Seyhan Erdoğdu – Seçim Sonuçlarının Kısa Değerlendirmesi

seyhan-erdogdu7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının ortaya koyduğu temel siyasal olgu, 2002 yılından bu yana iktidar olan AKP’nin, seçimlerde oy kaybederek tek başına hükümet kuramaz duruma gelmesidir. 2014 Ağustos’unda %51,79 oy olarak cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın “partili cumhurbaşkanı” kimliğini açıkça ilan ederek sahaya inmesine; özgür, eşit ve adil seçim ilkelerinin tümünün çiğnenmesine; devletin maddi, örgütsel ve bürokratik bütün olanaklarının kullanılmasına rağmen seçimin kaybedeni AKP olmuştur.

7 Haziran 2015’te neyin önü kesildi!..

Erdoğan AKP’si, 13 yıl tek başına iktidar olmanın verdiği kibirle, 2015 seçimlerinden sonra Türkiye için içte ve dışta “yeni ortaçağ”ın kapılarını açmayı planlamıştı. İçte, başkanlık sistemi adı altında otoriter ve totaliter bir siyasal İslamcı rejimle bütünleşmiş “yandaş kapitalizmi”; dışta ise neo-Osmanlıcılık, hatta pan- İslamizm macerası…

7 Haziran’da önü kesilen, herhangi bir muhafazakar partinin gelecek vizyonu değildir. Önü kesilen, “Yeni Türkiye” adı altında demokratik laik Cumhuriyet ile hesaplaşmaya girişen bir “restorasyon” hareketidir. Cumhuriyetin maddi ve manevi birikimlerini yok etme seferberliğidir… Hatırlayalım, bu seferberliğin varacağı menzil, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ağzından şöyle ifadesini buluyordu: ”Standartlara uyan değil, standart belirleyen ülkelerden biri olacağız. Eskiden de böyleydik. Farklı inanç gruplarının gerekirse, kendi yargılamasını yapmasının mirasçılarıyız. İnşallah gelecekte, yine böyle öncü bir rol üstleneceğiz.”

7 Haziran’da önü kesilen, herhangi bir muhafazakar partinin yönetim anlayışı değil, “seçilmiş kral”ın önderliğinde otoriter ve totaliter bir yönetim anlayışıdır. Erdoğan’ın AKP’si, TBMM’ye ait olan yasama yetkisini kanun hükmünde kararnameler aracılığıyla yürütmeye devretmiş; yargı kararlarının etkisiz kılınması için Bakanlar Kurulu’na yetki vermiş; “kuvvetler ayrılığı ilkesinin yürütmeyi engellediğini” söylemiş; milletvekillerini, gazetecileri, silahlı kuvvetlerin her düzeydeki mensuplarını, öğrencileri, yerel yöneticileri ve daha pek çok insanı siyasal nedenlerle özgürlüklerinden yoksun bırakmış; medya, meslek odaları, sendikalar, hatta işveren örgütlerini iktidarın denetimi altına almak için uğraşmış; demokratik eylemleri şiddetle bastırmış; hukukun üstünlüğü ortadan kaldırmış bir parti-devlettir. Otoriter olduğu kadar kişilerin yaşamlarına doğrudan müdahale etmesi, kadının toplumsal varlığını yeniden tanımlaması, sanatı, düşünceyi kendi kalıplarına sokması ile ayrıca totaliterdir. Her otoriter ve totaliter hareket gibi de ayrımcıdır, kamplaştırıcıdır ve savaşçıdır.

7 Haziran’da önü kesilen, herhangi bir muhafazakar partinin yeni liberal ekonomi politikaları değil, yolsuzluğun kendisini sistem haline getiren bir yandaş kapitalizmidir. Erdoğan AKP’si, iktidarla yakınlıkları olanlara özel kuralların uygulandığı “ahbap çavuş kapitalizmi”ni doruk noktasına çıkarmış ve sistemi, işadamlarının işlerini parti lideri ile yakın ilişkilerine dayanarak yürüttüğü “aile kapitalizmi”ne dönüştürmüştür. Artık bürokrasinin verdiği izinler, ihaleler, teşvikler ve destekler, sistemli olarak bu aile kapitalizminin çarkından geçmek zorundadır. Yargının bağımsız, medyanın özgür olmadığı bir ortamda yolsuzlukların hesabı sorulamamış ve yolsuzluğun kendisi, sistem haline gelmiştir.

Seçimden seçime AKP

AKP’nin 13 yıllık iktidarında oylarının bu ölçüde düştüğü bir başka seçim 2009 yerel seçimleridir. 2007 milletvekili Genel Seçimlerinde %46,58 oy alan AKP’nin 2009 yerel seçimlerinde oy oranı, belediye meclis üyelikleri temel alındığında %38,16’ya düşmüştür.

Bu 8 puanlık düşüşün temel nedeni, 2008 küresel krizinin Türkiye’ye ekonomik ve sosyal alanlardaki yansımalarıdır. 2008 Kasım ayından başlayarak, Türkiye’nin ihracatı azalmış ve ihracattaki bu azalma, üretim ve istihdama yansımıştır. Büyüme hızında baş gösteren düşüş, 2008 yılının son çeyreğinden itibaren daralmaya dönüşmüştür. 2009 yılında ise mali kuruluşlar dışında, hemen tüm sektörlerde ciddi küçülmeler yaşanmış ve ekonomi %-4,7 oranında küçülmüştür. Ekonomideki bu daralmanın çalışma yaşamı açısından ilk etkisi, istihdam üzerinde olmuş ve kriz öncesinde %10 bandına yerleşmiş olan işsizlik oranı %14’e yükselmiştir. Kriz döneminde en yüksek işsizlik oranları Şubat 2009’da yaşanmıştır. Şubat ayında resmi işsizlik oranı %16,1’e; geniş tanımlı işsizlik oranı ise %29,2’ye tırmanmıştır. 2008-2009 yıllarında emeğin yoğunlaştırılması yoluyla, reel birim ücretlerde hızlı ve önemli bir düşüşün yaşandığı da gözlemlenmiştir. İşte Mart 2009’da yerel seçimlere bu ortamda gidilmiş ve AKP’nin oy oranı 8 puan azalmıştır.

2015 genel seçimi öncesinde de, Türkiye’de ekonomik göstergelerin bozulmaya başladığı görülmektedir. Türkiye ekonomisi, son yıllarda, durgunlaşma ile dış bağımlılığı ve dışsal kırılganlığı birleştiren -Boratav Hoca’nın deyimiyle- “hastalıklı bir sentez” oluşturmuştur. Ama bu bağımlı kırılgan durum; büyüme hızındaki azalma, resmi ve geniş tanımlı işsizlik oranlarındaki artış, gelir ve servet dağılımının bozulması, hanelerin borçluluğunun artışı, yoksulluğun artışı gibi ekonomik ve sosyal bozulmaları beraberinde taşımakla birlikte, 2008-2009’daki gibi bir ekonomik krizden söz etmek olanaklı değildir. 2015 seçimi öncesinde, farklı sınıf ve tabakaların derin kriz ortamlarında gösterdikleri sert oy kaymalarını tetikleyecek bir ekonomik görünüm bulunmamaktadır.

Ama AKP, 2011’den 2015’e, 9 puanlık bir oy kaybı yaşamıştır. 2015’te, AKP’nin daha önce Erdoğan’a ve AKP’ye oy vermiş olan seçmen tabanından oy kaybetmesinin ve yeni seçmenden kayda değer oy alamamasının birincil nedeni, geniş yığınların AKP’nin yolsuzluklarla beslenen, özgürlük alanlarını daraltan, otoriter, totaliter, siyasal İslamcı, neo-Osmanlıcı, ayırımcı, savaşçı siyasetine ve uygulamalarına gösterdikleri siyasal tepkidir denebilir.

Eğer “kalabalıkların bilgeliği”nden söz etmek gerekirse, bu bilgelik, zamanın ruhunu tam da en kritik dönemeçte yakalayan halkın, Türkiye’de “yeni ortaçağ”a aralanan kapıyı kapatmaya çalışmasıdır. Bunu toplumun hangi kesimlerinin, hangi il ve ilçelerde, hangi oy kaymalarıyla yaptığı seçim anketleri ve araştırmaları ile analiz edilecektir kuşkusuz. Ama şimdi soru, siyasetin, kalabalıkların bu bilgeliğini taşıyacak derinliğe sahip olup olmadığıdır. Ve herhalde ilk iş, dar görüşlü ve kısır hamlelerle Erdoğan’a ve AKP’ye kan vermek yerine halkın bu siyasal tepkisine sahip çıkacak bir gündem ve kararlılıkla hareket etmek olmalıdır.

*Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu,
CHP Genel Başkan Yardımcısı,
seyhanerdogdu@gmail.com

Bir cevap yazın