Onur Alp Yılmaz – Siyaset Felsefesi Açısından Uluslararası Sistem ve Suriye Krizi

onur alpAmerika’nın Irak’a müdahalesiyle başlayan Baas rejimini ortadan kaldırma girişimlerini, bugün yaşanan sürecin temeli olarak nitelendirebiliriz. Amerika, Irak’ın Baas rejimine karşı yürüttüğü yok etme operasyonunda Baas rejimi ile beraber Irak Devleti’ni de, Irak ordusunu da ortadan kaldırdı. Irak’ta yeni bir düzen kurmaya çalışan Amerika, Obama’nın seçim vaadinin gerekliliği olarak, 2011’de henüz ortadan kaldırılan rejimin yerine yenisi inşa edilmeden bölgeden çekilme kararı aldı. Irak’taki bu otorite boşluğu ve Irak’ın demografik yapısının çeşitliliği terör örgütlerine hem yayılma hem de destekçi-militan bulma konularında imkanlar sağladı. Arap Baharıyla başlayan süreçte, bu terör grupları daha da güçlenerek hem Irak’ta hem komşu ülkelerde(özellikle Suriye) hem de Arap Baharı’ndan etkilenen bölgenin genelinde nüfuz alanlarını genişlettiler. Bu yazıda, Suriye’nin içinde bulunduğu çatışma ve anarşi durumu Kant, Rousseau ve Hobbes’un yaklaşımlarına göre değerlendirecektir.

Kant ve barış

Kant, barış için öne sürdüğü önkoşullar arasında, barış için gerekli olan unsurların hukuk tarafından güvence altına alınmasının gerekliliğinden ve devletlerin egemenlik haklarının zedelenmemesi gerektiğinden bahsetmiştir. Bu çerçevede, Irak Baas rejiminin egemenlik haklarını açıkça ihlal eden Amerika’nın davranışı kabul edilebilir görünmemektedir. Kant’a göre devletlerin içişlerine karışmak açık bir biçimde ahlaksızlıktır. Savaş durumunda dahi olsa, devletlerin egemenlik haklarına mümkün olduğu kadar karşı ahlaklı davranılmalıdır. Bu bakımdan, koalisyon güçlerinin Suriye’deki çatışmada Esad’ın yerine muhalif güçlere destek vermeleri pek de ahlaklı bir davranış olarak görünmemektedir. Kant’a göre, “ebedi barış” için, önkoşulların yanında olmazsa olmaz üç zorunlu şart daha vardır.

Bunlardan birincisi, özgürlükleri garanti altına alması ve eşitlik esasına dayanmasından ötürü cumhuriyetçi bir anayasadır. Bu düşünceye göre, bugün Suriye özelinde ve uluslararası sistemde hala etkin olan anarşi ortamının sebeplerinden biri, bu tür bir anayasaya ulaşabilen ve özgürlükleri garanti altına alınan insan sayısının sınırlılığıdır. İkinci şart ise güçlü-güçsüz ayırmadan hakların korunmasına dayanan bir federasyondur. Bu düşünce, yapısal olarak bugünkü Birleşmiş Milletleri anımsatmaktadır. Ancak Kant’ın savunduğu federasyonda güçlü-güçsüz ayrımı yapmaksızın korunması gereken haklar varken, BM yapısında mutlak veto yetkisi bulunan beş daimi üye bulunmaktadır. Aynı zamanda, Kant’a göre yaptırım yetkisi olması gereken bir federasyon varken, BM kararları -bağlayıcı olmasına karşın- yaptırım mekanizması olmadığından bir anlam ifade etmemektedir. Bu da, devletlerin hala başıboş birer aktör olarak uluslararası sistemde hareket ettiklerini bizlere gösterir. Örneğin Suriye konusunda farklı gruplara destek olan blokların oluşması, BM’nin ne kadar yetersiz olduğunu bizlere gösterir. Bugünkü aşamada her devlet kendi ajandasına göre hareket etmekte ve karşılıklı hakları dikkate almak yerine, yalnızca kendi çıkarlarını gözetmektedir. Bu durum, ebedi barışa giden yoldaki koşulların yerine getirilmesi için zor kullanmayı meşru gören Kant’ın argümanını desteksiz bırakmaktadır. Her devletin kendi çıkarına hizmet ettiği bir düzende, barış için savaş yapacak herhangi bir aktör yoktur. Amerika’nın Irak Savaşı’nda kullandığı bu argüman ise sonuçlarına bakıldığında daha fazla çatışmaya neden olmuştur.

Kant’ın ebedi barış için olmazsa olmaz son şartı ise, ticaretin gelişmesi ve genişlemesi ile mümkün olacak olan dünya yurttaşlığıdır. Kant’ın ticaretin gelişmesiyle ilgili düşünceleri bugünkü küresel dünyaya yakın görüşlerdir. Ona göre, uluslararası ticaretin gelişmesiyle sınırlar ortadan kalkacak ve ticari ilişkinin olmadığı bir devlet kalmayacaktır. Bu da devletler arasındaki bağımlılığı artıracak ve ebedi barışa hizmet edecektir. Bu perspektife göre, Suriye’nin özgürlükçü bir anayasal rejimden uzak kalması ve küresel sisteme yeterince adapte olamaması bu krizin kendine özel ana nedenleridir. Genelde ise yaptırım gücü olmayan bir federasyonun olmaması bu tür krizleri kaçınılmaz kılmaktadır.

Rousseau ne der?

Jean-Jacques Rousseau ise, Saint Pierre’in Avrupa Federasyonu fikrinin uluslararası anarşiyi çözeceğine inanmakla birlikte, bu fikrin ütopya olduğunu söylemektedir. Yaşadığı toplumda yozlaşmış olan insanların da, devletlerin despotik yapılarının da yaratılacak barış ortamından daha çok çıkarları yoktur. Bu yüzden bu durum yalnızca bir ütopyadan ibarettir. Yurtseverliğin gerekliliğini önemle vurgulayan Rousseau, aksi durumda vatandaşların birbirlerine karşı olan sorumluluk bilincinin kaybolduğunu şiddetle savunmaktadır.

Bu düşünceye göre, bugün Suriye’de yaşanan kimliksizleşme durumunun karışıklığın ana nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Suriye vatandaşı olmanın hiçbir önem arz etmemesi, insanları ya dini-etnik terör gruplarının saflarında savaşmaya itmekte ya da ülkeden göç etmeye zorlamaktadır. Vatanseverlik bilincinin yitirilmesi ile beraber birbirine karşı olan sorumluluk hissi ve dayanışma duygusu da kaybolmuştur. Toplumsal bağların zayıflamaması için devletin çok büyük olmaması gerektiği inancına sahip olan Rousseau, Şam çevresinde Esad etrafındaki kenetlenmeyi bir polis dayanışmasına benzetebilirdi. Rousseau bağımsız bir siyasi iktidardan yanadır. Ülkenin zenginliklerini halk ile paylaşmamak için süper güçlerden silah alarak otoritesini güçlendiren Suriye gibi rantiye rejimlerin bağımsızlığı tartışmaya açıktır.

Hobbes’un görüşü

Siyaseti düşman ve dost arasındaki ilişki olarak açıklayan Hobbes ise hiçbir dostluk ve düşmanlığın kalıcı olmadığından söz eder. Daha düne kadar Esad ile diplomatik ilişkiler sürdüren dünya devletleri, bugün onun meşruiyetini kaybettiğinden eminler. Bu durumu, Atina’nın Peloponez Savaşı’nda Melos’a söylediği sözle açıklamak mümkündür: “Güç kimdeyse kavramları o tanımlar.” Hobbes, aynı anda, ulaşılamayacak bir şeye ulaşma arzusunun çatışma yaratacağını söylemektedir. Suriye’de birden fazla grup iktidarı elinde bulundurmak için mücadele etmektedir. Bu durumda sonsuz bir çatışma ortamı yaratmaktadır. Bu çatışmaların temel nedeni ise güvensizliktir. Sürekli çatışmalardan muzdarip olan Suriye’deki durum, Hobbes’un “Devlet olmadıkça herkes daima savaş halindedir.” teziyle örtüşmektedir. Bu durumda ölüm korkusunun bir devletin meşruiyetinde başlıca unsur olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak, insanların rahat bir hayat için gerekli olan unsurları elde etme arzusunu canlı tutmak da önemlidir. İnsanların, Suriye’de olduğu gibi, bu umutlarından uzak olduklarını hissetmeleri, onların ölüme aldırmamalarına sebep olabilir. Suriye’deki gibi devletin olmadığı bir savaşta hiçbir şey adalete aykırı değildir. Çünkü bu bir egemenlik mücadelesidir. Cebir ve hile ise savaşta en büyük erdemdir. İşte bu yüzden devletin ortaya çıkış nedeni ‘zor’dur. Kılıcın zoru olmadıkça ahidler sadece sözden ibarettir. Sınırları uluslararası anlaşmalarla çizilmiş olan Suriye, zor kullanma yetisiyle birlikte sistemin içindeki varlığını da kaybetmiştir. Bu yaklaşıma göre, Esad’ın eksikliklerinden biri de, halkı mobilize etmek amacıyla ortak bir düşman yaratmakta başarısız kalmış olmasıdır. Liderler, etraflarındaki kalabalığı bir vizyon doğrultusunda bir araya getirmeyi başarmak zorundadır. Suriye Savaşı’nda boyun eğdiren mutlak galip olacaktır. Kazanan komutan, kaç kişiyi öldürürse öldürsün, katil değil fatih olarak anılır. Barış ancak boyun eğdirerek kazanılır.

Hobbes, Rousseau ve Kant “Uluslararası Barış”ın temini için farklı çözüm önerileri sunmuşlardır. Bunlardan bir kısmı bugünkü uluslararası organizasyonlara da ışık tutmuş ve tutmaya devam etmektedir. Ancak Ortadoğu’da yaşanan krizlerin hiçbiri bölgede yaşayan halkların karar verebileceği kadar sınırlı çatışmalarla son bulmamaktadır. Bölgenin, tüm büyüklerin çıkarlarına hizmet ediyor olması, onu daha problematik bir hale getirmektedir. Gelişen teknoloji ve küreselleşme ile beraber kaynak ve pazar ihtiyacı artan büyük güçler, bölgede kendi ajandalarını uygulamaya devam ettikçe, bu çözüm önerilerinin tamamı yetersiz kalacak gibi gözükmektedir.

*Onur Alp Yılmaz,
Bilgi Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi,
onuralp.yilmaz91@gmail.com

Bir cevap yazın