Özgün Biçer – Teknolojinin Kadına Yönelik Şiddetle Ne İlgisi Var?

Hiç düşündünüz mü, ne zamandan beri elektrik süpürgesi evlerimizi süpürüyor?

Günlük hayatımızda ne kadar çok teknolojik alet kullanıyoruz. Telefon, tablet ve ya bilgisayarlardan bahsetmiyorum. Evdeki türlü işleri yaparken kullandıklarımızdan söz ediyorum. Temizlik amacıyla kullandıklarımız: Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, vs. Yemek yaparken kullandığımız makineler: Mikser, blender, mutfak robotları, yoğurt yapma makineleri, vs. Aşırı uzmanlaşmanın sonucu olarak araçlar da çeşitleniyorlar. Bir de elektrikli süpürgesi var tabi.

1900’lerin başında William Hoover’in adlı girişimcinin tozları toplayan devasa makineyi hafif, sağlam ve kolay kullanılır hale getirmesiyle süreç başlıyor. Biraz zaman geçtikten sonra birçok evde gırgırın yerini elektrik süpürgesi almaya başlıyor. Beraberinde gelen birçok makine, yeni yaşam tarzını müjdeliyor. Nihayet 1970 yılına gelindiğinde Hoover elektrikli süpürge Türkiye piyasasına yaldızlı bir giriş yapıyor:

 “Yalnız Hoover, döver, süpürür, emer!”

Hoover’in bu cüretkar kampanyasının elbette şiddetle herhangi bir ilgisi yok. Ama bugün geldiğimiz dijital teknolojiler için aynı şeyi söylemek mümkün mü?

Teknoloji toplumsal değişmeye neden olan en temel unsurlardan biridir. İnsanlık tarihinde toplumsal hayatın her noktasında büyük dönüşümler yaratan endüstri devrimlerinin arkasında, teknolojideki yenilikler yatıyor. Sanayi devriminden bu yana makinelerin her alana girmesiyle günlük yaşam pratiğimizden üretim sürecinde kadar köklü değişimler yaşandı. Walter Benjamin’in ifadesiyle bu değişen dünya artık fantazmagorilerin egemenliğinde bir dünya haline geldi.

Günümüzde fantazmagorinin en önemli bileşeni dijital araçlar. Dizüstü, masa üstü, tablet  bilgisayarları, akıllı telefonları, dijital oyun konsollarını, sanal dünyaya giriş kapısı olarak kullanıyoruz. Ama sanal dünya o kadar masum değil. Internete erişimin artması ile birlikte mobil bilgi ve sosyal medyanın yaygın kullanımı şiddetin ama özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin yeni bir biçimi olan siber şiddeti karşımıza çıkartıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olarak ortaya çıkan şiddet bireyler ve toplumlar üzerinde ciddi etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle teknoloji ile şiddetin ilgisini araştırırırken önce dijital teknoloji üreten kurumlara ve sonra da bizzatihi dijital dünyanın dehlizlerine birlikte bakacağız.

Teknoloji  ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği

Teknoloji’ye toplumsal cinsiyet lensleriyle baktığımızda gördüğümüz bir gerçeklik var ki eşitsizliğin en yoğun olduğu alanlardan biri olması. Dijital dünyada -çevrim içi- şiddeti tanımlamak için teknoloji sektöründe yaşanmakta olan toplumsal cinsiyet eşitsiziğine bakmalıyız. Biliyoruz ki çevrimdışı gerçeklik çevrimiçinde kendi suretinde bir dünya yaratıyor.

Teknoloji sektörünün erkek egemen olduğu düşünülüyor. Peki neden teknoloji “erkek işi” deniyor?

Rakamlara baktığımızda görüyoruz ki OECD ülkelerinde çalışan kadınların sadece yüzde 20’si kadın. Türkiye’de ise STEM –Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik kelimelerinin İngilizce baş harfleri ile elde edilen kısaltma- alanında eğitim gören kadınların oranı yüzde 49 iken bilişim alanında çalışan kadınların oranı ise yüzde 9,91.[1]  Deloitte tarafından yapılan “Teknoloji Sektöründe Kadın” araştırması[2] da sektördeki eşitsizliği görünür kılan veriler sunuyor. Teknoloji sektöründe çalışan kadınlar sektörde devam etmek istiyorlar ancak iş-özel yaşam dengesinin olmaması, kariyer alanında ilerleme ve terfi/yükselme fırsatlarının azlığı, ücret ve yan hakların yetersizliği ve sektörün erkek egemen yapısı gibi konularda sektörün olumsuzluklarına da dikkat çekiyorlar. Sektörün erkek egemen doğasının belki de en görünür olduğu yerler dünya çapındaki teknoloji fuarları ve konferansları. ENSONO[3] yaptığı çalışmada kadın liderler görmek istiyorsak teknoloji konferanslarını erkeklerin hakim olduğu alanlardan çıkaralım diyor. Bunun ilk şarttı da kadınların sektörde olduğunun bilincinin artırılması ve teknolojiyi bir “erkekler kulübü” olma düşüncesinden çıkartmak. Esnek çalışma saatleri, çoğunlukla erkeklerden oluşan ve maskülen dilin egemen olduğu bu alan elbette bu unvanı da hakkediyor. Zira, yine aynı çalışmada görüyoruz ki sadece ön sıralar, kadınların bulmakta zorlandığı yerler değil, kadınlar için tuvaletin bile organizasyonda düşünülmemesi yeterli bir gösterge sunuyor.

Siber şiddet

İstanbul sözleşmesinde kadına yönelik şiddet, ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı ve ızdırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamındadır[4]. Tüm bu eylemler sanal ortamda gerçekleştiğinde biz toplumsal cinsiyete dayalı siber şiddeti konuşuyoruz.

Teknoloji, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele etmek tepki platformları oluşturmak açısından yararlı olduğu kadar failler içinde imkanlar sunmaktadır. Sosyal medyada, internet ağlarını kullanırken ya da uygulama ekranında kadınlar, cinsiyetlerine, güvenliklerine doğrudan saldıran tehdit veya yorumlar ile karşılaşmaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı siber şiddet herhangi bir şiddet türünün altında değerlendirilmemektedir. Bütün diğer şiddet türleriyle kesişmesi nedeniyle yeni bir başlık olarak olarak değerlendirilmektedir. Birleşmiş Milletler, “Teknoloji Aracılığıyla Kadına Yönelik Şiddet” ifadesi ile telefonlar, internet, sosyal medya platformları ve e-posta gibi bilgi ve iletişim teknolojileri kullanılarak kısmen veya tamamen işlenen ya da teşvik edilen toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti tanımlamaktadır.  Uluslararası Kadın Araştırmaları Merkezi kapsamlı bir teknoloji aracılığıyla toplumsal cinsiyet temelli şiddet tanımı geliştirmiştir. Birine cinsel ya da cinsiyet kimliği nedeniyle zarar veren internet/mobil teknoloji kullanılmasıdır. Bu çerçeveve çevrimiçi şiddet, siber şiddet, kadına yönelik çevrimiçi şiddet gibi ilgili tüm davranış ve taktikleri içermeyi amaçlamaktadır.

Amerikan Barolar Birliği Hukukun Üstünlğü girişimi (ABA ROLI) , ABD Uluslar arası Kalkınma Ajansının (USIAD) ve RIWI’nın ortaklaşa olarak çevrimiçi cinsiyet temelli şiddet konusunda gerçekleştirdikleri araştırma dikkat çekici sonuçları ortaya çıkartıyor. Kenya’dan Kazakistan’a; Sırbistan’dan Güney Afrika’ya 15 ülkede 40 bin kişiyle yapılan ankete göre, tüm katılımcıların yüzde 40’ı çevrimiçi şiddet ve tacize karşı kendilerini güvede hissetmiyor. Yüzde 22’si ise, çevrimiçi şiddet yaşadığını beyan ediyor. Buna rağmen anekete katılanların yüzde 42’si çevrimiçi olduklarından herhangi bir güvenlik önlemi almadıklarını kabul ediyorlar[5]. COVID-19 ile ise kadınların ve kızların siber riske maruz bırakılma riski katlanmış durumda. Şiddetin kendisi çevrimiçi yaşansa da etkili gerçek hayatı işgal ediyor. Şiddete maruz kalanlar depresyon ve güvenlik endişesi gibi duyguları yaşıyorlar ve hatta günlük hayatlarını yaşayamaz hale geliyorlar.

Küresel bir gerçekliği olan çevrimiçi kadına yönelik şiddete daha detaylı baktığımızda şiddetin biçimleri ile ilgili nüansları da görebiliyoruz. “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet ve Çevrimiçi / Online İstismar” raporunda çevrimiçi veya çevrimdışı ortamlarda öne çıkan kadınlara, çevrimiçi alanda daha fazla suiistimale maruz kalabildikleri çıktısı yer alır. LBTQ+ kadınlar, kadın gazeteciler (blog yazarları dahil), teknoloji endüstrisinde aktif olan kadınlar, tanınmış kadınlar (sanatçılar, yazarlar vb.), kadın siyasetçiler, kadın akademisyenler ve feminist aktivistler de dönem dönem siber şiddet faillerinin açık hedefi haline gelebilmektedir.[6]

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin egemen olduğu toplumlarda ise şiddetin fail, en yakından en uzağa kadar uzanabilmektedir. Bu kişi, eski eş, sevgili, komşu iş ya da okul arkadaşı veyahut yabancı da olabilir. Büyük bir kısmı da adsız hesaplar, takma adlar ve sahte hesaplar üzerinden gerçekleşmekte ve bu nedenle faillerin bulunması da oldukça güç olmakta.

Tanımadığınız birilerinden cinsel içerikli mesaj aldıysanız ya da sosyal medya platformlarından özel hayatınızla ilgili sorularla karşılaşmışsanız ya da hesaplarınızın gözetlendiğini hissediyorsanız siz de siber şiddete maruz kalmışsınız demektir!

Avrupa Toplumsal Cinsiyet Eşitliği enstitüsünün hazırladığı Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Cinsiyet Eşitliği Raporu siber şiddetin türlerini bize tanıtıyor[7]. Böylece bazen basitçe adlandırdığımız bazı olayları aslında ne kadar ciddiye almamız gerektiğini de öğreniyoruz.   

Siber takip (stalking), e-posta, online mesajlar, sosyal medya ya da internetin takip edilmesidir. Takip eden kişiye “stalker” denmektedir. Zararsız gibi gözükse de bir tür gözetleme davranışı mağdur olanın güvenlik duygusunu azaltır ve korku yaratır.

Siber taciz ise birçok farklı şekil alabiliyor. İstenmeyen seksüel içerikli e-postalar ve mesajlar; sosyal ağ sitelerinde veya internet sohbet odalarında yaşanan uygunsuz veya saldırgan olaylar; nefret içerikli konuşma, kişiyi kimliğine –cinsiyeti- ve diğer özelliklerine -cinsel yönelim veya engellilik gibi- hakaret etme, tehdit etme.

İntikam pornosu, siber sömürü ya da rıza dışı olarak tanımlanmaktadır. Genellikle fail, terkedilen eski eş ya da sevgilidir. Biri ilişkiyi sona erdirdiği için misilleme olarak görüntü ve videolarını utandırmak ve aşağılamak için yayınlar. Ancak failler mutlaka eski partner olmayabilir ve sebep de her zaman intikam değildir. Kurbanın bilgisayarına, sosyal medya hesaplarına veya telefonuna girilerek elde edilen görüntüler de olabilir. Hasarı gerçek dünyayı de hedefleyebilir.

Siber şiddet diğer şiddet türleri gibi eşitsizliklerden besleniyor ve kadınların kendi kaderini tayin hakkını ve bedensel bütünlüğünü zedeliyor. İtibarın zedelenmesi, mahremiyetin ihlali, kimlik kaybı gibi verdiği psikolojik zararların ötesinde teknolojiye bağlı kitlesel ölüm vakaları da bulunmaktadır.  INCEL hareketi bunun ne kadar uç noktalara ulaşabildiğini göstermiştir[8]

Tüm bunlara rağmen maalesef vakaların yüzde 60’ı yetkililer tarafından soruşturulmuyor. Servis sağlayıcılar ise üçte birinden daha azına önlem alıyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadele dediğimizde hem yasal hem de toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı bütünsel bir mücadeleyi konuşuyoruz. Türk Ceza Kanunun 105. Maddesi cinsel taciz suçunun işlenebilmesi için fiziksel temas aramamaktadır. D fıkrasında yer alan “Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,” ifadesiyle sosyal medya hesaplarındaki cinsel amaçlı yazılar, cep telefonundan mesajlar ve e-postalar taciz kapsamına girmektedir. Yasal mücadelenin yanında belki de daha önemlisi siber şiddete karşı mücadele platformlarının oluşturmaktır. Örneğin Birleşmiş Milletler’in 25 Kasım’da kadına yönelik şiddetle karşı mücadele ve dayanışma gününde başlattığı bir hareketi paylaşalım. “Ateş Böcekleri”, özellikle kadın ve kız çocuklarına yönelik siber şiddetin son bulması için farkındalık yaratmayı amaçlıyor[9].

Bugün ise COVID-19 kısıtlamalarıyla her birimiz okul ve işyerinin çevrimiçi platformlara taşınmasıyla sanal dünyada çok daha fazla vakit geçiriyoruz. Elbette bu durum kadınların ve kız çocukların siber şiddete maruz kalma riskini artırıyor. Daha geç değil tam da şu an ilk adımı atabilirsiniz. Dijital alanı daha eşit ve aydınlık bir yer haline getirebiliriz.

*Özgün BİÇER
Kalkınma Ekonomisi, Dr.,
ozgunbicer@gmail.com


[1] https://www.honeypot.io/women-in-tech-2018/

[2] Teknoloji Sektöründe Kadın, https://www2.deloitte.com/tr/tr/pages/technology-media-and-telecommunications/articles/teknoloji-sektorunde-kadin.html

[3] Ensono’nun ABD ve Birleşik Krallık’ta üç yıllık bir süre içinde 18 büyük teknoloji konferansıyla ilgili bir araştırmasına göre, kadın katılımcıların yüzde 38’i cinsel tacize uğramıştır. https://www.ensono.com/resources/speak-bringing-more-womens-voices-tech-conferences

[4] İstanbul Sözleşmesi (2011), Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi-İstanbul Sözleşmesi. İstanbul Sözleşmesi. https://rm.coe.int/1680462545

[5] Global Perceptions of Gender-Based Violence  Online, https://www.americanbar.org/content/dam/aba/directories/roli/misc/study-global-perceptions-of-gbv-online-2019.pdf (erişim tarihi: 19 Aralık 2020)

[6] Nurcihan Temur, Toplumsal Cinsiyete Dayalı Siber Şiddet, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Toplumsal_Cinsiyete_Dayal%C4%B1_Siber_Siddet_Rehber_2019.pdf (erişim tarihi: 19 Aralık 2020)0

[7] https://eige.europa.eu/publications/cyber-violence-against-women-and-girls

[8] INCEL, kadın düşmanı topluluk. Kadınlar tarafından yeterince çekici ve yakışıklı bulunmadıkları için kadınlara yönelik şiddet ve taciz içerikli sohbetlerin yapıldığı bir topluluk. Kanada’da ölümle sonuçlanan kitlesel eylemlerde bulunmuşlardır.

[9] https://atesbocekleri.info