Mustafa Paçal – OHAL Kıskacında Türkiye ve Endüstri 4.0…

Türkiye bir hukuksuzluk ve zorbalık döneminden geçiyor. Adeta birlikte bir cehennem çukuruna yuvarlanmış gibiyiz. Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti sorunları tüm yurttaşların yaşamına acımasızca dokunan ve onların hayatlarını zindana çeviren etkiler yaratıyor. Devletin tüm denge ve denetleme araçları işlevsiz duruma getirilmiş durumda.

Yargı, siyasi otoritenin bir sopası gibi çalışarak anayasal tanımının çok uzağında, bağımlı ve taraflı bir cezalandırma aracına dönüştürülmüş; en kötüsü yargıya ve adalete olan toplumsal inanç ortadan kalkmış gözüküyor. Yasama organının dokunulmazlıkların kaldırılması ile birlikte kürsü ve yasama dokunulmazlığı sona erdirildi. Son çıkarılan 694 sayılı KHK, bir kararname değil anayasal düzenlemeler içeriyor.

MİT Cumhurbaşkanına bağlanıyor. Görev alanı -TSK mensuplarını izleme dahil- genişletiliyor. MİT Müsteşarı, izinsiz yargılanamayacağı gibi artık izinsiz ifade de veremez duruma getirildi. Ayrıca, milletvekilleri için özel savcılık ve yargılama yöntemi getirilerek, halkın oylarıyla seçilenler tehdit altına alındı.

Bu gelişmenin diğer bir anlamı ise, elinden yasama yetkisi alınan TBMM’nin işlevsizleştirilmesi ve anlamsızlaştırılmasıdır. Oysaki 15 Temmuz’da “demokrasi” bir darbe tehdidine karşı korunmuştu. 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ise bu tehdidi ortadan kaldırmak ve demokrasiyi ayakta tutmak için yapılmıştı. Ancak sorunun sadece bu olmadığı kısa zamanda anlaşıldı; OHAL sopası ve tehditleri siyasi ve toplumsal muhalefete yöneltildi.

OHAL topluma ağır bir fatura ödetiyor

Şimdiye kadar150 binden fazla kamu çalışanı ihraç edildi. 9 bine yakın akademisyen üniversitelerden atıldı. 125 bine yakın gözaltı ve 60 bine yakın tutuklanan insan bulunuyor. 668 kadın ve bebek hücrelerde veya koğuşlarda tutuluyor. 274 gazeteci ve yazar hapiste. Gözaltı veya hapiste intihar eden sayısı şimdilik 86 kişi olarak biliniyor. Biri CHP’li diğerleri HDP’li olmak üzere 12 milletvekili hapiste bulunuyor. Meclisin üçüncü büyük partisi HDP’nin eş başkanları hala hapiste tutuluyor. 89 seçilmiş HDP’li belediye başkanı görevlerinden el çektirilerek yerlerine AKP’li kayyumlar atanmış vaziyette…

Bu tablo 12 Eylül askeri darbesi sonrası ortaya çıkan tablodan daha vahim ve daha ürkütücü bir tablodur. Bu ürkütücü tabloya, bir de dış politikaya yansımaları ve bunun içerde kendini gösteren etkilerini ilave etmek gerekiyor.

Önce Ortadoğu ve sonrası Avrupa ülkeleri ile gündeme gelen sorunlara bir göz attığımızda, bunların, içerdeki siyasi gündemin devamı ve bir gerilim stratejisinin tezahürü olarak karşımıza çıktığı saptanıyor.

İç siyasette kutuplaşma ve gerilimin tırmandırılması da dış politika parametresi olarak kullanılıyor. Bunlardan, hem siyasi desteği artırma ve hem de muhalefeti baskılama aracı olarak yararlanıldığını saptıyoruz.

Önce Irak ve sonra Suriye ana siyasetinden bölgenin büyük bir ülkesi ve komşusu olarak bir anlamda uzaklaştırılan Türkiye’nin bu duruma düşürülmesinde, sorunlara yapıcı ve çözüm üretici bir politika ve üslup dahilinde bakılmamasının; aksine sorunun tarafı olan ve hatta “bu topraklar gönül coğrafyamız” diyerek işgalci-ilhakçı bir konsept içinde bakan bir siyaset izlenmiş olmasının payı oldukça yüksek görünüyor.

Diğer yandan içerde ve bölgede “Kürt fobisi” ile hareket eden bir siyasette, işe yaramadığı çok görülmesine rağmen ısrar edilmiş olmasını da ayrıca not etmek gerekiyor.

Son olarak Almanya ile olan gerginliği diğer dış politika sorunlarından daha farklı bir yere koyarak değerlendirmek kanımca önemli olacaktır. Çünkü Almanya-Türkiye ilişkileri, politik ve ekonomik olduğu kadar kültürel anlamda ilişkileri de kapsaması bakımından daha çetrefil bir durum arz ediyor. Almanya ilişkilerde yaşanan sorun, bir yandan AB ile diğer yandan ekonomik açıdan ortaya çıkacak problemlerin yanısıra Almanya’daki Türkiyeliler içinde ayrı ve önemli bir dert oluşturma potansiyeline sahip.

İhracatımızın yarısını, ithalatımızın üçte birini Avrupa ile yapmış olduğumuzu ve turizm gelirlerinin üçte birini Almanya yurttaşları üzerinden elde ettiğimizi düşünecek olursak tablonun ne kadar önemli olduğu kendiliğinden anlaşılmış olacaktır. Ayrıca AB ile gündemde olan Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesi gibi, ekonomimiz için yaşamsal özellikte olan bir sorunun çözülemiyor olma ihtimali bile daha şimdiden ekonomi üzerinde olumsuz etkiler yapar.

Gazeteci Deniz Yücel, İnsan hakları savunucusu Peter Steudtner haksız yere hapiste tutuldukları sürece ve yapıcı adımlar atılmadığı sürece Almanya ile ilişkilerde şimdilik bir ilerleme olmayacağı görünüyor. Türkiye, dış politikada uluslararası hukuk, egemenlik haklarına ve toprak bütünlüğüne saygı, karşılıklı çıkarlara dayalı iyi komşuluk ilişkilerini önde tutmalıdır. Buna Almanya ilişkileri de dahil…

Ekonomik ve sosyal görünüm açısında ise durum daha da içinde çıkılmaz bir hal alıyor ve tüm göstergelerin yönü aşağı tarafı gösteriyor. Gerçek işsizlik ve enflasyon oranlarının, TUİK verilerinin aksine, %10’ların çok üzerinde seyretmesi ekonominin kırılgan ve istikrarsız bir mecrada gittiğini gösteriyor. Hükümetin kredi ve teşvikleri arttırmasına rağmen “geçici büyüme oranları” yakalanması ise kalıcı bir ekonomik büyüme yaratmaya yetmiyor. Çünkü kalıcı bir ekonomik büyüme ve istikrarlı bir ekonomi için yapısal reform yapılmadığı gibi demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanındaki yıkıcı sorunlar ekonominin daha da kötüye gitmesine yol açıyor.

Ancak hükümet, masa başı hesaplama taktikleri ile GSMH’yi bir gecede arttırmakla; bakanlar attıkları tvitlerle vatandaşlara “zengin oldunuz” mesajları vermekle meşgul olmayı tercih ederek gerekli reformları yapmanın çok uzağında duruyor.

Endüstri 4.0 devrimi…

Tüm bu açmazları yaşadığımız bir dönemde kendi başına yol alan bir başka süreç, özelikle ekonomik ve sosyal yaşamı ayrıca tehdit eden ve aynı zamanda çeşitli fırsatlar da yaratan bir hızla yoluna devam ediyor ve ne yazık ki bu, bizim gündemimizde şimdilik yer almıyor.

Endüstri 4.0 devrimi 2011 Hannover Sanayi Fuarında ortaya atılan bir kavram. İçerik olarak yapılan değerlendirilmelerde ise  “Siber-Fiziksel Sistemler”, “Nesnelerin İnterneti”, “Hizmetlerin İnterneti” ve “Akıllı Fabrika” gibi temaların öne çıktığını görüyoruz. Yapay zeka, gen teknolojileri, bio teknolojiler ve 3D, 4D yazıcılar gibi alanlarda yaşanan yenilikçi sürecin, sadece üretim süreçlerinin değil siyasi, ekonomik ve toplumsal alanların üzerinde de sarsıcı etkileri olacağını şimdiden görmekteyiz.

Yeni ve yeniden siyaset ve ekonomik paradigmaları tetikleyen bu süreçte özgürlük, refah ve güvenlik üçgeni içinde aralarında dengeli ve sürdürülebilir uyumun olduğu bir siyaset programı ve tarzına ihtiyaç duyulmakta. Bunun, hele Türkiye için hayati önemi bulunuyor.

Kısacası; veri temelli düşünmek, etki analizi yapabilmek, yapay zeka üzerinden demokrasinin güçlendirilmesi için yeni sivil ağlar oluşturmak gerekiyor. Popülizmi bırakıp reel siyaseti evrensel hukuk, insan hak ve özgürlükleri ile yoğurarak güçlü bir denge ve denetleme mekanizmasına, yönelmek gerekiyor. Kuvvetler ayrılığına  sahip demokratik bir hukuk devleti ve sivil toplum hedefi oluşturmak ve ayrıca Türkiye için çıkış yolu da önermek gerekiyor. Özetle ve somut olarak şunlar gerekiyor:

1.OHAL’in kaldırılması; KHK’ların yarattığı tüm mağduriyetlerin önlenmesi; gazetecilerin ve suçsuz insanların derhal serbest bırakılması.

2.Kürt sorununda çözüm sürecine, geçmiş deneyimlerden yararlanarak ve bölgesel süreçleri de dikkate alarak daha güçlü şekilde geri dönmek.

3.AB ile tam üye hedefli müzakereleri sürdürmek için gerekli iradeyi göstermek.

4.Dış politikada yapıcı ve karşılıklı çıkarlar temelinde barışçı bir yöne sahip olmak. Özellikle Ortadoğu’da uluslararası hukuk ve egemenlik haklarına saygılı iyi komşuluk ilişkilerini yeniden güçlendirmek.

5.Yeni demokratik bir anayasa için yeniden ve daha güçlü bir şekilde sonuç alıcı adımlar atmak.

6.Eğitimde ve ekonomide yapısal reformları bir an önce yaparak istikrar içinde büyüyen istihdam arttırıcı etki yaratan bir ivme kazandırmak.

Ya OHAL’e devam ya Endüstri 4.0 yapılanması. Tercih Türkiye’nin…

*Mustafa PAÇAL
Sendikacı
mustafapacal34@gmail.com

Bir Cevap Yazın