine ve inadına bağlıyorum,  yok olup gitmeye karşı direnmeye… biraz birbirimize tutunduğumuzu biraz da açıkçası üniversitedeyken yapma fırsatı ve özgürlüğü bulamadığımız şeyleri yapmamızın yolunun açıldığını düşünüyorum. On beş senedir akademisyenim hiç kimse  bunu bir kenara koymamı beklemesin. Aynı zamanda müthiş bir birbirimizden öğrenme süreci içindeyiz ki bu hal bana neden akademisyen olduğumu tekrar hatırlatıyor. Öğrenmek ve birlikte üretmek.

E.Ö.-Dayanışma Akademileri ve BİRARADA Derneği’ne varan süreci kısaca anlatır mısınız?

D.K.- İlk dayanışma dersleri, henüz barış imzacılarının kamudan ihraçları başlamadan, ama vakıf üniversitelerinden bazı arkadaşlarımızın işlerini kaybetmesinin ardından 2016 Bahar’ında Eskişehir’de başladı. 1 Eylül 2016’da 19 Barış imzacısının birden Kocaeli Üniversitesinden ihraç edilmesiyle ilk kamu ihraçları başlamış oldu. Böylece ilk dayanışma Akademisi 28 Eylül 2016’da Kocaeli’de kuruldu ve 5 Ekim 2016’da haftalık seminerlerle faaliyetlerine başladı.

I.Ü-Sayıları 10’u aşan dayanışma akademileri kurduk. Yerelin olanaklarına bağlı olarak farklı yoğunlukta çalıştılar her biri. Tüzel kişiliği önemseyen ve dernek, kooperatif kuran dayanışma akademileri oldu.  Zaman zaman biraraya gelip ne yapıyoruz ve ne yapalım üzerinde düşünüp tartışarak yol aldık. Fakat yereller arasındaki olanak farklılığını ortadan kaldırmanın yolunun ortak faaliyetler yapmak ve birbirimizle daha fazla paylaşımda bulunmak olduğunu fark ettik. Birlikte olduğumuzda birbirimizden çok şey öğreniyor, zenginleşiyoruz. Bir de tüzel kişiliğin daha çeşitli olanaklar elde etme açısından kolaylaştırıcı olduğunu fark ettik.

Bu tartışmalar bizi, bir dernek kurup onun çatısı altında biraraya  gelmeye yönlendirdi. BİR.ARA.DA böyle kuruldu.

DD. Dayanışma akademileri süreç içine bir koordinasyon ekibi kurarak iletişim problemlerini çözmeye ve bir arada olma ihtiyaçlarını gidermeye çalıştılar fakat süreç içinde yapılan dört büyük çalıştay bize daha geniş bir yapılanmanın gerekli olduğunu gösterdi. Sadece Dayanışma Akademileri adı altında aktif olan arkadaşlarımız için değil, birlikte üretmek ve bir arada durmak isteyen tüm arkadaşlarımız için daha geniş bir platforma ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik.

E.Ö.-Dayanışma Akademileri arasında iletişim ve işbirliği nasıl yürüyor?

D.K.- Dayanışma akademileri ilk çalıştayını 2017 başında İstanbul’da yaptı ve orada işbirliği için birtakım kararlar alındı. Bunlardan biri dayanışma akademileri arasında bir koordinasyon oluşturulması idi. Bu koordinasyon oluşturuldu ve sonrasında iletişim bu kanalla sağlandı. 1. Çalıştayı takiben geçen 1,5 yılda, BİRARADA kurulana kadar üç büyük çalıştay daha yapıldı. Bunlar birkaç günlük bir araya gelmeyi gerektiren, üniversite ve akademi ile ilgili hemen herşeyi konuştuğumuz uzun mesaili çalıştaylardı. Her birinden çıkarılan sonuçlar ve planlar oldu, bunların bir kısmı hayata geçirildi, bir kısmı üzerinde ise çalışmalar devam ediyor. Tüm dayanışma akademilerini bir araya getirecek ortak bir platform ihtiyacı ve niyeti bu çalıştaylardan çıktı ve geçtiğimiz aylarda BİRARADA derneğinin kuruluşuyla bu niyet kurumsal olarak hayata geçmiş oldu. 

I.Ü.- Bence bizleri birarada tutan süreç, koordinasyon toplantıları ve çalıştaylarla örüldü. Birincisi, yukarıda da söylediğim gibi, “neler yaptık, neler yapmalıyız?” sorularının yanıtını vermek üzere zaman zaman toplanmak anlamına geliyor. Çalıştaylarda ise, zaman zaman biraraya gelip, önceden belirlediğimiz temalar etrafında tartışıyoruz. Bu, bir çeşit kendi üzerimizde düşünme süreci. Bilimsel faaliyetin temeli olarak görebileceğimiz “düşünümsellik” ilkesi, bizim için de o “başka türlü bir akademi”yi inşa sürecine yönelmemizde çok önemli oldu. Elbette daha çok başındayız işin. Belki de başlangıca yaklaşıyoruz. İhtiyaçlarımızı keşfetme ve onları kolektif olarak karşılama yol ve yöntemlerinin arayışına girişme.. Yaptığımız bundan ibaret.

DD. Bunun cevabını sanırım az once vermiştim. Derneğin yürütme kurulunu yerel dayanışma akademileri ile iletişimi olan arkadaşla oluşturmaya çalıştık. Dernek bünyesinde koordinasyon görevini üstlenen arkadaşlarımızın azımsanmayacak emeklerini burada özellikle anmak isterim. Şu anda ise dernek üzerinden farklı yerellerden arkadaşlarla bazı projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu projeler hayata geçtikçe aramızdaki mesafenin daha da kapanacağını düşünüyoruz.

E.Ö.-Öğrencilerle ilişkiler nasıl yürüyor? Dayanışma Akademileri öğrenci olmayanlara da açık mı?

D.K.- Her dayanışma akademisinde farklı formatlarda faaliyetler söz konusu olabiliyor. Genel olarak öğrenciler derslere, atölyelere, çalıştaylara, konferenslara, yaz okullarına katılmak suretiyle dayanışma akademilerinin parçası oluyorlar. Buralardaki hocalardan ödevleri, tezleri için görüşme talep ediyorlar, danışıyorlar. Aynı şeyler öğrenci olmayan kent halkı için de geçerli. Dayanışma akademileri etkinliklerine katılmak için yaş, cinsiyet vb. sınırlılıklar yok.

I.Ü.- Biz “öğrenci” kavramını pek kullanmıyoruz. Bizim her yaştan, meslekten, hatta emekli olmuş “katılımcılarımız” var. Gençlerin bir bölümü bizim eskiden üniversiteden “öğrencilerimiz”. Bizimle tartışmak isteyen, paylaşmak isteyen ve konuya ilgi duyan herkes katılabiliyor. Başlangıçta, “dayanışma” amaçlı katılımlar olmakla birlikte, daha sonra “hiyerarşinin olmadığı” öğrenme ortamlarına ihtiyaç duyanların katılımı arttı. Ama aslında sanırım katılımcılarımızla ilişkilerimiz de tekdüze değil ve onu da birlikte inşa ediyoruz.

DD.- Yani aslında öğrenci olan veya olmayan herkesin katkı ve katılımına açık bir yapı gözetiyoruz.

E.Ö.-Dayanışma Akademilerine dahil olan ve işini kaybeden akademisyenleri geçim problemini çözmek için adımlar da atılıyor mu?

I.Ü.- Evet, tabii. Sendikaların katkısının bir sınırı var, hatta sendika üyesi olmayanlar da var aramızda.

Bireysel arayışlarla elde edilmiş olanaklar var. Geçim sıkıntısı, emekli olabilenler dışında, üniversiteden uzaklaştırılmış tüm imzacılar için sözkonusu oldu. Akademik faaliyeti sürdürürken geçim problemine de çare bulmak bizim temel arayışımız. Katılımcılarla “meta ilişkisi” kurmama ilkemiz gereği (klasik ifadeyle, “öğrenciyi müşteri” olarak görmediğimiz için), parayla ders verme filan yok. Ancak bütünsel olarak faaliyetlerin projelendirilmesi ve bu kaynaklardan ödeme yapma öne çıkan ve kabul ettiğimiz bir yol. Başka yollar da arıyoruz tabii.

D.K.-Dayanışma akademilerinde yer alan akademisyenlerin hemen hemen hepsi Barış bildirisi imzacısı olmakla birlikte bir kısmı halen üniversitelerde çalışmaya devam edenlerden oluşuyor. İhraç edilenlerin bir kısmı ise emeklilik veya başka işerde çalışma biçiminde geçimlerini sağlayabiliyorlar. Kalanların ise kısmen geçici işlerle kısmen de dayanışma akademilerinde sürdürdükleri araştırma vb. çalışmalarla sınırlı da olsa geçim kaynağı yarattıkları söylenebilir.

DD. Daha çok birbirimizden haberdar olduğumuz yeni hayatlarımızı birbirimize dayanarak, birbirimizi destekleyerek yapılandırdığımız bir süreç içindeyiz. Daha geniş çaplı faaliyetler için üzerinde çalıştığımız projelerimiz var fakat katılımcılarla veya gruplarla bir para ilişkisi içinde değiliz.

E.Ö.-Başka dernek, sendika ve STK’lar ile ilişkileriniz var mı?

D.K.-Dayanışma akademileri genel olarak başta sendikalar olmak üzere Demokratik Kitle Örgütleri ile işbirliğini önemsiyor. Zaten dayanışma akademileri üyelerinin hemen hepsi sendika üyesi (Eğitim-Sen ve SES). Baştan beri barış imzacısı akademisyenleri destekleyen bu sendikalar ihraç edilenlerin üyeliklerini devam ettiriyor. Sendikalar dışında her yerelde farklı düzeylerde olması muhtemel bir biçimde TTB ve TMMOB üyesi odalarla ve bazı derneklerle ilişkilenmeler söz konusu. Örneğin KODA Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ile işbirliği içinde iki yıllık Hayat Bilgisi Okulu projesini hayata geçirdi.

I.Ü.- Özellikle toplumsal cinsiyet çalışan akademisyenlerin oluşturdukları ağların, diğer ülkelerde benzer çalışma yapanların ağları veya örgütlenmeleriyle bağlantıları var. Genel olarak ise, birçok ülkedeki üniversiteler veya onlara bağlı merkezlerle bağlantılar kurulabiliyor.

DD. Dayanışma akademilerinin kendi yerellerinde veya daha yaygın etkinlik gösteren çeşitli kitle örgütleri ile aktif iş birlikleri ve çalışmaları var. Dernek üzerinden ise daha geniş bir yapılanma üzerine çalıştığımızı söyleyebilirim.

E.Ö.-Dernek, dayanışma akademileri olarak sivil toplumdan, sizlerle dayanışmak isteyen kesimlerden beklediğiniz destek ve katkılar nedir? Ne yapabilir, nasıl katkı sunabilirler?

D.K.-Öncelikle akademik çalışmaların devamı için yapılacak katkılar önemli. Örneğin araştırma projelerinin desteklenmesi bunlardan biri. Bunun yanında, ihraç edilen akademisyenlerin düzenleyeceği veya katkı sunacağı eğitim faaliyetleri, çalıştaylar, seminerler vb. için olanak sağlamak, bazı faaliyetler için yer tahsis etmek, yapılan faaliyetlere izleyici olarak katılmak ve başkalarının katılımını sağlamak, genel olarak toplumu dayanışma akademileri vb. oluşumlardan ve faaliyetlerinden haberdar etmek gibi dayanışma biçimleri düşünülebilir.

I.Ü- Biz çalıştaylarda belirlediğimiz ilkeler doğrultusunda, birçok kesimle ve kuruluşla işbirliği yapabiliriz. Ama genel olarak, iktidarın elimizden aldığı ve akademik faaliyetlerimizi  gerçekleştirirken kullanmamız gereken kaynakları bizim ilkelerimize uyarak sağlayabilirler.

DD. En önemli konu akademik kaynaklara ulaşım konusunda çektiğimiz sıkıntılar. Sanırım önemli motivasyonlardan birisi de yapılan faaliyetlere katılım sağlamak ve çeşitli şekillerde duyuru yapmak  olabilir. Bunların dışında dernek ilkelerimiz doğrultusunda her türlü katılım ve katkıya açık olduğumuzun da altını çizmek isterim.